Telekinesis Video
EreN - Sosyal Ağ Uzmanı 0 yorum







 

TELEKİNEZİ, TELEKİNEZİ VİDEOLARI, TELEKİNEZİ GÖRÜNTÜLERİ, BEYİN GÜCÜ İLE CİSİMLERİ HAREKET ETTİRME, CİSİMLERİ HAREKETLENDİRME, KAŞIK BÜKME, BEYİN GÜCÜ İLE KAŞIK BÜKME

İlk video'daki benim. Ben 3 günde bu kadar yapmayı öğrendim. İnsan bunu yapınca eline ne mi geçer? "Bilim" adı altında insanların ne kadar oyalandıklarını anlar, insan hayatı için "bilim"in ne küçük uğraşlar içinde olduğunu anlar, "YARATILANLARIN EN MUHTEŞEMİ" olduğunu ama bunu kullanmak için çaba göstermesi gerektiğini anlar. UFO dedikleri UZAYLILAR'ın niçin yıllardır dünyayı ziyaret edip insanı araştırma merakı içinde olduğunu anlar... (Bu muhteşemliği onlar bile görüyor ki gelip araştırıyor. Onlara inanmıyorsanız, NASANIN UFO SIRLARI ve UFO-UZAYLI BELGELERİ kategorilerimizi mutlaka ziyaret edin...)


telekinezi izlesene.com


amatör - telekinezi haveha | izlesene.com





amatör - telekinezi | izlesene.com





amatör - telekinezi | izlesene.com





amatör - telekinesis | izlesene.com




TELEKİNEZİ
EreN - Sosyal Ağ Uzmanı 0 yorum











TELEKİNEZİ VİDEOLARI KATEGORİMİZİ MUTLAKA ZİYARET  EDİN
"Kendinizi yapamayacağınıza inandırmaktan vazgeçin. Tüm olay inanmakla başlıyor."


Telekinezi



Telekinezi (Yunanca: τῆλε + κίνησις, "uzaktan hareket"), maddeler üzerinde düşünce gücüyle etki yapma olarak tanımlanır.



Telekinezinin gerçekliğine dair hiç bir bilimsel kanıt yoktur. 2006'da bu konudaki 380 deneyin meta analizini yapan bir çalışma, sadece yayın önyargısına (bilimsel yayın yapan kişilerin sonuçları olumlu yorumlama payı) bağlanabilecek denli küçük bir etki bulmuştur. Telekinezi deneyleri, bilim adamları tarafından yeterince kontrollü ve tekrarlanabilir olmamaları yüzünden eleştirilmiştir. Ancak bazı deneyler telekinezinin gerçekliği konusunda bir yanılsama yaratmıştır, bu yanılsama deneyi yürütenlerin telekineziye duyduğu inançla orantılıdır.



Telekineziyi gerçekleştirebildiğini iddia edenler arasında en ünlüleri Rus psişik Nina Kulagina ve İsrailli psişik Uri Geller'dir.[1]



Kaşık veya diğer metallerde deformasyon oluşturma telekinezi veya Psikokinezi de denilen herhangi bir cismi uzaktan hareket ettirme veya çok az uygulanan bir temas gücüyle etkide bulunmaya verilen addır. Bu fenomenle ilgilenen parapsikologlar ve amatör ilgililer tarihte geçtiğine inanılan olağanüstü öyküler veya mucizelerin bir telekinezi biçimi olduğuna inanmaktadırlar. Ancak fenomene "Telekinesis" adının verilmesi çok yeni bir tarihe rastlar. Tabir Alman-Rus psişik araştırmacı Alexander N. Aksakof tarafından 1890'da kullanılmıştır. Psikokinesis tabiri ise 1914 yılında Amerikalı yazar ve yayımcı Henry Holt tarafından "On the Cosmic Relations" adlı eserinde geçmiş ve Amerikalı ünlü parapsikolog J.B.Rhine tarafından da benzeri fenomenleri tanımlamakta kullanılmıştır.[2]



Telekinezi, düşünce gücü ile cisimleri oynatmaktır. Bu herkeste olan bir yetenektir. Ne bir mucize ne de bir efsane. Tek gereken inanmak!



Telekinezi yeteneği doğal bir yetenektir, fakat tek sorun bu beceriyi öğrenebilmektedir. Öncelikle olayın Düşünce-Beyin-Bilinç-İnanç dörtlüsünde bittiğini söyleyelim. Ayrıca bazı araştırmalar da beynin korteks bölümünde bu özellikle bağlantılı bölgeler keşfedildiğini de gözler önüne sermektedir.



Bazen bazı cisimler düşer. Biz kaydığını zannederiz veya korkarız. Ama bunun tek nedenin telekinezidir. Yani insanın o anda bilinçsizce çevreye saçtığı yeteneğidir.



Her şey, ne düşünebiliyorsak, gerçekleşebilir felsefesine dayanmaktadır.[3]

Kökenbilim



Telekinezi terimi Yunanca "uzak" anlamındaki "tele" sözcüğü ile "hareket" anlamındaki "kinesis" sözcüklerinden türetilmiş olup, metapsişikçilerce var olduğunu öne sürdükleri "fiziksel medyumluk yeteneğine sahip bir insan tarafından eşyaların el veya bilinen diğer araçların yardımı olmaksızın uzaktan hareket ettirilebilmesi paranormal olayı"nı adlandırmak üzere kullanılmaktadır. Parapsikologlar bu var sayılan olayı Psikokinezi kapsamında ele alırlar. Bir başka deyişle, telekinezi terimi daha çok metapsişikçiler tarafından kullanılmaktadır; parapsikologlar ise Psikokinezi terimini tercih ederler.[1]

Telekinezi Teorisi



Genelde telekinezi insanlar tarafından mucize ve az rastlanan bir yetenek olarak bilinir. Fakat bu düşünce tamamen yanlıştır. Bakın! Her yaşayan insan bir beyne sahiptir. Tüm beynimizi kullanmıyoruz ama herkes kendine uygun olanı bölümü kullanmaktadır. Mesela bazı insanlar sanattan, bazıları matematiksel bilimlerden, bazıları spordan, bazıları da danstan hoşlanır. Bu liste uzayıp gider. Tüm bu aktiviteler beyinde farklı yerleri kullanırlar. Düşünce gücü de bunlardan biridir. Hepimiz bunu kullanıyoruz ama dikkat çekmeyecek kadar az. Mesela bazılarımız bazı şeylerin önceden olacağını bilebiliyoruz veya ilk tanıştığımız bir insanın karakterini kendimizce yorumluyoruz. Yani iyi ya da kötü olduğunu hissedebiliyoruz. İşte bu özelliklerimizin tümü düşünce gücüyle ilgilidir. Tüm her şeyin arkasında yatan şey kendinize inanmamanızdır. Aynen bir çocuğun, Matematiği asla yapamam, çünkü çok zor! ya da bir insanın, Ben telekinezi yeteneğimle cisimleri oynatamam, çünkü böyle bir yeteneğim yok! demesi gibi. Şimdi bunu durdurun! Kendinize inanın! Gerisinin geldiğini göreceksiniz!

Telekineziye Giriş



Telekinezi çalışmalarına başlamadan önce yapmanız gereken şeyler var. Bunlar olayın temel taşları yani olmazsa olmazları.

1. Şüphe ve Endişe



TELEKİNEZİ GERÇEKTİR! İnsanlar bunu yaptı ve yapmaya devam da edecekler! Bu tüm insanların hayatları boyunca sahip oldukları bir hediye. Yani alıştırmalara başlamadan önce bunları kafanızın güzel bir köşesine yerleştirmeniz gerekiyor. Şunu da bilmenizi isterim şüphe sizle telekinezi başarınız arasında bir duvardır. Yani o duvarı tırmanın ve onu koşar adımlarla arkanızda bırakarak, uzaklaşın.

2. Mantık



Hepimizin de bildiği gibi teknolojinin ileri olduğu ve her şeyin bir mantığa bağlı olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bazı şeylerin mantık dışı olduğu bize yanlış da olsa öğretiliyor. Böyle büyüyoruz. Fakat şimdi arkanıza yaslanın ve telekinezi yeteneğiniz ile yaptıklarınızı düşünün yani mantığa nasıl karşı koyduğunuzu! Onu alt ettiğinizi!

3. Amaç



Neden Telekineziyi öğrenmek istiyorsunuz? Şunu söylemeliyim ki amaçlarınız ve nedenleriniz pozitif olmalı. Eğer insanlara zarar vermek, bu yeteneğinizden para kazanmak veya arkadaşlarınızın dikkatini çekmek içinse; bunlardan hemen uzaklaşın! Bunu ucuz bir amaç için denemeyin! Zihin egzersizi ve gerçek sanılanlarla meydan okumak için öğrenin!

4. Rahatlama ve Ortam



Başlamadan önce arkanıza yaslanın ve günün stresinden zor da olsa uzaklaşmaya çalışın. Pozitif moda geçin ve ortamda sizin dikkatinizi dağıtabilecek her şeyi kaldırın.

Telekineziye Ayrılan Zaman



Bildiğimiz gibi insanlar biraz sabırsız. Fakat sabır bu olayda her şey! Bu yeteneği kazanma zamanı tüm insanlarda değişir. Bir hafta bu olay için çok ama çok kısa bir süredir. Fakat yeteneğinizi kazandığınızda, bu beklemeye değdiğini göreceksiniz! LÜTFEN DENEMEYİ BIRAKMAYIN!



Günde en az bir kere 30 dakikanızı Telekinezi egzersizlerine ayırın! Eğer çok meşgulseniz 15 dakikayı sağlıklı bir şekilde lütfen ayırın!



Size bahsedeceğim metotlardan birine en az bir hafta yoğunlaşın. Eğer yaramadığını düşünüyorsanız metot değiştirin. Kendinizi yapamayacağınıza inandırmaktan vazgeçin. Tüm olay inanmakla başlıyor.[3]

İnanç ve Hayâl - Dinî - Mistik Hayat ve Telekinezi



İnanç ile gündelik, sıradan hayatta alışkın olmadığımız pek çok şeyin gerçekleşebileceği inancı aslında oldukça kadim zamanlara kadar gitmektedir. Kadim dünyada kişinin inanç ve hayal dünyası ile fiziksel gerçeklik dünyasının, varlığın -birbirleriyle organik ilişki içinde olan- çeşitli katmanları olduğu kabul edilmekteydi, oysa bu anlayış Avrupa'daki felsefi ve bilimsel değişimler neticesinde önce ruh dünyasının yadsınması daha sonra da zihin ile madde arasına derin bir uçurum koyulmasıyla neredeyse kaybolmaya yüz tuttu. Ancak farklı dinlerin peygamberleri, veli ve azizleri inancın muhteşem gücü hakkında sözler, deyişler sunmuşlar ve inananlar veya en azından dindar kimseler de bunun gerçekliğinden asla şüphe etmemişlerdi. Örneğin İsa peygamber denizdeki kasırgayı istekleriyle durduramamalarını havarilerin yetersiz inancına bağlamış ve onları azarlamıştı. İslam tasavvufunda Muhyiddin Arabi hayalin yaratıcı gücü olduğunu apaçık bir şekilde belirtmiştir. Arabi insan-ı kâmil ile ilgili izahlarında onun bütün ruhani enerjisini yoğunlaştırarak (ki buna himmet adını vermektedir) herhangi bir nesneye tesir edebileceğini hatta mevcut olmayan bir nesneyi dahi varlığa büründürebileceğini ifade eder. Arabi'nin varlık görüşünde Varlık alemi beş katmandan oluşmaktadır. Hisler Alemi, Misâl Alemi (hayalin denk düştüğü alem budur), Ruhlar Alemi, Müteal Akıllar Alemi, Zat Alemi. Her insan kendi hayal aleminde bir şeyi var kılabilir ancak İnsan-ı Kâmil veya Arif hayalinde var olan şeyi himmeti yani ruhani gücüyle zihninin dışına yansıtabilir. Ancak arifin gerçekte mevcut olmayan bir şeyi varlığa büründürmesi ile Tanrı'nın bir şeye mevcudiyet vermesi arasındaki derin fark arifin varlık verdiği şeyin onun himmeti sürecinde mevcudiyetini koruması ve sonra kaybolmasıdır. Ayrıca arif himmet kuvvetinin kendisinin kuvveti değil sadece Tanrı'nın kuvveti ve onun Kaviyy isminin tecellisi olduğunu bilir ve bu marifeti onu kendi isteğiyle himmet gücünü kullanmaktan sakındırır.



Tibet Budizm'inde lamaların eğitimlerinde de benzeri şekilde hayaldeki bir varlığa his dünyasında gerçeklik kazandırılmaya çalışılır. Tibet'in o dönemde yabancıların girmesinin yasak olduğu Lhasa'ya giren ilk Batılı olan ve lamalar arasında bir süre kalarak çalışmalarını gözlemleyen Alexandra David-Neel de eserinde öğrencilerin inzivaya kapanıp Yidam'ını (koruyucu yarı-tanrı) günde bir öğün yedikleri yemek ve uyku haricinde hayal etmeye devam etmesi ve belirli mistik deyişlerin tekrarlamasıyla fiziksel dünyada varlık kazandırması ve hatta onun ayaklarına temas etmesi istenir. Yaratılan ve tulpa denilen bu varlıkların eğer onları meydana getiren kişinin belirli bir zihinsel ve ruhsal aydınlanma derecesine ulaşmamış olması durumunda tehlikeli olacağı uyarısını yapan Neel'in kendisi de belirli ayin ve konsantrasyonları uygulayarak bir Tulpa gerçekleştirdiğini söyler.[2]

Batı'da Ünlü Telekinetikler



Metalleri hareket ettirdiği bilinen en ünlü ilk batılı telekinetik Polonya doğumlu Stanislawa Tomczyk'dır. Stanislawa hipnotik haldeyken bazı küçük objeleri havaya kaldırabiliyordu (levitasyon). Stanislawa, 1910'da Varşova'da Fizik laboratuarında bir grup bilim adamının gözetimi altında telekinetik yeteneklerini sergilemiştir.



