Kur'andaki Dünya Dışı Canlilar
EreN - Sosyal Ağ Uzmanı 2 yorum















Kur'ani Kerim'de UFO'larla temastan söz ediliyor mu? Bu ilahi metinde, günümüzün en ilginç sorunlarindan biri olan UFO ile ilgili mesajlara yer verilmis miydi? Genelde Kur'an etrafinda yapilan çalismalarla buna hemen 'evet' demek mümkün degil... Kur'an'da bizden baska varliklarin mevcudiyeti söz konusudur ama bizim 'uzaylilar' diye tanimladigimiz, metabolizmalari bizimkine benzer yaratiklarin varligindan açikça söz eden ayetler var midir? "Uzayda canlilar var mi?" diye bir din adamina veya Kur'an yorumcusuna bir soru yöneltseniz alacaginiz cevap hemen 'evet' olacaktir... Çünkü Kur'ani Kerim, insanlardan baska, en az dört türden bahsediyor. Bunlar melek, cin, seytan ve ruhanilerdir. Kur'an'a göre bütün bu türler bizim dünyamizin da içinde yer aldigi evrende yasiyorlar. Ve hatta bizim mekanlanmizi bizimle paylasiyorlar. Ancak, yapilan izahlar Isiginda, bu türlerle bizim metabolizmamiz arasinda bir benzerlik kurmak mümkün degildir. Bununla birlikte, bu soyut varliklarin hemen hepsinin 'temessül' yani baska bir form içinde görünebilme yetenekleri vardir.









Bizim aradigimiz, metabolizma bakimindan bize tam olarak benzemese bile bize yakin olan formlardir. Peki kutsal kitabimizda, böyle bir varliktan söz ediliyor mu? Bunun cevabi süphesiz "evettir. Kur'ani Kerim bu türlerin disinda bir de "Dabbe" den söz eder. Dabbe kelimesi, daha çok canli, suurlu ve kendi arzusuyla yer degistirip yürüyebilen ve yeme içmeye ihtiyaç duyan varliklari anlatir. Metabolizma açisindan cinden de melekten de Seylan'dan da farklidir. Nitekim bu kelime daha çok hayvanlar ve insanlar gibi beslenmeye ihtiyaç duyan varliklari kapsamina alir. Dabbe'nin tariflerini de yine Kur'an'da bulabiliyoruz.



Evrende yalniz varolmak için yaratilmadik.

Çok eski bazi rivayetlerde, insan neslinden önce Nesnas denilen bir türün, yeryüzünde yasadigi, o dönemde, yeryüzünün gerçek sahipleri olan bu varliklarin, ayni zamanda 'hilafet' yani bugün insanin üstlenmis oldugu Tanri'ya muhatap olma vasfi makaminda bulunduklari belirtiliyor. Fakat bu tür,zaman içinde istikametini kaybettigi için toptan imha edilmisler ve onlarin yerine cin taifesi atanmistir. Sonunda Allah, meleklere ve diger muhatap varliklara, insan diye bir varlik yaratacagini ve onlari yeryüzüne gönderecegini deklare edince, Kur'an'in yalin ifadesiyle 'cin', 'melek' ve "'seytan diye anilan türler, insan türünün evrendeki dengeyi bozacagini ve uzun savaslarla birbirlerini yok edeceKlerini belirterek itiraz ettiler. (Bakara Suresi) Ama Allah onlara, 'sizin bttmediklerinizi de biliyorum' diyerek insani yaratti ve dünyaya 'halife' tayin etti. Üstelik 'melek' dahil bütün varliklari, Adem'e secde etmeye çagirdi. Bu, bir tür, üstün varligi tayin etme seremonisiydi. Seytan bu çagriya uymadi ve insan türüyle her alanda savasacagini dile getirdi. Kur'an'da genis genis anlatilan bu 'gaybi' hadise, aslinda ayni zamanda, insan türünün evrendeki mücadelesinde baska varliklarla da hesaplasmak zorunda kafacaginm açik bir kanitiydi.