Bir diğer ünlü telekinetik Rus Nina Kulagina'dır. Kulagina filme de alınan gösterilerinde metal çubuklar, kibrit çöplerini dokunmaksızın hareket ettirebilmekteydi.



1970'li yıllarda bu tip olayları yapabildiğini iddia eden bazı insanlar ortaya çıkmıştı. En ünlüleri arasında Uri Geller de bulunan bu kişiler televizyon şovlarında ve bilim adamlarının laboratuarlarında bu tip yeteneklerini sergilediler.



Bazı bilim adamları ve James Randi gibi ünlü ve profesyonel bazı illüzyonistler bu tip yeteneklerin gerçekte bir hile ve el çabukluğundan başka bir şey olmadığını öne sürmüşlerdir. Randi ayrıca pek çok hileli yolun olduğunu iddia ettiği kaşık bükme gösterilerinden bazılarını da gerçekleştirmiştir.



2001 yılının Nisan ayında Arizona Üniversitesi psikoloji profesörü Gary Schwartz'ın yönetimi altında 60 kadar öğrenci zihin güçlerini kullanarak çatal ve karışları bükmeleri istenmiş ve denemelerde çeşitli derecelerde başarı sağlanmıştır.[2]

Kaşık Bükme



Kaşık bükme paranormal yollarla ve fiziksel güç kullanmaksızın veya normal koşullarda gereken fiziksel gücü kullanmaksızın nesnelerde deformasyon oluşturmaya verilen genel addır.[2]

Sahne Gösterisinde Kaşık Bükme



İllüzyonistlerin kaşık bükme gösterileri diğer illüzyon gösterilerinde olduğu gibi seyircinin dikkatinin başka yöne çevrilmesi sırasında el çabukluğu ile kaşığa ya da metale yapılan fiziksel müdahale ile veya önceden hazırlanan çeşitli tekniklerle gerçekleştirilir. James Randi illüzyonistlerin kaşık bükme numaralarından örneğin kaşığın en zayıf yerinden daha önce kırılma noktasına yakın bir dereceye kadar bükülmesi gibi çeşitli hilelerini televizyonda kamuya açıklamıştır.



"İnsanüstülük taslıyanların İçyüzü" adlı eserinde psişik ve doğaüstü kabul edilen bazı fenomenlerin arkasında yattığını iddia ettiği hileleri ortaya koymaya çalışan Metin And'a göre Geller'in 50 çeşit kaşık bükme numarası veya tekniği bulunmaktadır.[2]

Kullanılan Teknik ve Metodlar



Sahne gösterileri ve illüzyonistlerin kullandığı göz boyama yöntemlerinin dışında da kaşık veya herhangi bir metal veya cismin parapsikologların Psi denilen zihinsel veya ruhsal güçle etkilenebileceği öne sürülmektedir. Özellikle ABD'de telekinetik gücün kullanılması üzerine bazı kişiler eğitim ve grup çalışmaları düzenlemekte ve katılımcıların bu güçleri kullanarak kaşık veya çatal bükebilmeleri öğretilmektedir.

Houck Metodu



Bir başka kaşık bükme 1981 yılından bu yana mühendis Jack Houck tarafından yine onun tarafından düzenlenen "PK Partileri"nde tanıtılmaktadır. Bu partilerde misafirlere bedenlerinden geçen bir enerji akışının kaşığın belirli bir noktasına yöneltildiği hayal edilerek kaşığa bükülme emri verilmesiyle gerçekleştirilir. Daha sonra misafirler dikkatlerini başka bir yöne yönlendirerek kaşık ya da metali unuturlar. Metal bir süre sonra şaşırtıcı bir şekilde ellerinin küçük bir hareketiyle kolayca bükülmeye başlar. Houck ve takipçileri bunun psikokinetik bir fenomen olduğuna inanmakta ancak bazı kişiler bunun sadece gündelik tecrübenin dışında ve fakat sıradan bir fenomen olarak görmektedirler.

Uri Geller topluluk içinde metal bükerken



Houck'un metodunun anlatıldığı bir web sayfasında grup halindeki uygulamaların tek başına yapılanlardan daha hızlı sonuç verici olduğu belirtilmektedir. Katılımcılar bir araya geldikten sonra bir süre yeme içme vs. şeylerle vakit geçirirler daha sonra ortaya konulan metal eşyalardan herkes kendisine iyi hissettiren birini seçip alır ve daire şeklinde oturur, ışıkların gücü azaltılır ve müzik varsa kapatılır. Katılımcılar gözlerini kapatır. Katılımcılara kaşık veya çatalı baş ve işaret parmakları arasında tutmaları gevşeyip zihinlerini temizlemeleri, yavaş ve derinden nefes alıp vermeleri ve kendilerini en rahat, huzurlu hissedecekleri bir yerde -plaj, orman, göl kenarı vs.- bulunduklarını hayal etmeleri söylenir. Tüm sıkıntı ve dertlerden uzaklaşırlar, uykulu değil ancak tamamen gevşemişlerdir, huzurludurlar. Daha sonra katılımcılardan başlarının birkaç adım ötesinde altın bir enerji topunu hayal etmeleri istenir. Ondan yayılan sıcaklık ve enerjiyi hissetmeleri istenir. Bu enerji topundan sıcak bir ışın çıkıp katılımcıların alnına ulaştığını ve onların da bu sınırsız enerjiyi emdikleri hayal edilir. Enerjinin sıcaklığı alından omuz ve kollara yayılır. Güçlü ve canlı fakat yine huzurlu ve gevşemiş olan katılımcının kolunda hissettiği enerji oradan bilek ve eline akar ve dirseği ile eli arasında bu akış devam eder. Enerjinin sıcaklığının baş ve işaret parmağına geldiği ve oradan istenilen yere gidebileceği hayal edilir. Katılımcının üçe kadar sayıp gözlerini açması ve enerjinin elinde tuttuğu çatal ya da kaşığa akması için ona üç kez "Bükül" diye bağırması istenir.



Ancak bu noktadan sonra dikkatin dağıtılması ve katılımcıdan dikkatini tümüyle vermeden yoğunlaşması istenir. Hatta dikkatin belirli bir düzeyde dağıtılması için herhangi bir konuda (kaşık bükmek değil) ateşli bir tartışmaya bile girilebilir veya tanıdığınız biriyle metal bükmek dışında bir konuda da konuşabilirsiniz. Konu üzerinde daha yoğun düşündükçe işlerin daha da zorlaştığını göreceksinizdir. Bu yüzden dikkatinizin başka bir yöne kayması gereklidir, daha sonra metali alıp istediğiniz bir noktadan kolayca bükebildiğinizi göreceksiniz. Ancak metalin kolaylıkla bükülebilecek noktaya gelişi birkaç dakika alabildiği gibi saatler de sürebilmektedir. Aynı sayfada deneylerini paylaşan katılımcı 18 katılımcıdan sadece ikisinin bükmeyi başaramadığını belirtmekte ancak başarısızlık karşısında yılmayıp denemelere devam edilmesini önermektedir.



Dikkat: Yukarıdaki metotta kaşık elle bükülür; ancak zihinle öylesine eriyik bir kıvama gelir ki bu çok rahatça yapılır.

Rick Tobin ve Ellie Crystal'in Metodu



Ellerinizi yıkayın ve çatal veya benzeri bir metal nesneyi elinize alın. Rahatça oturun, gevşeyin, gözlerinizi kapayın zihninizi her türlü düşünce ve duygudan arındırın. Daha sonra parmak uçlarınızla nesnenin yüzeyini yavaşça ovalayın ve yüzeyin size ne hissettirdiği üzerine yoğunlaşın. Metaldeki moleküler enerji akışını hissetmeye çalışın ve nesnenin büküldüğünü hayal edin ve asla güç uygulamayın.

Hipnotik Telkin



Bu yöntemde kişi hipnotik trans haline sokulur ve gerekli telkinlerle psişik gücünü tam olarak kullanabileceği, kaşığın kendi isteğiyle büküleceği telkini verilir ve bu duruma tam bir inanç duyması sağlanır. Bu yöntemle de eğer kişiye yapılan telkin güçlüyse ve bilinçaltı kısıtlamaları tam olarak kaldırılabilmişse kaşık bükülecektir


 

Telekinezinin Püf Noktaları
Selam tüm telekineziyle ilgilenen arkadaşlar.Telekinezi yazılarımıza devam ediyoruz. Bu yeni yazımı yazmamın en büyük nedenlerinden biri telekinezinin yanlış anlaşılması ve MSN'den gelen soruların hep aynı olması. Şimdi sizi aydınlatmaya çalışalım.
Telekinezi ANLATILMAZ! Telekinezi ÖĞRETİLMEZ
Evet yukarıdaki cümleleri iyice belleğinize yerleştirin Çünkü; Telekineziyi Öğrenmek için 2 yol vardır. Telekineziyi size biri anlatamaz size sadece örnek yada teknik verebilir. Yani siz sadece alıştırmaları deneyerek kendi kendinize öğrenebilirsiniz. Alıştırmalara sitemizden göz atabilirsiniz.Yada telekinezi yapabilen biri size telepatiyle 1 saatte öğretir (ki bu yolla öğrenmeniz Türkiye'de %1 şansla olur..) Telekinezi yaparken;

Telekinezi yaparken bir şey düşünmezsiniz!

Telekinezi yaparken sadece hayal ve imajinasyon kullanırsınız.

Telekinezi yaparken Nefesiniz çok hızlıysa telekineziyi bırakmalısınız.

Telekinezi yaparken Oda ılık, Elleriniz sıcak olmalıdır.

Telekinezi yaparken çok başarısızsanız yerinizi değiştirmelisiniz.

Telekinezi yaparken telekineziyi önemsememelisiniz, basit bir şey gibi düşünüp onu rahatça yapabileceğinize inanmalısınız.

Telekinezi yaparken beyninizi sıkmayın, ıkınmayın, çok rahat olun ve sadece cisme yoğunlaşın.

Telekinezi yaparken üstüne birde acemiyseniz, arkadaşlarınızın yanında uğraşmayınız, yalnız yapınız.

Telekinezi yaparken ellerinizin karıncalandığını düşünün veya isteyiniz.

Telekinezi yaparken avucunuzdan bir enerji hortumu çıktığını hayal edin (abartmadan )






TELEKİNEZİYE GİRİŞ



Telekinezi çalışmalarına başlamadan önce yapmanız gereken şeyler var. Bunlar olayın temel taşları yani olmazsa olmazları.



1) ŞÜPHE ve ENDİŞE



TELEKİNEZİ GERÇEKTİR! İnsanlar bunu yaptı ve yapmaya devam da edecekler! Bu tüm insanların hayatları boyunca sahip oldukları bir hediye. Yani alıştırmalara başlamadan önce bunları kafanızın güzel bir köşesine yerleştirmeniz gerekiyor. Şunu da bilmenizi isterim şüphe sizle telekinezi başarınız arasında bir duvardır. Yani o duvarı tırmanın ve onu koşar adımlarla arkanızda bırakarak, uzaklaşın.



2) MANTIK



Hepimizin de bildiği gibi teknolojinin ileri olduğu ve her şeyin bir mantığa bağlı olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bazı şeylerin mantık dışı olduğu bize yanlış da olsa öğretiliyor. Böyle büyüyoruz. Fakat şimdi arkanıza yaslanın ve telekinezi yeteneğiniz ile yaptıklarınızı düşünün yani mantığa nasıl karşı koyduğunuzu! Onu alt ettiğinizi!



3) AMAÇ



Neden Telekineziyi öğrenmek istiyorsunuz? Şunu söylemeliyim ki amaçlarınız ve nedenleriniz pozitif olmalı. Eğer insanlara zarar vermek, bu yeteneğinizden para kazanmak veya arkadaşlarınızın dikkatini çekmek içinse; bunlardan hemen uzaklaşın! Bunu ucuz bir amaç için denemeyin! Zihin egzersizi ve gerçek sanılanlarla meydan okumak için öğrenin!



4) RAHATLAMAK VE ORTAM



Başlamadan önce arkanıza yaslanın ve günün stresinden zor da olsa uzaklaşmaya çalışın. Pozitif moda geçin ve ortamda sizin dikkatinizi dağıtabilecek her şeyi kaldırın.







TELEKİNEZİ'YE AYRILAN ZAMAN



Bildiğimiz gibi insanlar biraz sabırsız. Fakat sabır bu olayda her şey! Bu yeteneği kazanma zamanı tüm insanlarda değişir. Bir hafta bu olay için çok ama çok kısa bir süredir. Fakat yeteneğinizi kazandığınızda, bu beklemeye değdiğini göreceksiniz! LÜTFEN DENEMEYİ BIRAKMAYIN!



Günde en az bir kere 30 dakikanızı Telekinezi egzersizlerine ayırın! Eğer çok meşgulseniz 15 dakikayı sağlıklı bir şekilde lütfen ayırın!



Size bahsedeceğim methodlardan birine en az bir hafta yoğunlaşın. Eğer yaramadığını düşünüyorsanız method değiştirin.



Kendinizi yapamayacağınıza inandırmaktan vazgeçin. Tüm olay inanmakla başlıyor.

Yaşadıklarımı Paylaşmak İstiyorum
EreN - Sosyal Ağ Uzmanı 0 yorum

Aşağıdaki forma başınızdan geçen ilgin olayları ve yaşamakta olduğunuz gizemli olayları, çzüm üretemediğiniz gizemli anılarınızı ve yaşamakta olduğunuz olayları yazabilirsiniz. vereceğiniz e mail adresi gizli tutulur ve yazınıza gelen her yorumda bu mail adresinize admin tarafından bilgilendirme yapılır...


Ruhlar Alemi
EreN - Sosyal Ağ Uzmanı 0 yorum


Bilinçli ölüm olabilir mi?

Metafizik yaklaşımlar, bilincin yüksek tutulması doğrultusundadır ve özellikle de bunun ölüm sırasında yeterli düzeyde olması amaçlanmaktadır. Son sinirsel refleks, bilinç astral plana yollayacak ve alt düzeydeki zihinsel düzeylerden daha yüksek düşünce formlarına ulaşması gerekecektir. Bu oluşumun bilinçli ve hızlı olması önemlidir. Öte yandan ölüme hazırlıklı olmak önemlidir, gelecekte toplum bilinçle nasıl ölüneceğini çok daha iyi bilinecektir. Gerek yukardaki ölüm ötesi tasvirleri, gerekse de bilimsel ölüm kabulü bilinçliliği çok sayıda insan için sanıldığından çok öte bir güç ve direnç kaynağıdır. Birçok kişi için ise, çok büyük bir ölüm endişesi, kişiliğinin yokolacağı korkusuyla parelel olarak, bilinçsizlik, yalnızlık ve sevdiklerinden sonsuzadek kopma düşüncesinin şoku geçerlidir. Uzun zamandır yapılan deneylerde, bu tür insanların özellikle iki uçta yani tümüyle inançsız maddeci ve aksine aşırıcı dinci ve tutucu kişiliklerde oldukları belirlenmiştir. Oysa, klasik ruhçular eğer gerçekten öğretilerine inanmışlarsa veya antik öğretilerden etkilenerek bir çeşit bilgelik bilincine ulaşmış olanlar bilgilerinden eminseler, dünyayı kolayca terk edecek, gittikleri yeni dünyada çevrelerinde olan sevdikleriyle beraber olarak, sevgiyle karşılandıkları çok daha özgür bir alanda yaşamlarını sürdüreceklerdir. Aynı anda da, duygularını ve düşüncelerini bu yeni yere göre ayarlayarak, geçmişteki kişiliklerinden de sıyrılacaklardır. İnancın tam bu noktası, modern ruhçuluğun, ölülerle ilişki kurulamayacağı düşüncesinin kaynağıdır; birey dünya yaşamında kim olursa olsun yeni varolduğu alanda bir evrime uğramakta ve artık geride kalan kişiliği ve deneyimi ile ilgilenmemektedir ama bu bir unutma değildir aksine bir bilgelik düzeyidir. Travmatik olayları dışarda bırakmak şartıyla, ölüm katı ve zor değildir aksine yumuşak ve huzurludur. Burada bilinçli bir geçişin ve astral ortamın ilk izlenimleri hissedilir. Fizik bedenin ölümünden sonra, bireysel ilginin astral düzeyde bir fiziksel oluşumu sağlamanın en önemli uğraş olduğuna inanılmaktadır. Bu çok daha süptil yani hassas düzeyde yetiler ve idrak fizik beyinin düşünme ve nedensellik kısıtlamalarından kurtularak daha özgürleşirler. Tüm bilgi ve deneyim çok daha net ve objektif olarak duyumsanır. Buradaki sevinç duyumunun ve özgürlük hissinin, madde dünyasının çok ötesinde olduğuna inanılmaktadır.

Mistik ruhçuluk

 
Siz de Atlantisli misiniz?
Kırk yılın Spiritüalizm´i yani Ruhçuluk´u biraz kılık değiştirdi belki de revize oldu. İngiliz felsefeci Dr. Benjamin Ray bizlere ruhlarla ilişki kurmanın mümkün olmadığı oldukça farklı bir anlayış getiriyor. Reenkarnasyonun, Atlantisliler´in ve kozmik yasaların yer aldığı bu sistem aynı zamanda ölüme bir anlam getirirken yanısıra da ölüm korkusunu yumuşatmaya çalışıyor. İnsanlığın en büyük trajedisi ve toplu olarak karşı çıktığı tek olay ölümdür; insan ölüme karşı isteksiz ve korku doludur, karşı çıkmak için çaresizce elinden geleni yapar ve yaşamını uzatmaya çalışır. Ama bu çaba anlamsız ve yetersizdir öte yandan fizik bedenin aktivitesi de yaşamın bir oranda garantisidir. Ölüm korkumuzun temelinde bilinmeyenin korkusu ve çaresizlik önemli bir yer tutar; ötede hiçbirşeyin olmadığı daha da ürkütücüdür. Yüzyıl boyunca sayısız ruhçu yani spiritüalist gruplar, tüm bu karamsar tabloya rağmen, geniş bir inanç sistemini oluşturarak ölümden sonra bir çeşit yaşamın sürdüğünü iddia ettiler. Entellektüel kabullerin temelinde, yeni ve taze bir yaşama uyanış vardır; buradan da reenkarnasyon düşüncesi ve inancı doğar. Bilimsel olarak kesinleşmemiş tanıklıklara ve metafizik bilgelerinin yüzyıllardır süren söylevlerine rağmen, büyük geçişin korkusu hiç azalmadan sürmektedir. Ne denirse denilsin inanılan istisnasız herşey, yaşamın gerçeklerinden çok uzaktır ve gerekli güveni sağlayamaz. Kimliğimizi silmesi. ölümün bir diğer kötü yanıdır. Eğer kişiliğimizin ve deneyimlerimizin ölümsüzlüğü bir şekilde kanıtlanabilse ve ölümden sonraki varlığımızdan emin olsak, kimlik yokolması korkusundan kurtulacak ve ölüm korkusu büyük oranda azalacaktır. Eğer ölümden sonra yeni ve temiz bir yerde var oluyorsak, kişiliğimiz daha canlı olacaktır ve bu yaklaşım biçimi varlığımıza üst düzey bir anlam getirebilir ve o zaman ölümü bir beklenti olarak tanımlar ve de iyiye doğru bir değişimi umud ederek kabullenebiliriz. O zaman insan zekasına ve milyon yıllardır yaşamasını sağlayan iç güdülerine güvenerek belki ölüm ötesi bir yaşamı düşlememizin doğru olabileceğini kabul edebilir ve yola çıkabiliriz. Ölüm ve fiziksel yaşam tematik olarak mükemmelliğe doğru giden sonsuz bir yolculuk olabilirler ama ölüm güründüğü şekliyle bu yoldaki deneyimi kısıtlamaktadır. Fizik dünyamızda özgürlüğümüzün kısıtlı olduğu görünümü vardır, bilincimiz çok yaygın bir görüşle sınırsızdır. Bilgelere göre deneyimlerimiz bize gerçeği öğretirler ve ölümün büyük bir özgürlük olduğunu telkin ederler. Ölümü kabul etmeyi öğrenirsek, liberal, yeni ve anlamlı bir yaşamı da kabullenebiliriz.

Dinlerin amacı nedir?
Evrim yasası yeniden doğumlara yön verirken, Hizmet Yasası´nı yanına alır. çünkü ruhlar sistemi bilmekte ve hizmet etmek istemektedirler. Her ruh Yeniden Doğuş Yasası´na göre ölür ve yeniden doğar, yeniden doğuşun amacı geçmişle hesaplaşmaktır. Önceki yaşamda başka kişiler olan aynı ruhlar sonraki yaşamda başkaları olarak yine çevrededirler ve herşey baştan yaşanır, hatalara ters açıdan yaklaşılır ve tekamül amaçlanır. Sonuçta ölümün böyle bir spiritüel-mistik inanç çizgisinde kabulü belki daha kolaydır veya başkalarına zor ya da saçma gelebilir. Bütün bunlar yeterince anlamlı görünmese dahi, en azından tek bir yaşam kadar anlamsız değildir. Bir kez yaşamak ve bir daha tüm hatalarına rağmen yine var olamamak pek doğru görünmemektedir. Dinlerin bu görüşü neden sakladıkları veya bilmedikleri ayrı bir tartışma konusudur. Ama özgün adıyla Mistik-Ruhçuluk´un ölüm korkusuna karşı çok daha etkin bir sakinleştirici olduğu kesin gibidir...

Reenkarnasyon hakkında bilmek istedikleriniz

Reenkarnasyonu yöneten yasalar var mı?
Yeniden doğuşlar arasındaki zaman dilimlerinin ne kadar olduğu en çok sorulan sorulardandır. Ama görüldüğü kadarıyla, sürelerin uzunluğunun fiziksel olaylarla (bireysel veya grupsal) ilgisi yoktur. Bazı ruhların ekstra bir enkarnasyon hızında olduklarına inanılır, sanki aceleleri vardır. Ama bu anlamsızdır çünkü biz fizik zamandan veya beynin belirlediği zamandan söz ediyoruz aslında zaman da yoktur. Eski bilgeler yeniden doğuş sisteminin veya ruh göçünün insanın üç ana gruba ayrıldığını ve insanlığın üç yasa ile yönetildiğini söylüyorlardı; bugünkü kitlelerin büyük oranda duygusal bir alanda yeniden doğdukları belirtilmekte ve bilinçlerin hala Atlant kökenli olduklarına inanılmakta veya 4. Irk olarak tanımlanmaktadırlar; bu inanca göre evrimsel amaç astral mükemmeliktir. Milyonlarca insan Atlantis ırkının devamı olarak yeniden doğmuşlar ve hala bu ırkın duygusallığını taşımaktadırlar. Ama bu çok küçük bir ilerlemedir ve yeniden doğuş sistemine göre de kısadır. Genç egolar hala öğrenmekte ve fiziksel plan yaşamında manyetik eğriler çizerek, düşünce formları dünyada yaşama sıkı bir şekilde bağlı kalarak, karmik bir cezir gibi dünyaya akmaktadırlar. Evrim Yasası altında tekrar tekrar bedenlenen ruhlar öğrenip, deney kazanmakta, suçu, hataları, acıyı ve sabrı yaşamaktadırlar. Bunun özgür bir seçim olduğuna inanılmakta ve bu şekilde bilincin gereken noktaya ulaştıktan sonra ruh ve özgürlük anlayışını kazanması amaçlanmaktadır. Dünyasal bağlar azaldıkça ve esnekleştikçe zihinsel konsantrasyon artacak ve bedenlenme dışındaki zaman dışı sürelerde daha fazla kalınacaktır; o zaman da dünyadaki bedenlenme yani doğum sayısal olarak azalacaktır. Öyleyse daha deneyimli, daha özümlü kişiliklere gidilecektir, bu şekilde ölümden sonra daha üst düzeylerde daha kolay asimile olunarak, yeniden doğuş oluşumunun dışında kalınacaktır. Belki de ruhlar çok kısa bir an kadar veya çağlar boyunca beklemektedirler. Bu inancın görüşüne göre, enerjinin yedi kanalı veya ışını ruhları kategorize etmektedir. Yeniden doğuş bu ayrıma göre yasa tarafından yönetilmekte, her nesil deneyim, yetenek ve bilginin birikimini taşırken sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Birikim arttıkça daha başarılı nesiller gelecek ve sonunda gelecek olan son dönemde, yeniden doğuş sona erecektir. Bunun dışında kalan bir diğer grubun peşpeşe yeniden doğduğuna ve bu şekilde çok daha fazla bilgi ve deney kazandığına inanılmaktadır. Yani bu grup dünyasal deneyimin zorluğuna çabuk sona ulaşmak amacıyla katlanmaktadır. Bütün bunlar bilincin veya ruhun özgür seçimidir yani yasa evrimleşmektir ama seçim özgürdür.

Ruhumuz var mı?

Ruhumuz var mı? Yoksa biz bir fabrika mıyız? Ruh nedir? Ruh sözcüğünün tam olarak anlamı verilemez çünkü ruh sonsuz bir kavramdır. Fakat genel anlamda ruh, bedene bağlı olan ve çeşitli dini ve felsefi bakımdan canlı insanı oluşturan tinsel bir ilkedir. İnsan varlığının maddi olmayan boyutu ya da özüdür. Eski Çağ felsefecileri ruh kelimesini çok daha geniş anlamda kullanıyorlardı. Onlara göre hareketi ve canlılığı sağlayan her ilke ruhtu. Modern düşünürler ise ruhu daha belirli ve sınırlı bir tanımla açıklıyorlar. Tarih boyunca oluşan tüm kültürler, ruh kavramıyla ilişkili maddi olmayan bir ilke inancını paylaşır. Modern dünya ruhu bilimsel platformda arıyor ve birgün bulacak. Kimbilir belki de ruhun ölümü, keşfedilince gerçekleşecek.
İlk Çağda hem Mısırlılar hem de Çinliler arasında ikili bir ruh kavramı bulunmaktaydı. Mısırlılar "Ka" nın (soluk) ölümden sonra yaşamakla birlikte tinsel nitelikteki "Ba" nın Ölüler Ülkesi´ne gittiğine inanıyorlardı. Çinliler´de ölümden sonra kaybolan bir ruhla birlikte ölümden sonra da yaşayan ve sonraki kuşakların tapınması gereken ussal bir ilke olan "Hun" a inanırlardı. Eski Yunan´da ortaya çıkan ruh kavramı döneme ve okula göre değişiyordu. Yunan felsefesi ilk önce bugünkü Ege´de bulunan Milet´te ortaya Çıktı. Bu okulun temsilcileri Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes´di. Sokrates´ten önceki Yunan felsefesinde, felsefenin babası olarak kabul edilen Thales, "Arkhe" yani ilk temel madde olarak, herşeyin başı, sebebi ve ilkesi olarak "Su" yu kabul eder. Ona göre herşey Su´dan çıkmış ve yine Su´ya dönecektir. Thales´in öğrencisi olan Anaksimandros da Arkhe üzerinde durmuş fakat hocasından farklı olarak her şeyin başlangıcında bulunan, her şeyi kuşatan sınırsız şeyin "Apeiron" olduğunu söyler. Apeiron, yaratılmamıştır ve belirli olmayan bir şeydir. Daha sonra bu belirsiz şeyden zıtlar şeklinde ayrılarak bütün varlıklar ortaya çıkmıştır. Hayatın kaynağı Su´dur. İnsan dahil bütün canlılar suda yaşayan varlıklardan gelmiştir. İnsan sonradan karada yaşamaya başlamıştır. Türler durmadan değişir, fakat onların doğduğu madde yani Aperion hiçbir zaman yok olmaz. Milet okulunun üçüncü ve sonuncu filozofu olan Anaksimenes´e göre varlığın temeli Hava´dır. Bir hava (soluk) olan Ruh, insanı nasıl canlı tutuyorsa bütün evrende de hava vardır. Anaksimenes, bu düşünceyle felsefeye ilk defa ruh kavramını katmış oluyordu.
 
Geri dönen ruh
MÖ 5. Yüzyıl´ın ortalarında doğduğu ve yaşadığı tahmin edilen Demokritos da Arkhe´nin ne olduğunu araştırmış bir düşünürdü. Demokritos´a göre "var olan" meydana gelmemiş ve yok olmayacaktır. Var olanın dışında bir de "Boşluk-Mekan" bulunmaktadır. Bu mekan nedeniyle var olan bölünemeyen ve görülemeyen küçük parçalara ayrılır. Bu parçalara Atom denir. Atomlar sonsuz sayıda, öncesiz, sonrasız ve çeşitli boyutlarda ve baştan beri hareket halindedirler. Kaba ve ağır hareketli atomlar katı cisimleri (toprak gibi), hızlı hareket edenler ve ince olanlar suyu, hava´yı ve ateş´i meydana getirirler. Demokritos, Ruhu da atom düşüncesiyle açıklamaya çalışır. Ona göre ruh en ince, en düzgün ve en hareketli atomlardan meydana gelmiştir ve de ruhun atomları bütün vücuda yayılır. Düşünür Epikuros ise, Demokritos´un öğretisini ana çizgileriyle benimser. Ona göre evrende sadece atomlar ve boşluklar vardır ve bütün cisimler atomların çarpışması sonucuyla oluşurlar. Ruh ise bedendeki atomlardan daha ince atomlar tarafından meydana gelir. Ve Platon; Antik Çağ düşünürleri içinde eserleri tamamen günümüze kadar ulaşan tek örnektir. Platon ve Sokrates ruhun ölümsüzlüğünü kabul ederler. Platon´un ruh görüşü önemlidir. Ona göre ruh, vücuda bağlı olmadan önce "idealar" aleminde yaşamış ve ideaları görmüştür. Eğer böyle bir durum varsa yani biz var olmadan önce de bir ruh var olmuşsa, o zaman ölümden sonra da var olmaya devam edeceği sonucuna ulaşabiliriz, der. Ona göre ruh, her zaman geldiği yer olan idealar alemine dönmeyi arzular. Bu dünyada bir beden içinde kalmaya mahkum olan ruh, bedenden kurtulup tekrar saf haline dönebilmeyi istemektedir. Çünkü ruh beden kalıbına girince ilahi kaynaktan geldiğini unutarak ihtiraslarının esiri olur.

Ruhsal sınıflandırma varmı?
Platon´un öğrencisi Aristotales bütün hayali olayların ruhun idaresinde gerçekleştiğini ve ruhun canlıyı cansızdan ayıran, vücudu şekillendiren ilke olduğunu varsayar. Aristo ise, ruhu üç sınıfa ayırır. Ruhun en alt sınıfı, bütün bitki, hayvan ve insanlarda ortak olarak bulunan bitkisel ruhtur. Bitkisel ruh, beslenir, büyür ve neslini devam ettirir. Ruhun ikinci sınıfı olan hayvani ruh algılama ve hareket ettirme kabiliyetine sahiptir. Ruhun üçüncü ve en yüksek sınıfını ise, insani ruh teşkil eder. Bitkisel ve hayvani ruhlar bu ruhun ortaya çıkmasını sağlarlar. Sadece insanda bulunan insani ruhun başlıca özelliği akıldır. Burada hayvani ruh bitkisel ruha, insani ruh ise hayvani ruha hakimdir. Hayvani ruh vücutla ortaya çıkar ve bedenle beraber yok olur. İnsani ruhun ön önemli özelliği olan akıl ise vücuttan bağımsız ve sonsuzdur yani insani ruh bilgiye sahip olmak yetisiyle diğer ruhlardan ayrılır.

Ruh organ mı?
Yunan felsefesi kendisini dini etkilerden kurtararak yerine bilimsel ve akılcı (rasyonalist) görüşleri getirmeye çalışmıştır. Buna karşın zamanla etkin olan Hellenistik Felsefe din ile felsefeyi bütünleştirmeye başladı. Böyle bir özelliği taşıyan Yeni Eflatunculuk´ta (Neo Platonizm) Plotinos´u görüyoruz. Plotinus herşeyden önce materyalizme karşı bir düşünceyi savunur. Ona göre ruh, bir bütün ve bir birliktir. Yani parça parça olmayan bölünmez bir bütündür. Maddi ve cismani bir şey olmadığı gibi, bedenin bir organı da değildir. Fakat bedenin her tarafına yayılmıştır. Buna göre ruh görülebilen ve idrak edilebilen bir cevherdir. Ruh, bedene hakim olmakta, ona şekil vermekte ve yaşamasını sağlamaktadır. Ölümle birlikte bedeni terkeder ve böylece beden çürümeye başlar. Beden güzelliğini ruhtan alır. Kısacası beden ölüme mahkum olduğu halde ruh ölümsüzdür.

Uzakdoğu ve ruhçuluk

Doğuda ve Uzak Doğu´da iyi ruhların yardımını kazanmak, kötü ruhlardan korunmak amacıyla ruhlara hediyeler vermek şekliyle bir tür atalara ibadet kavramınin geliştiği görülür. Hintliler´in Ganj Irmağı´na, Eski Mısırlılar´ın Nil´e, Mecusiler´in ateşe, Sabiiler´in yıldızlara tapmalarının ardında bu gerçek vardır. Günümüz Afrika´sında, Amerika´da ve Avustralya´da bazı ilkel kavimler hala bu inancı sürdürürler. Bazı batılı din araştırmacıları buradan yola çıkarak, ruhlara tapınmayı ilk din olarak tanımlarlar ama bu yaklaşım reddedilmektedir çünkü özünde dinin insanların hayal dünyasından doğduğu ve zamanla gelişerek bugünkü haline geldiği düşüncesi vardır. Japon dinlerinden Şintoizm´de birçok ruh çeşidi bulunmaktadır. Ailenin ruhları, köylerin ruhları ve imparatorun atalarının ruhları gibi... Bunların dışında doğa kuvvetlerine can veren başka ruhların da bulunduğuna inanılır. Şintoizm aynı zamanda çok tanrılı bir dindir. Hindular, Atman´ın (bireysel ruh) zamanın başlangıcında yaratıldığına ve doğum sırasında bedene hapsedildiğine inanırlar. Bu inanca göre bedenin ölümü sırasında Atman yeni bir bedene geçer. Bazı Hinduizm inançlarına göre ölüm ve yeniden doğum sonsuza kadar sürer. Asya inançlarında ruh daha karmaşık ve bilinmezdir.

Ölüm prosesi nasıl gerçekleşiyor?

Ölüm, fizik bedenin, ruhsal enerjinin yok olmasıyla kullanılamamasıdır. Bu süreç uzun veya kısa olabilir; hastalıklar veya kazalar bunu belirlediğinde ruhsal oluşum süreci başlamış olur. Astral- mental ve eterik bedenlerin etkileri ve varlıkları artık fizik bedenle ilişkili değildir. Bilgeler ölümün hemen sonrasında astral bedene de dikkat ederek, ölümden sonra üç gün beklenmesini de önerirler, bu süre içinde eterik beden fizik bedenle olan ilişkisini tamamen kesecektir. Yine aynı mistik kaynaklar, üç günün içinde bilincin eterik ve fizik bedenin ayrılması işiyle meşgul olduğunu belirtirler; sonuçta eterik bedenin partikülleri ayrılacak ve geriye dönerek bizi çevreleyen eter enerjisi okyunusuna tekrar katılacaktır. Sürecin kolay veya zor olması bireyin karmasıyla yani önceki yaşamlarından gelen bilgi ve deney birikimiyle ilgilidir. Peki bunlar ne demektir? Eterik beden, fizik bedenimizin kalıbıdır; astral kılıf ise astral plandaki bilincimizdir; işte bu kılıf, metafizik anlayışa göre ölümün ardından 7 astral planla, kendi astral yapısının gereği olarak ilişki kurmaya başlar. Genelde astral bilinç, dünyasal yaşamından kalan izleri taşır ve bu kalıntılar yeni bir yaşam realitesinin idrağını zorlaştırırlar. Eğer bilinç, çok odaklanmışsa yani dünya bilincine çok yönelmişse ve mental yani zihinsel konsantrasyonu azsa kişi, astral planda çok kalacak ve çok düşünecektir çünkü fiziksel beyin dışındaki bir varoluşu hiç düşlememiş ve ilgilenmemiştir. Astral planda, sistemsel inanca göre fiziksel planda yeniden doğmak vardır ve Astral planda yaşamın bir gerçek olduğu öne sürülür hatta bu gerçeklik fizik plandakine benzer bir yoğunluktadır ama okült mantıkta bu yoğun veya kesif bir illüzyondur. Tüm ümitlerimiz, korkularımız ve saldırılarımız, nefretlerimiz, kıskançlık ve kötü huylarımız şu veya bu türde çok güçlü düşünce formları oluştururlar ve bu düşünce virüsleri urlarının çözülmesi, dağılması imkansız denecek kadar güçtür. Yani kendi cehennemimizi, astral planda kolayca yaratabiliriz ve bu cehennem arzularımızın ve inançlarımızda yarattığımız cehennem olacaktır; orada kinlerimiz, nefretlerimiz ve korkularımızla örülü tüyler ürpertici olaylar olacak ve bizi karşılayacaktır. Bilgelerin öğütlerinin ardında, düşüncelerimizi ve duygusal tepkimelerimizi kontrol etme önerileri ve öğretileri vardır.

Ölümsüzlüğü bulacak mıyız?

Bilimsel ve deneysel çizgide ruhun araştırılması bir başka yazının, Spiritülizm yahi Ruhçuluk anlayışında ruhun elde edilmesi daha başka bir yazının konularıdır. Kaldı ki Ruhçuluk, tüm iddialarına rağmen, yukarda geçen ve geçmeyen sayısız görüşten, yaklaşımdan, inançtan ve etkiden oluşmuş bir yan iddiadır. İçinde, Museviliğin korkunç tehditleri, Hıristiyanlığın kutsallığı ve yüceliği, İslam´ın cennetsel ödülleri, Budizm´in karması ve sonsuzluğu ve de Antik felsefeyle yüzyıl başındaki sosyo-ekonomik koşulların oluşturduğu psiko-şokların izleri vardır. Ama bu mükemmel ve kasıtlı bir sentez değildir. Öylesine oluşmuş bir birikimin sonucudur. Son olarak, "Cevap nedir?" sorusuna verilecek tek bir cevap vardır; o da bilimin evrimidir. Geleceğin teknolojisi ve bilgisi insanın yaşamsal niteliğini ve niceliğini algılayacak ve çözümler getirmeye başlayacaktır. Ve belki de ölümsüzlüğün şifresinin inançlarla değil, bilgiyle çözüleceği görülecektir. Ve o zaman da ruh, Nostradamus´un dediği gibi ölümle beraber ölecektir. Ne zaman mı? 3797 yılında...

İslamiyet ve ruh anlayışı

Eski Yunan´da ortaya çıkan beden-ruh kavramı Augustinus gibi düşünürlerce, Hıristiyanlığa aktarılmıştır. Augutinus´a göre ruhun var olması hafıza, düşünce ve şuur ile kanıtlanabilir. Gerçek insan ruhla özdeşleşir. Ruh bedenden ayrı olsa bile bedensiz bir ruhu düşünmek imkansızdır. İslam düşünürleri ruhun bedenden binlerce yıl önce "alem-i ezel" de yaratıldığına ve sonra bedene yerleştirildiğine, beden öldükten sonra da var olmayı devam ettiğine inanırlardı. Biraz daha farklı olarak Türk asıllı İslam bilgini Farabi, ruhun bedenden sonra yaratıldığını ve ölmeyen bir düşünce olduğunu düşünüyordu. Farabi, peygamberliğin de tıpkı ruh gibi kazanılmış bir nitelik olduğunu kabul etti. Farabi İslam felsefecileriyle olduğu gibi ruh konusunda Eflatun ve Yeni Eflatuncular´la da görüş ayrılığı içindeydi. Ne ruhun bedenden önce varolduğuna ne de bedenden bedene ruh geçişine inanıyordu.

Ruh yokolmaz
Farabi´den sonraki en büyük düşünür olarak kabul edilen İbni Sina çalışmalarında ruh görüşüne geniş yer verir. Ruhu madde veya şekil fikri ile açıklamaya çalışır. Ona göre mevcud olan herşey madde veya şekil olarak zaten ve ebediyen vardır. Ruh bedende iç hareket halinde bulunduğundan şekil cinsindendir. Bir prensip olarak alınan ruh hayvanı hayvan, insanı da insan yapan manevi bir cevherdir.
İbni Sina ruhla ilgili şu delilleri ileri sürer;
1- Ruh, bedenin ölümü ile dağılmaz, varlığı tek ve aynıdır.
2- Ruh, bedeni meydana getirir. Ruhtan önce beden olmaz.
3- Beden, ruh tarafından terkedilince, bir ceset haline gelir.
4- Ruh, melekeleri vasıtasıyla kendi başına bedene etki eder ve onu korur.
İbni Sina, ruhtan önce bedenin olamayacağını ve bedenin ölümü ile de ruhun yok olmayacağını söyler. Bedeni koruyan ve ona tesir eden ruhtur ve bedenden bağımsızdır. Bununla birlikte bedenin ruha ruhun ise bedene ihtiyacı vardır. Bedenin ölümünden sonra ruhun bir başka bedene girmesi söz konusu olamaz. İbni Sina´ya göre ruhun ilkesi yok olmak değil, var olmaktır. Ki Yunan´da bedene ruh geçişine inanıyordu.

Gazali ve Hazreti Ayşe

"Sevgi" canlı varlığın, haz veren bir nesneye karşı eğilimli olmasıdır. Söz konusu eğilimin güçlenmesi haline aşk denir.
İMAM GAZALİ
İmam Gazali ise Aristo gibi üç çeşit ruhun var olduğunu kabul eder. Bunlar, bitkisel, hayvani ve insani ruhlardır. Bitkisel ruh, canlı varlıkların ilkini ve en alt tabakasını oluşturur ve üç gücü vardır.
A- Doğurucu güç: Bitki bu güç ile ürer.
B- Büyütücü güç: Bitkinin büyüyüp gelişmesi, dal budak salması bununla mümkündür.
C- Besleyici güç: bitkinin beslenmesini sağlayan güçtür.
Gazali´ye göre bitkisel ruhtaki bu güçler hayvani ve insani ruhta da bulunmaktadır. Hayvani ruhun da iki gücü vardır. Hareket ve idrak gücü. Gazali hayvanlardaki bu güçlerin insanlarda da bulunduğunu fakat insanlardaki düşünme gücünün onlarda bulunmadığını düşünür. İnsani ruhda ise yapıcı ve bilici güç bulunur. Bu güce akıl da denilebilir. Kalp veya ruh nedir? sorusuna Gazali, Kuran´dan "Sana ruh nedir diye sorarlar. De ki ruh Rabbimin emrindedir." anlamındaki ayetle cevap verir.
Hz. Ayşe ruha karşı mıydı?
İslam düşüncesinde ruh temelde "Nefs" olarak tanımlanır. Aslında sözcüğün çoğulu "Ervah"dır, İbranice´deki "eloah" veya çoğulu "elohim" den çağrışır. "Allah" sözcüğünün buradan türediği düşünülmektedir çünkü Tevrat Tanrı´nın bir çalılığın ruhu olduğunu söyler ve Yuhanna İncili´nde de benzer bir yaklaşım görülür. İslami terminoloji Cebrail´e "Ruhül Kuds", Peygamber İsa´ya ise "Ruhullah" der. Kuranı Kerim birçok yerinde ruha çok önem verir, çeşitli yerlerde vurgular. Buna karşın Hz. Ayşe, "ölülere duyuramazsın" ayetini öne sürerek, ruhların ölümden sonra işitmediklerini ileri sürer. Oysa gerek Sahabeler, gerekse de çağdaş İslam bilgeleri; "bilen işitir" tümcesinden yola çıkarak, ruhların mezarda yaşadıklarına göre duyup işittiklerini iddia ederler. Yani Peygamber´in eşi Ayşe´nin görüşü, Buhari´nin hadisine rağmen pek taraftar bulmaz.

Korkudan Ölen Kadın
EreN - Sosyal Ağ Uzmanı 0 yorum







Amazon bölgesinde gizli bir yeraltı mağarasında 600 yıl öncesine ait bir düzine mumya bulundu. İşte ölüm öncesi yaşanan korku ve dehşeti gözler önüne seren kareler..



Güney Amerika’da Amazon bölgesinde mezar ve tapınak olarak kullanılan gizli bir yeraltı mağarasında bulunan 600 yıl öncesine ait bir düzine mumya, bilim dünyasında büyük heyecan yarattı.



Bir kadın mumyasının Norveçli ressam Edvard Munch’un ünlü “Çığlık” tablosunu çağrıştıran biçimde, korku ve dehşetten ellerini yüzüne kapatmış olarak bulunması, büyük ilgi çekti.



Bilim adamları, kadının bu pozisyonunun ölüm korkusunu nasıl yaşadığını apaçık ortaya koyduğunu söylediler.



“Çaçapoyalar” (Bulut İnsanları) kabilesi mensuplarına ait bir düzine mumyanın bulunduğu mağara, Peru’nun yağmur ormanları kıyısında üç ay önce yürüyen bir köylü tarafından tesadüfen keşfedildi. Bilim adamları, mağarada 600 yıl bozulmadan kalabilmiş mumyalarla birlikte seramik, kumaş ve duvar resimleri de buldular. Çaçapoyalar, uzun boylu sarışın ve beyaz tenli oldukları için bazı araştırmacılar Avrupa’dan geldiklerine inanıyor. İnkalar tarafından fethedilen Çaçapoya topraklarındaki tüm kayıtlar, 1512’de İspanyolların işgalinden sonra kayboldu. Bir tek Ant Dağlarında 3 bin metre yüksekteki Kuelap Kalesi kaldı.





Kaynak: http://www.mystiqx.com/



korkudan ölen insanlar, korkudan ölen kadın

Anadoludaki Gizemli Yerler
EreN - Sosyal Ağ Uzmanı 0 yorum








anadolu'daki gizemli yerler



Anadolumuzdan bazı gizemli yerler





Anadolu´nun Altı Oyuk mu?



Yeraltı kentlerini kim, neden yaptı? 85 m. derinlik, çağdaş bir havalandırma sistemi, binlerce kişinin yaşayabileceği bir kompleks, mükemmel bir savunma sistemi; Ve bunların ne zaman, niçin yapıldığı belli değil. Orta Anadolu´da Nevşehir, Niğde Aksaray yörelerinde yüze yakın yeraltı kenti, tüneller ve mağralar bulunmaktadır yani bu yöremizin altı karıncaların yuvalarına benzer. Cevabı hala bulunamayan bir gizemle karşı karşıyamıyız? Gözümüz hep uzaya dönük ama dünyamızın içindeki bilinmeyenler de hala uzay kadar karanlık ve çözümsüz. Cevap hala bulunamadı, bir gün birileri ciddi maliyetleri göze alıncaya kadar... Ne garip değil mi? Neredeyse Orta Anadolu´nun yarısına yakın bir bölümünün altında dev yeraltı kentlerinin bulunduğu ancak 1960´ların başında farkedildi. Söylencelere göre, yeraltı kentlerinin bulunmasının nedeni bir deliğe girip kaybolan bir tavuktur, bir diğerine göre Demir adındaki bir köylüdür veya meraklı turistlerdir. Bu garip yerlerin birer mühendislik şaheseri olduğunu söylersek abartmış olmayız, bir kere havalandırma sistemi ve mantığı mükemmeldir, evet kayaların normalin altında bir kırılganlığa sahip oldukları doğrudur ama yeraltı kentlerini gördüğünüzde bunun yeterli bir açıklamadan çok uzak olduğunu görürsünüz çünkü modern araçlar gerekmektedir. Günümüzdeki modern teknolojinin çizgisinde olan maden ocaklarının hiçbirisi böylesine mükemmel ve hatta konforlu değildir... Peki Nevşehir civarındaki bu yeraltı kentlerinin amacı nedir?







Anadolu´da bir kehanet merkezi : Didim tapınağı



Şimdilerde "Orakl"ların yaşadıkları veya geçerli oldukları dönem MÖ 700 ile MS 300 arasındaydı. Sözcüğün üç anlamı vardır ya da üç şeyi tanımlar; birinci anlamda "Orakl" tanrıların konuştuğu kişidir, ikinci anlamda geçerli yani güncel olan tapınak veya çekinilen, saygı duyulan tanrıdır, üçüncü anlamda ise tanrı tarafından kahin aracılığı ile verilen cevaptır. Batı Anadolu´nun yani İyonya´nın bağrında bulunan Söke yakınlarındaki Didim Apollo Tapınağı 1700 öncesine kadar yaklaşık ikibin yıllık bir "Orakl" merkeziydi. Antik Dünya´dan günümüze gelen bu baş döndürücü Tapınak, geçmişe terk ettiğimiz ve unuttuğumuz görkemin ve de gizemin muhteşem bir örneği olarak gözlerimizin önünde hala durmaktadır..





Çok uzak bir öykü : Nemrut dağı



"Kardeşlik Örgütü" Anadolu´daydı Nemrut´un Sırrı Nemrut Dağı hep gizemli iddialara hedef oldu; hatta uzaylıların gizli üssü olduğu bile iddia edildi; kesin olan tek şey dağda bilinmeyen veya henüz keşfedilmemiş tünellerin olduğu ve efsanevi Commagene Kralı I. Antiochos´un kayıp mezarıdır. Dağın gizemi, çok değişik alanlara yöneliyor; Hıristiyanlığın burada başlamasından tutun da, İsa´nın doğumundaki simgesel anlama ve de Noel´in yanlış zamanda kutlanmasına kadar... "The Orion Mystery ve The Mayan Prophecies" kitaplarının yazarlarından araştırmacı Adrian Gilbert, bu sırrı kovaladı, Rusya´dan Fransa´ya ve Mısır´a, Filistin´den Güneydoğu Anadolu´ya uzanan yorucu bir çalışmadan sonra edindiği bilgileri, inanılmaz iddialarla bütünleştirerek, bir kitap yazdı ve gizem büyüdü..



Nemrut Dağının Gizemi



Tarihin neresine bakarsanız bakın, muhakkak dünyanın bir yerinde, özgün bir inanç veya mistik ya da okült bir yaşam biçimi karşınıza çıkacaktır. Bu tür grupların ana ilkesi kardeşliktir, kardeşlik adayı belli bir eğitim, öğrenim ve sınav aşamasını yaşadıktan sonra ezoterik gizemlerle beraber yaşamaya başlar ama bunları dışarıya taşıması yasaktır çünkü bilgi özeldir ve yeterince eğitilmemiş, amacını bilmeyen ve meraktan öteye geçemeyen yani hak etmeyen kişilere verilemez. Yüzyılın sonuna doğru, çoğunluğu Rus olan bir grup okültist veya ezoterist gizemci peşpeşe ortaya çıktı; aralarında Madam H.P.Blavatsky, Alexandra David-Neale, P.D. Ouspensky ve G.I.Gurdjieff gibi çok önemli isimler bulunuyordu. Doğunun tanımıyla bunlar; "Bilgeliğin Ustaları" ydılar. Tümü, uzak geçmişin ezoterik ve gizemci mantığı doğrultusundaydı, kurdukları gizem örgütleri günümüzde milyonlarca insanı yönlendiriyor, yani "Kardeşlik" hala yaşıyor.



Nemrut Dağı ve Sırları



Adrian Gilbert, tüm öykünün anlamının farklı olduğu görüşünde, bizlere bu şekilde İsa´nın doğum horoskobunun yani yıldız haritasının anlatılmak istendiğini düşünüyor, eğer okuma doğru yapılırsa kesin zaman belirlenecektir. İsa´da Horus gibi bir kral olarak doğmuştur, gezegenlere uygun armağanlar onun doğumunu simgelerler, Matta İncili´nde armağanların baştan çıkarıcı oldukları ve egosal amaçlarla kullanılabilecekleri vurgulanır. Yani üç gezegenin negatif yönleri vurgulanır, negatif yönler pratik Maji´nin reddedilmesi (Merkür), ölümsüzlük arzusu (Satürn) ve krallık yani iktidar hırsıdır (Jüpiter). Daha sonraki olaylarda benzer anlamlar içerirler, Yahya Peygamber Ürdün Irmağı´nda İsa´yı vaftiz ederken cennetten gelen bir güvercin simgeselliğinde İsa´ya en yüksek armağan verilir, bunun anlamı gezegendeki en yüksek krallığın onaylanmasıdır. Artık o, Logos´un yani Varoluş´un aracı olmuştur. Yani Vaftiz´in simgeselliği ve 6 Ocak kutlamalarının anlamı göksel buluşmanın gerçekleşmesi daha da ötede İsa´nın göksel doğumudur. Ama daha sonra bu tarih değişecek, 25 Aralık´a kayarak, antik Roma´nın Satürn şenlikleri Mitralar´ın doğumu ile karışacaktır.



Bütün bunlardan anlaşılan şey, Kayıp Kardeşlik Örgütü´nün içeriğidir, Horus´dan, İsa´ya oradan da Kral I. Antiochus´a uzanan gizemin ezoterik anlamı ve bunun astrolojik metodla, Hermetik Bilgelik düzeyinde simgeselleştirilmesidir fakat tüm anlatılar ve Gilbert´in iddiaları yine de asıl gizemi açıklayamıyor; yıldızların ve gezegenlerin etkinliği ya da önemi acaba kutsallık düzeyinde ezoterik simgesellik midir? Yoksa, dünya dışındaki bir yerler mi ima edilmektedir? Sır, Orion ve Sirius´da saklı gibidir; birgün bunu da öğreneceğiz; ne zaman mı? Kimbilir, belki de Nemrut Dağı´nın altında yatan sırrı çözdüğümüz zaman...







Bilinmeyen Anadolu´dan bir dilim...



Üzerlerine binlerce kitabın yazıldığı, filmlerin çekildiği kayıp uygarlıklar ve kentler sizlere kendi içinizdeki göremediğiniz yerleri açabilir veya kapalı kapıları aralayabilir. İşte Ege´den Türkiye Gizemtur´un birinci bölümü...

Bilinmeyene doğru derken ve bilinmeyeni genelde hep gökte veya bir başka boyutta ararken gelin yere inelim...



Anadolu binlerce yıldan bu yana sayısız uygarlığın beşiği olurken birçok gizemi de bağrında saklamış.. Elbette ki, her gizem doğaüstü değildir, bazı gizemler tarihi konumları ve anlaşılmaz ama hissedilebilir anlamlarıyla gizemli olurlar. Gizem ya da bilinmeyen faktör doğanın ta kendisinde de olabilir, eğer yaşadığınız çevre hakkında bilgi edinmek ve bazı olayları yaşamak istiyorsanız, siz siz olun ve muhakkak gezin, unutmayın eskiler “Çok gezen ve çok bilen..” arasındaki farkı bize gayet iyi belirtmişler.. Durumunuz orta düzeyde dahi olsa, çoğunuzun bir arabası vardır ve yine çoğunuz bu araba ile güneye tatile gitmişsinizdir, Ege´den geçerken yolunuzun üzerinde bazı önemli yerler vardır, işte size sözünü ettiğim önemli yerlerden birisi Bafa Gölü ve bu göl kıyısının şimdi birkaç avuç kalmış olan altın kumları. Durun ve Bafa´ya bir iki saat ayırın. Göreceğiniz doğa size çok farklı kılabilir.



Troja ve tahta at bir masal mı?



Birçok araştırmacıya göre Troya Efsanesi, Homeros´ın yazdıkları ve tahta at birer masaldan ibaret. Gizemi aydınlatan Hitit tabletleri, kimliği bilinmeyen "Deniz Adamları", insanımsı tanrılar ve Homeros´dan binlerce yıl sonra efsaneyi gerçekten yaşayan adı bilinmeyen Sicilyalı genç kız...



Çoğumuzun yolu Çanakkale´den geçmiştir. Dünyanın jeo-politik önemi büyük en önemli boğazlarından biri olmasının yanısıra Çanakkale bir savaş destanının da odağı ve simgesidir. Ama Çanakkale´nin bir diğer yönü daha vardır ve bu yönü ile Çanakkale tüm dünya kültüründe yer alır çünkü Homeros´un ölümsüz Troya´sı oradadır. Bu günlerde, Troya adı yine gündemde çünkü yüzyılın başında Çanakkale kıyılarından Schliemann adlı hırsız tarafından kaçırılan ve Troya Kralı Priam´a ait olduğu varsayılan hazine yıllardan sonra Rusya´da sergilenmek üzere ortaya çıktı. Şimdi, Almanlar hazinenin kendilerinden kaçırıldığını ileri sürerken, Yunanlılar da, Schliemann´nın Yunanlı karısı yüzünden olsa gerek hak sahibi olduklarını iddia ediyorlar ve tabii biz de varız, çünkü hazinenin bulunduğu yer bizim topraklarımız, öyleyse Priam´ın Hazineleri bize iade edilmeli diyoruz. Ama gelin biz konumuza dönelim ve Troya Gizemi´ne doğru yol alalım.



Truvadaki Kayıp Deniz Adamları



Schliemann´dan sonra kazıları sürdüren Alman Wilhelm Dörpfeld, duvarlar buldu ama bu duvarların Homer´in İliada´sında anlatılan dev kale duvarları, kuleler ve duvar ardındaki beş evle hiç ilişkisi yoktu. Üstelik yazılanlara göre çok küçük ve kısaydılar. Üstelik, yine efsanedeki gibi kıyıya yönelik değildiler. 1900´lerin başında İngiliz arkeolog Arthur Evans, Girit´te bir dizi kazıya girişti ve hala tamamı çözülemeyen garip bir hiyeroglif yazıyla yazılmış tabletler buldu. Çözümlenen bölümler şaşırtıcıydı, çünkü Homer´in İliada´sında geçen isimler burada da vardı. Evans, buradan yola çıkarak, Troya´yı reddetti ama bu iddiayı kabul etmeyenler de vardı. Fakat yeni bir iddia ortaya atılıyordu, Amerikalı Carl Blegen, Troya Savaşı´nı reddetmiyor, ama kentin yakılıp yıkılmasına Akhaların değil, dev bir depremin kuşatmanın onuncu yılında neden olduğunu ileri sürüyordu. Blegen´e göre, depremin izleri açıkça ortadaydı. Yıkıntıların aldığı şekil, bir at görünümü almış olabilirdi ve işte o noktada efsane işe karışmıştı.



Troya´nın öyküsü burada da bitmiyor, uzak denizlerden gelerek Troya´yı kuşatan "Deniz Adamları" kimdiler? Onlarla ilgili eski kaynaklara raslanmıyor, hala da bulunamadı, Troya´yı anlatan en eski kaynaklar çok daha sonralara ait.



Kaynak : http://www.ufonet.be/

Mısır Piramitlerinin Gizemleri
EreN - Sosyal Ağ Uzmanı 3 yorum






PİRAMİTLER, MISIR PİRAMİTLERİ, PİRAMİTLERİN SIRLARI, PİRAMİTLERİN GİZEMLERİ, PİRAMİTLERLE İLGİLİ BİLİMİN CEVAPLAYAMADIĞI SORULAR, PİRAMİTLERİN YAPILIŞ SIRRI…


YORUMLARINIZ BİZİM İÇİN DEĞERLİDİR...


Uzun süreli araştırmamın sonuçlarıdır, yorumlarınızı bekliyorum...



piramidlerin sırları.jpg



Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir ve bu taşları temin edilebilecek en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildiği konusunda kesin olmayan farklı varsayımlar bulunmaktadır. (Bu yazının devamında bu varsayımlardan bahsedeceğiz. Cinler, Uzaylılar…)





firavun.png



Piramit, kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya, yılda sadece 2 kez güneş girmektedir. (doğduğu ve tahta çıktığı günler)





mumya.jpg







Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan mumyaları ilk bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür. (Bilim adamlarının tek tek ölüm haberleriyle birlikte kralın mezarının lanetli olduğu haberleri ortaya çıkmıştır. Sonraki araştırmalarda lanet değil, o devre göre çok üstün bir zekanın bunu düşünebileceği konuşulmuştur. Yada insan üstü varlıkların.)



piramitin içi



Piramitlerin içerisinde ultra sount,radar,sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.



Kirletilmiş suyu, birkaç gün Piramit’in içine bıirakırsanız, suyu arıtılmış olarak bulursunuz.



Piramit"in içerisinde süt, birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.



piramit iç görünüm



Bitkiler piramitin içinde daha çabuk büyür.



Piramit’in içine bırakılmış su, 5 hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.



Çöp bidonu içindeki yemek artıkları, hiç koku vermeden Piramit içinde mumyalaşır.



Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar piramidin içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.



Piramitlerin içi yazın soğuk kışın sıcak olur



piramitlerdeki gizli tüneller



Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir bilgi yoktur; araştırmacıların çoğu, ya içinde kayboldular ya da aynı yerde birkaç tur attılar, fakat içlerini göremediler.



mpl_2b.jpg



Büyük Piramitin açilari,Nil"in delta yöresini iki esit parçaya bölerler.





Gize’deki üç piramit aralarında bir Pisagor üçgeni olacak şekilde düzenlenmişlerdir. Bu üçgenin kenarlarinin birbirlerine göre orani 3:4:5"dir.





Büyük Piramitin tabininin yüzeyi,anitin yarisinin iki katina bölündügünde pi=3,14 sayisi elde edilir.



pyr-geom.gif





Büyük Piramitin dört yüzeyinin toplam yüzölçümü, piramit yüksekliginin karesine esittir



mpl_2_ps.jpg



Büyük Piramit, dünyanın kara kitlesinin merkezinde yer alıyor.





Büyük Piramit,dört ana yöne göre düzenlenerek insa edilmistir.





mpl_2ikonos.gif



Piramit dev bir günes saatidir.Ekim ortasiyla Mart basi arasinda düsürdügü gölgeler mevsimleri ve yilin uzunlugunu gösterirler.Piramiti çeviren tas levhalarin uzunlugu bir günün gölge uzunluguna esittir.Bu gölgelerin tas levhalar üstinde gözlenmesiyle günün 0,2419 bölümünde yilin uzunlugu yanlissiz olarak saptanabiliyordu.





Büyük Piramit"le dünyanin merkezi arasindaki uzaklik,Kuzey kutbuyla arasindaki uzakliga esittir ve kuzey kutbuyla dünyanin merkezi arasindaki uzakliga esittir.



gp_em.jpg



Piramitin yüksekligiyle,çevresi arasindaki oran,bir dairenin yari çapiyla çevresi arasindaki oranin dengidir.Dört kenarlar dünyanin en büyük ve çarpici üçgenleridir.





Gizde"den geçen boylam,dünyanin denizleriyle anakaralarini iki esit parçaya böler.Bu boylam ayrica,kara üstünden geçen en uzun kuzey-güney yönlü boylam olup,bütün yer kürenin uzunluguna ölçümünde dogal sifir noktasini olusturur.







bbbbbbaj5.png



Büyük piramitin tepesi Kuzey kutbunu,çevresi ekvatorun uzunlugunu temsil eder.Ve iki uzunluk ayni mikyasa uygunluk gösterir.



PİRAMİTLER"in sayısı 80"e yakındır. Hepsi Nilun binlerce yıl önce dolanımının en yüksek noktasına varmış Sirius yıldızı ışınlarının piramidin güney tarafı üzerine diklemesine düştüğü bir devrede inşa edilmiş olduğunu söyler.



mpl_2ft.jpg



Piramidin yapım planında sık sık karşımıza çıkan 286,1022 sayısı anahtar sayı olarak kabul edilir, çünkü bu sayı güneş ve yıldız yılının değerini, güneş ile yeryüzü arasındaki uzaklığı, yeryüzü ile yörüngesi arasındaki ilişkiye göre yerçekimi kanununu ve yeryüzü yörüngesinin merkezkaç değişimlerinin sınırlarını belirlemeye olanak sağlamaktadır. Görüleceği üzere Piramit gerçek bir geometri ve ölçü harikasıdır. Birçok bilim adamı ve yazar Gizanin bugünkü bilim bilgileri ve makinelerle bile yapılamayacağını ısrarla söylemektedirler. Büyük Piramit, hiçbir zaman anlaşılmamış olan bir tekniğin ve dehanın gözle görülür tanıklığını yapmaktadır.



horus-ani.jpg



dddddddpr1.png



Peki Keops Piramidiun Other Tongues , OtherFlesh ( Başka Diller , Başka Bedenler ) isimli eserinde belirttiğine göre , dünya dışı kökenli insanlar yapıyı meydana getiren çok iri taşları antigravitasyon ya da sonik yöntemlerle ilgili bilgileri uygulayarak yerleştirmişlerdi. Belki de bu insanlar aynı güçleri kendi uzay araçlarını hareket ettirmede de kullanıyorlardı.





mpl_2conc2.gif





Yakın zamanda Mısır"daki Büyük Piramitin hemen üstünde fotograflanmış disk biçiminde bir UFO



Keops Piramidi ya da Büyük Piramit , Kahirenin 16.km. kadar batısındadır. Taban yüzeyi yaklaşık 53.000 m2 lik bir alanı kaplar. Orijinal yüksekliğinin 146 ile 148 m. arasında olduğu tahmin edilir. İnşa edildiği dönemde üzerinde bulunması gereken Kapak Taşının artık olmaması nedeniyle şimdiki yüksekliği 137 metre kadardır. Yapılan hesaplara göre Büyük Piramit İngilterede Hz. İsadan bu yana inşa edilmiş olan tüm katedral , kilise ve şapellerden daha fazla taş kütlesine sahiptir.



mpl_2conc3.gif



Keops Piramidinin yapımında 2.600.000 adedi aşkın granit ve kireçtaşı blok kullanılmıştır. Blokların ağırlığı 2 tondan 70 tona kadar değişir. Santimetrenin 40’da 1’ine kadar bir hassasiyetle kesilen bloklar o kadar hassas bir şekilde birleştirilmiştir ki , aralarındaki derzlerin açıklığı hiç bir zaman santimetrenin 20 de birini aşmaz.





63124625dt8.jpg



Arap tarihçisi Abu Zeyd el Balkhy. Eski bir yazılı kaynağa dayanarak Büyük Piramidin Çalgı Takımyıldızı (Lyra ) Yengeç burcundayken , yani hicretten 2 kere 36.000 yıl önce inşa edildiğini yazar. Bu da yaklaşık olarak günümüzden 73.000 yıl öncesine denk gelir. Ayrıca piramit üzerinde yapılan Karbon-14 tarih belirleme çalışmaları da yine M.Ö 71.000 yılını göstermektedir.



mpl_2a.jpg



Kefren Piramidi de Büyük Piramidin hemen yanında yükselir. Yüksekliği ilkinden biraz daha azdır. Ancak daha yüksek bir taban üzerinde inşa edildiğinden Büyük Piramitten daha yüksekmiş gibi görünür. Taban kenarı 216 metredir.





Mikerinos Piramidi ise , 70 metrelik yüksekliği ve 108 metreyi bulan taban kenarı ile diğerlerinin yanında çok küçük kalmaktadır. Giza düzlüğünde yer alan bu üç piramidin önemli ortak özellikleri vardır Şöyle sıralayalım :





gp_pidwg.gif



Yapıların yüzleri yere 52 derecelik açı yapar.





Giriş yerleri kuzey yüzlerinde açılmıştır ve giriş geçitleri yerle 26 derecelik bir açı yapar. Bu doğrultudan gök kutbuna bakarlar.





Bu gün için astronomi ve matematik sayesinde çözülebilen karmaşık bir mimari yapıya sahip piramitler hakkında şöyle bir örnek fikir verebilir:





pyr_pisml.jpg



52 derecelik açı , piramitlerin inşaatçıları için dairenin kare haline getirilmesine ilişkin Kutsal Geometri probleminin çözümünü sağlayan bir unsur olmuştur. Bu eğimde , yani 51 derece 52 dakikalık bir açıda yapılmış bir piramidin yüksekliği ile tabandaki çevre uzunluğu arasındaki oran , bir dairenin yarıçapı ile çevresi arasındaki orana eşittir. Bu oran ½ değerindedir. Sonuçta Gize piramitlerinin inşasında pi = 3.1415 değerinin kullanılmış olması günümüz bilim adamlarının şaşırtıcı bulduğu bir gerçektir.



mpl_2shafts.gif



Eski Mısırın D.D uygarlıklarla kurdukları bilimsel, sanatsal ve kültürel bağları örneklerken üzerinde durmak istediğimiz konu Piramitlerin mimari, arkeolojik ve matematiksel yönlerinden çok , kozmik anlamları. Bu nedenle şimdi birazda Giza Piramitlerini okült açıdan inceleyelim.





Teozofist A.P. Sinnett, Büyük piramidin yapımıyla ilgili şunları söylüyordu:





Keops Piramidinin yapımında kullanılan taşların manipülasyonu, ancak ve ancak , daha sonraları insanların yitirdikleri belirli bir doğa bilgisinin bu işte kullanılmış olmasıyla açıklanabilir. Doğanın gizemiyle ilgili o bilginin Veli bekçileri , ağır cisimlerin fiili ağırlığını istedikleri gibi değiştirebilecek şekilde maddenin çekimini kontrol edebilirler ve daima da edebilmişlerdir."





"Dev yapılar mimarisinin harikaları işte böyle açıklanır. Piramitlerin yapımını yöneten üstatlar , kullanılan taşları kısmen levite etmek şekliyle bu işlemi kolaylaştırmışlardı. Majik asalar... Üstatlara eski çağlarda , doğanın kudretini açığa çıkaran anahtarlar teslim edilirdi. Gizli kelimeler ve vibrasyonel motor... Dalga boyları ve dev granit blokların levitasyonu.



gp_ps.jpg



redp_4.jpg



Okültist Annie Besant ise şöyle diyordu:





Mısırdan söz edilir. Bu çubuklarla belirli bir dalga boyunda olmak üzere , önceden tespit edilmiş bir vibrasyonel ses tonu oluşturulabiliyordu. Walter Owen 1947 yılında sesin ezoterik kullanımı hakkında şunları yazmıştı: Ses herkesin düşünemeyeceği türden imkanlar taşıyan bir kudrettir. Ve bu kudretin kullanımı , kadim ermişlerin bildikleri , fakat günümüzün emekleyen biliminin yitirdiği ve ya karşısına geçip dudak büktüğü bir bilimdir. Kozmosun çevresi ve dokusu ses kudreti sayesinde ayakta durmaktadır ve yine ses kudreti sayesinde çözülerek yok edilebilir. Mısırlı rahipler bu bilgiye sahiptiler.



İster istemez akla şu soru geliyor ; Mısırlı rahipler bu bilgiyi nereden almışlardı?,



red_pyramid1.jpg



bentant1qf8.jpg



Mühendis Rudolph Gantenbrinkin 1993 yılında Büyük Piramitte gerçekleştirdiği buluş da aynı ölçüde ilgi çekicidir. Gantenbrink ve ekibi UPUAUT 2de antik Memfis mezar kentinde bulunan üç piramitten biridir. Bugün Mısırnin bir parçasıdır. Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eserdir.





Binlerce yıl boyunca Keops piramidinin bir mezar olduğuna inanılmıştır. Keops piramidinin 30 yılda yapıldığı düşünülmektedir. Önce bir kent yapılmış taş bloklar taşınmış ve yığılmıştır. Yüzeyin düzleştirilmesi için uzun zaman çalışıldığı sanılıyor. Taş blokların nasıl yerleştirildiği henüz anlaşılmış değil çeşitli kuramlar üretilmektedir. Bir kurama göre yapılan spiral bir rampadan çıkarılan taş bloklar üst üste konuyordu.Rampa çamur kaplanıyor sulanıyor ve taş bloklar itilerek kaydırılabiliyordu. Diğer bir kurama göre taş bloklar dev manivelalarla kaldırılıyordu.Tarihçi Herodot"a göre, ağır granit blokları, piramidin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır. Sadece bu rampanın yapılması bile 10 yıl sürmüştür.



piramit_dis_gorunum.jpg



İlk yapıldığında 145,75 metre olduğu düşünülen Keops piramidinin bu güne kadar 10 metresini kaybettiği düşünülmektedir.43 yüzyıl boyunca dünyanın en yüksek yapısı olarak kalmış ancak 19. yüzyılda geçilebilmiştir.Eğimi 54 derece 54 dakikadır.Bir kenarı 227 metre olan dörtgen tabanı 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar.Piramidin iç ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda firavunun odası vardır. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konmuştur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genişlikte ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir. Biri kraliçeye ait olan iki oda daha vardır.





bentchamb12001mn2.jpg



Piramidin her biri birkaç ton ağırlığında olan iki milyon taş bloktan yapıldığı sanılmaktadır.





Eski Mısırlıların neslinden gelen bir azınlık olan Kıptilerin inancına göre, bu piramit Tannların Çağına ait bilgilerin bir birleşimidir.





Büyük piramidin gizli bilgiler barındırması, ilk olarak Napolyon ordularının Mısır"ı işgali sırasında Fransız mühendislerinin çalışmalarıyla ciddiye alınmıştır. Bu mühendisler piramiti bir triangülasyon noktası olarak kullanmaya kalktıklarında, dört kenarının dört ana yöne dönük olduğunu ve boylam dairesinin de tam piramitin doruğundan geçtiğini fark etmişlerdir. Doruktan geçen diagonal çizgiler kuzeye doğru uzatıldığında Nil Deltası"nı iki eşit parçaya bölmektedir. Taban köşegenlerinin kesiştiği noktadan kuzeye uzatılacak bir doğru, kuzey kutbunun yalnızca dört mil uzağından geçmektedir (ki piramidin yapımından bu yana geçen uzun süre içinde kutup noktasının yer değiştirmiş olması da mümkündür)



robot kapi.jpg



robot yol.jpg



Bugünün uzunluk ölçüsü olan metrik sistemin birimi metredir. Yani kutuptan ekvatora kadarki meridyen uzunluğunun on milyonda biridir. Bu ölçü Fransızlar tarafından, Mısır işgalinden kısa süre önce ortaya çıkarılmıştır. Piramidin ölçüsü olarak kullanılan kübit ise, eski Mısırlıların kullandığı ölçüdür ve Fransızlann biriminden binlerce yıl önce bulunmuş bir birimdir. Bir kübit"in uzunluğu bir metreye çok yakın olmakla birlikte, metreden daha dakik bir birimdir. Çünkü bu ölçü herhangi bir meridyen çevresine değil, kutup ekseninin uzunluğuna göre hesaplanmıştır. Meridyen uzunlukları, dünya çevresine göre değişebilmektedir.





Büyük Piramid"in Mısır kübit"ine göre alınmış bazı ölçüleri, yerküre hakkında, dünyanın güneş sistemindeki yeri hakkında, sonradan, unutulup modern çağda yeniden keşfedilmiş bir hayli bilginin var olduğunu göstermektedir. Bu bilgiler ancak matematik olarak ifade edilebilmektedir. Piramidin çevresi, bir yıl içindeki gün sayısını (365.24) göstermektedir. Bu çevrenin iki katı, Ekvator"da bir boylam derecesinin bir dakikasına eşittir. Eğik kenar üzerinden, tabandan doruğa "kadar olan uzunluk. bir paralel derecesinin altıyüzde biridir. Çevreyi yüksekliğin iki katına böldüğümüz zaman, (pi) sayısı olan 3.1416"yı bulmaktayız (Bu rakam, eski Yunanlılann bulduğu pi sayısından, yani 3.1428"den çok daha gerçektir)





Piramidin ağırlığı 10 üzeri 15le çarpıldığında, dünyanın yaklaşık ağırlığını vermektedir. Dünyanın kutup ekseni, doğrultusunu günden güne değiştirmekte ve böylelikle her 2,200 yılda güneşin arkasına yeni bir burcun gelmesine olanak vermektedir. ilk durumuna ancak 25.827 yıl sonra varmaktadır. Bu sayı da, 25.826.6 olarak piramidde ortaya çıkmaktadır. Bu sayıyı veren, taban köşegenlerinin toplamıdır. Büyük piramidin içinde Firavun odasının boyutlan, iki temel Pisagor üçgeninin eşidir: 2.5:3. ve 3.4.5. Oysa piramit, Pisagor"dan binlerce yıl önce yapılmıştır. Bu verilen ölçülerin, piramidin ölçü rastlantılarından yalnızca küçük bir kısmıdır.



mpl_2k2.jpg





'Sır Dünyası' dergisi, esrarı yüzyıllardır çözülemeyen firavun mezarlarıyla ilgili yeni bir iddiayı gündeme getirdi: Mısır piramitlerini, Firavun'un kölesi olan cinler yaptı!



UZAYLILAR DEĞİL...



İnsanoğlunun yüzyıllardır araştırmasına rağmen esrarını çözemediği piramitlerle ilgili olarak ortaya atılan yeni iddia, olaya farklı bir boyut getiriyor. İddiaya göre, dünyanın 7 harikasından biri olan piramitleri, ne insanoğlu ne de uzaylılar yaptı. Piramitlerin asıl mimarı, firavunların emrindeki 'cinler ordusu'.





İNSAN ÖMRÜ YETMEZ!



Sır Dünyası, insanoğlunun bilimle açıklayamadığı, binlerce ton ağırlığıyla Mısır'- daki en büyük piramit olan Keops Piramidi'ni, Firavun Khufu'nun emrindeki cin ordusunun M.Ö. 560 yılında yaptığı belirtiyor. En büyüğü 146 metre olan bu piramitler öyle olağanüstü yapılar ki, tonlarca ağırlığındaki taş blokların nereden ve nasıl getirildiğini, nasıl inşa edildiğini, ancak bu iddia açıklıyor. Milimetrik hesaplarla yapılmış bu piramitleri inşa etmeye, insanoğlunun gücünün ve ömrünün yetmeyeceği ifade ediliyor.







piramit_13.jpg



MÜHENDİSLİK MUCİZESİ



Keops Piramidi için, her biri 2.5 ton ağırlığında yaklaşık 2 milyon 300 bin taş bloğun kullanıldığı biliniyor. Her gün 10 taş blok üst üste konulsa, piramidin bitirilmesi için yaklaşık 650 yıl gerekiyor. Bu da, inşaat için gerçekçi olmayan bir zaman dilimi demek. Ayrıca taş blokların birbirine yakınlığının santimetrenin binde 1'i düzeyinde olması da, olağanüstü bir mühendislik olayı olarak yorumlanıyor.









İNANILMAZ OLAYLAR



O günün şartlarında bu blokların nasıl oraya getirildiği de hala esrarını koruyor. Piramitlerde yaşanan akıl almaz olaylar da konunun ayrı bir boyutu. Bu ve bunlara benzer gizemlerden hareket eden iddia sahipleri, piramitlerin ancak cinler tarafından yapılmış olabileceğini belirtiyor.



+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++



büyük piramitlerin, asla mezar olarak inşa edilmedikleri saptanmıştır. (Büyük Piramit'in içinde rastlanan hiyerogliflerde, Firavun Keops'a verilen isimlerden biri olan Khufu veya Khem isimleri okunmaktadır, ancak bu yazıların diğer hiyeroglifler gibi taşa kazılı olmadığı, boya ile yazıldığı görülür. Bu da göstermektedir ki, Khufu ile ilgili hiyeroglifler sonradan yazılmıştır.)





Son derece esrarlı odalar; çok büyük ustalık isteyen mimarisi, gizli koridorları, daracık tünelleri, nefis süsleri ile neden ve nasıl yapılmışlardır? Ne zaman ve kimler yapmıştır?





Karnak Mabedi rahiplerinden Aton (M.Ö. 1670), Büyük Piramit'in inşaasının, büyük tufandan 3000 yıl öncesine rastladığını yazar. Başka bir yazısında ise: "Tufan öncesi çağlarda yasayan Kral Surid, ilk piramitten örnek alarak (Keops Piramidi'nden örnek almış olabilir.) iki büyük piramit inşa ettirdi. Bunlara, kendi çağının bütün bilimlerini kaydettirdi. Doğuda olan birinci piramidin duvarlarına göğün katları resmedildi ve bütün yıldızların hareketleri gösterildi. Böylece Kral Surid, geçmişi ve geleceği görebilecekti. İkinci piramit, fen ve tıp ilimlerine tahsis edildi." der.





Bu yazılar bize, Büyük Piramit'in tufandan önce inşa edildiğini göstermektedir. Piramit içerisinde yazılı hiyeroglif metinlerden hareketle, Arap bilgini Abu-Zeyd al Bâlhî, 72.000 yıl önce Lire Yıldızı'nın Yengeç burcuna girdiği zaman inşa edildiğini tahmin eder.





iskoçyalı bilgin Piazzi Smith'in hesaplarına göre ise, 53.824 yıldır. Görüldüğü gibi, Büyük Piramit'in ne zaman inşa edildiği kesinlik kazanmamıştır. Büyük Piramit'teki hiyeroglif yazılardaki astronomik doneler daha doğru değerlendirilirse, yapılacak hesaplar bize piramidin inşa tarihini belirleyebilir.



bentchamb2yb7.jpg



Tarih saptamasındaki bu muazzam rakamların yanında, piramidin yapısındaki ölçü birimleri de, piramidi daha esrarlı hâle getirir:





1- Piramit, kaidesinin çevre toplamı yüksekliğinin iki katına bölünürse Pi sabitinin değerini buluruz. (3.1416)





2- Piramidin yüksekliğinin, Güneş ile Dünya arasındaki mesafeyle olan ilişkisini gösterir.





3- Piramidin yoğunluğu ile hacminin çarpımından elde edilen net ağırlık, Dünya'nın yoğunluğu ile hacminin çarpımından elde edilen net ağırlığın milyarda beşine eşittir.





4- Piramitte bulunan kraliçe odasının uzunluğu Pi sabiti (3.1416) ile çarpılırsa, 365,242 kesirli sayısının yeni yılın gün cinsinden süresine eşit olduğunu gösterir.





5-Zemin kenarlarından birinin uzunluğunun (183'dür.) İki katı 366 sayısını, yani bir artık yılın gün cinsinden süresini belirtir.





6- Piramidin bulunduğu yerden geçmesi tasarlanan bir meridyen, Dünyamızı tam iki parçaya ayırır.



10500-1.jpg



Bütün bunlar tesadüf olabilir mi?





Tarih öncesi çağlardan kalma harabeler, dev kalıntılar da dikkate alınırsa bunlar, mimarlarının antigravitasyon (karşı çekim) tekniğini bildiklerine işaret eder.





XII. yüzyılda yaşamış Arap asıllı gezgin Abd'el Lâtif: "Önceleri, Büyük Piramit'in dört yüzü de ince parlak bir maddeyle kaplıydı ve üzerinde hiyeroglif yazılar vardı. Bugün, bu yazılar okunamayacak kadar silinmiştir.





Bütün Mısır'da, o yazıları okuyacak kimseye rastlanmamıştı. Yazıları kopya etmek çok zor bir iş... Belki altı bin sayfa tutacak kadar yazı var." diyor.





Simdi artık, ne parlak maden tabaka ve ne de hiyeroglif yazı mevcut, içerde kayıtlı yazıların esrar perdesi de kalkmış değil.





Eski Mısırlılar'ın, tıp, matematik, astronomi vb. gibi konularda, değil çağlarına göre, bugüne göre bile çok ileri durumda oldukları bilinmektedir. Peki, bu bilimlerin temelini kimler oluşturmuştur?





bentant2hc1.jpg



Kanımızca, büyük piramitleri yapanlar Mısır'a bilim getirenlerdir. Bu dev yapıların her biri, bilimsel bir nedenle ve bilime hizmet etmesi ve geçmişten geleceğe köprü oluşturması amaçlanarak yapılmıştı ve piramitlerde bilim adamı yetiştiriliyordu.





Büyük Piramit için eski yazıtlarda "ışık saçan" denmesi, herhalde ışığı yansıttığı için değil, bilim ışıkla özdeş görüldüğünden olsa gerektir. O hâlde bilimleri, neden böyle geleceğe esrarlı bir şekilde bıraktılar? Bıraksalardı da herkes ışısaydı. Bilimin, o zamanlarda bile piramidin duvarları arkasında olduğu açıkça anlaşılıyor. Çünki bilim kutsaldı, oyuncak edilemezdi ve ilâhî Kudret'e inanmayanlar bilimle uğraşamazdı.





Piramitlerde yetişen Pisagor, Platon, Solon ve Heredot bile bu esrarı öğrenemediler mi, yoksa ifşa etmek mi istemediler acaba?



redpyramid_pent1.jpg



Peki, piramidin yüzeyine kazılı hiyeroglifler halkın gözü önünde olduğuna göre, onlar neyi açıklıyorlardı ya da ne idi acaba? Piramidin içinde kazılı olanların gizemi zamanla çözülebileceği ümit edilirse de dış yüzeydekiler bilinmeyen olarak kalacağa benzer.





Piramitlerin bir diğer görevi de yağmur yağdırmak, şimşek çaktırmak gibi tabiat olayları hazırlamaktı. Çok eski çağlarda, piramitlerin üzerinde kaplı beyaz parlak maden tabaka, Güneş ışınlarının veya Ay ışınlarının ölçülü bir tarzda yansıtılmasına yarıyordu. Yansıyan ışınlar bulutlar üzerine gönderiliyor ve böylece sunî yağmur sağlanıyordu. Bulutlara ışık göndermekle elde edilen sunî yağmurlama, sadece Mısır'a has değildir. Orta ve Güney Amerika'da da, piramitler beyaz parlak bir madenle kaplı olup, aynı amaçla kullanılıyordu.





Gorcillasa de Vegat bu konuyla ilgili olarak:





"Maya rahiplerinin önderliği altında, bazı belirli günlerde yağmur yağmaya başlardı. Düşen yağmur miktarı, toprağı bol bol besleyecek yeterlikte olurdu." diye yazıyor.





bentant32001xr4.jpgMeksika -Yucatan'daki Maya kültür merkezi Chichen- İtza da, Tanrı Kukulkan'a adanmış 30 metre yükseklikte, tabanı 55.50 metre uzunlukta kare tabanlı, basamaklı görkemli bir piramittir. Üst üste dokuz platformdan oluşan piramidin en üst platformdaki her iki tüylü yılan sembolleri ile süslü sütunlu basamak, tanrısallığa yükselmeyi sembolize eder. Dört yandaki 91 basamaklı merdivenlerin her basamağı, bir günü temsil eder, ek yılı (91x4=364) günlük yılı oluşturur. Piramit öyle ayarlanmıştır ki, her 21 Mart'ta (ilkbaharın başlangıcında), her 21 Eylül'de (sonbaharın başlangıcında), en üst platformdaki tüylü yılan sembolleri, ışık-gölge oyunlarında, sanki hareket ediyormuş gibi görünür.





Bütün bunlar, piramidin inşaasında çalışan astronom, matematikçi, mimar ve rahiplerin, yüksek seviyeli bilgi ve kusursuz tekniklerini gösterir. En küçük hata bile, mevsim başlangıcını belirleyen ve sadece bu iki gün içerisinde ışık-gölge oyunlarıyla oluşan tüylü yılanın hareketlenmiş gibi görünmesini imkânsızlaştırırdı.





Yine Palenque'de düz piramidin üstüne kurulu güneş tapınağındaki, yüz binler, hatta milyonlarca kazılı yılları belirten tarihler, hangi önemli olayları belirtiyordu?





Ve Orta Amerika'nın en gizemli yapıtı 19 metre yüksekliğinde ve 8 adet üst üste konmuş kaideden oluşan piramidin üzerinde yer alan yazıtlar tapınağında, 617 adet hiyeroglif'lerle bezenmiş rölyef levhalar asılıdır.



















ORİON GİZEMİ VE PİRAMİTLER



orionpiramit.JPGEjiptologlar ve arkeologlar, yillardan beri piramitlerin yalnizca ve yalnizca firavun mezari oldugunu iddia ediyorlar. Oysa, I.Ö 2500 dolayinda, henüz tekerlegi bile bulmadigi varsayilan bir ülkenin, bütün kaynaklarini kullanarak bu devasa yapilari yalnizca firavunlarina gösterisli mezar olsun diye yaptiklarina inanmak zor. Hele Giza'daki üç büyük piramitten söz edince, isler iyice "garip" hale geliyor.



1994 yilinda Robert Bauval adli Belçika asilli, çocuklugu Misir'da geçmis bir mühendisin "Orion Mystery" adli sansasyonel kitabi yayimlanana dek, dünyanin bu en gizemli üç anitinin niteligine iliskin ciddiye almaya deger bir teori atilmamisti ortaya. Erich Von Daniken'in spekülatif ve fazla hayalci "uzayli atalar" iddiasi, ancak beylik UFO masallarina malzeme olusturabilecek dayanaklara sahipti. Ejiptoloji ve ortodoks arkeolojinin "piramitler firavun mezaridir" varsayimlari, Misir'da sonraki dönemde insa edilen (ve asla Giza'daki 3 piramidin kalitesine erisemeyen) yapilarda "mezar" düsüncesini destekleyecek bulgulara ulasildigindan ötürü epey saglam görünüyordu. Aslinda ne Khufu'nun, ne Khafre'nin ne de Menkaure'nin piramitlerinde mezar, mumya ya da cesete rastlanmisti ama bu, yaygin inanci degistirmiyordu.



10500.jpg



1979 yilinda Kahire'ye yaptigi bir gezi sirasinda Robert Bauval, üç büyük piramitin hizalanisinda bir gariplik farketti. Ilk iki piramit kösegenlerinden birbirinin tam hizasina yerlestirildigi halde, daha küçük olan Menkaure'nin piramidi, hafifçe sola kaymis gibiydi. Bu muhtesem yapilari yaratabilecek ve ölçülerde asla sasmayacak bir mimariye sahip olan Misirlilarin, üç piramidi ayni çizgi üzerine yerlestirmeyi basaramamis oldugunu düsünmek hiç akla yakin gelmiyordu dogrusu. Bauval, Misir kültürüne, özellikle de dinine merakli biriydi. Bütün antik uygarliklarda oldugu gibi eski Misir'da da tapinaklarin belli yildizlara göre hizalandigini, oriyentasyonlarinin "gündönümü" ya da "ekinoks"lara yöneltilmis oldugunu iyi bilirdi. Misir'da en belirgin ve baskin kült, Osiris kültüydü ve bu tanri, Orion takimyildiziyla simgelenirdi. Bauval bir gün gökyüzünü izlerken, Orion'un merkezindeki en önemli üç yildizin, Alnilam, Alnitak ve Mintaka'nin, ayni Giza piramitlerinde oldugu gibi bir hiza sapmasina sahip oldugunu farketti: Ilk iki büyük yildiz, Alnilam ve Alnitak dogru hizadaydi ama üçüncü ve en küçük yildiz olan Mintaka, hafifçe sola kaymisti digerlerine göre.



Bu bulgu, astronomi destekli yapilan gözlemlerle Giza piramitlerinin Orion Kusagi olarak bilinen üç yildizin yeryüzündeki kopyasi olarak insa edildigini ortaya koyuyordu ve Misir yildiz dinini bilenler için hiç de sasirtici degildi. Misirlilar, yeryüzünü ve yasadiklari topraklari, gökyüzünün, yani ölümsüzlüge eristiklerinde ulasacaklari yerin bir kopyasi olarak düsünürlerdi ve piramit metinlerinden dini yazitlara dek her yerde bu vurgulanirdi. Nil, Samanyolu'na denk geliyordu Misir yildiz kültünde. Samanyolu'nun çevresindeki özel bir gökyüzü alani, eski Misirlilarin "Duat" diye adlandirdiklari "tanrilarin mekani"ydi; bunun yeryüzündeki kopyasi da Nil'in batisina denk getirilmisti! Bauval'in bulgusunda sasirtici olan sey çok daha baskaydi. Bu üç piramit I.Ö 2600 dolaylarinda yapilmisti ama, Orion yildizinin o tarihteki gökyüzü konumu, Giza'daki piramitlerin konumundan 45 derecelik bir sapma gösteriyordu.



10500-1.jpgBauval, bir bilgisayar programi (SkyGlobe 3.2) yardimiyla, Orion ile piramitlerin bire bir ayni dogrultuya yerlestigi tarihi aradi ve karsisina I.Ö 10.500 tarihi çikti! Isin ilginç yani, bu tarih Orion takimyildizinin presesyon (terimler için lütfen sözlüge bakiniz) döngüsünün en alt noktasina rastliyordu.



Eski Misir kültünde, "ilk baslangiç" olarak anilan bir dönem oldugunu biliyordu Bauval: "Zep Tepi" olarak adlandirilan bu dönem, Misirlilarin ülkelerinin tarihini anlatirken, "Misir'i tanrilarin yönettigi mutlu dönem" diye söz ettikleri bir dilime de denk geliyordu. Binlerce yil önceyi anlatiyordu bu sözcük. Acaba Misirlilar piramitleri insa ederken, çok eski bir dönemi anmak üzere, Orion'un I.Ö 10.500'deki yerlesimini mi seçmislerdi master plan olarak? Bundan 4500 yil önce, presesyon hesaplari bile yapacak biçimde astronomi bilgisine nasil sahip olmuslardi? Yoksa bundan 12000 yil önce varolan bir uygarligin geride biraktigi izleri mi görüyorduk Misir'da? Robert Bauval, 1994'te yayimlanan "Orion Mystery" adli kitabinda bu sorulari sordu ve büyük sansasyon yaratti. Yanitlarsa, hala arastirilmayi bekliyor.