Demek insan, sadece kenaisine 'müsahhar' edildigi emrine verildigi belirtilen tabiata hükmetme mücadelesiyle kalmayacak, kendi varligini korumak icin, üstün formda yaratilmis varliklarla da mücadele etmek zorunda kalacak... Kur'an'in açik ifadelerinden anladigimiz, bu mücadelenin cin ve seytan taifesiyle verilecegi yolundadir. Üstelik bu her iki türle yaptigi mücadele 'enfüsi' (içsel) bir mücadeledir. Yani liyakat ve kimlik mücadelesi... Oysa Mülk Suresi, açik açik, uzaydan saldiracak bir türden; uzaylilardan söz ediyor. Bunlarin özel kimlikler tasiyan varliklar oldugunu ayet metninde yer alan 'men' sözcügünden anliyoruz. Ayette geçen 'men fi'sSemai' ifadesinde men, kim sorusuna verilen cevaptir. Eger bu ayet gökten basimiza inecek ilahi belalar veya bir yildiz çarpmasi olsaydi, 'men' yerme 'ma' kelimesinin kullanilmasi gerekirdi. Arapça'da 'men' ingilizceöeki 'Who' sözcügünün karsitidir... "Ma* ise that' sözcügünün... Demek ki, uzayda bizimle teke tek karsilastirilacak varliklar vardir ve var olmalidir.



Yedi dünya kavrami

Simdi biraz da insanin ilk yaradilisindan söz edelim. Bize, Kur'an'da anlatilan sey. Adem'in topraktan yaratilan

ilk insan oldugudur. Adem, önce 'cennet'e konmus, burada, bugün eseysiz üreme diyebilecegimiz bir yöntemle ondan bir es Havva yaratilmis ve daha sonra da isledikleri bir hatadan sehvetlerine maglup olup, içinde yasadiklari atmosferi kirletmelerinden dolayi 'asagi' diye nitelenen dünyaya sürülmüstür... Kur'ani üslupla Adem ile Havva'nin, yani ilk atalarimizin hikayesi böyledir. Burada akla söyle bir soru gelir; Adem ile Havva cennette idilerse dünyaya nasil geldiler? Tabii ki hemen Allah'in her seye muktedir oldugunu söyleyeceksiniz. Muhakkak ki Allah her seve muktedirdir. Ama Adem'in cennetten çikarildiktan sonra tabi oldugu kanun, determinist ve sebep sonuç iliskisine dayanan evrensel kanunlardir. Yani kudret yurdu sebep sonuç iliskilerinin geçerli oldugu evren olan cennet'ten çiktiktan sonra sebep sonuç iliskilerinin geçerli oldugu 'hikmet yurdu'na esyanin olusumunda sebep gerekliliginin ortadan kalktigi evrene geçti Burada her seyin bir vasitasi olmaliydi. Dolayisiyla, cennetten çikarildiktan sonraki maceralarim akil yoluyla izah edebilmemiz gerekirdi. Çünkü eger cennet bu dünya üzerindeyse, sürülme nasil gerçeklesmisti? Daha da önemlisi, eger Adem ile Havva atmosferimizin disindaki bir yerden dünyaya gelmislerse, zarar görmeden atmosferi nasil geçtiler. Ve niçin ayri ayri yerlere düstüler... Sonra ayri ayri yere düstükleri halde bulusma noktasini nasil bildiler ve nasil birbirlerini buldular? Ve hangi vasitalarla yön tayini yaptilar?

Herhalde Adem ile Havva'nin atmosferi olusmamis bir dünyaya gönderildiklerini iddia etme sansimiz yok. Çünkü Rahman Suresi'nde Cenabi Hak, yerkürenin insanlar için nasil hazirlandigini safha safha anlatir...



"Semayi yükseltti ve ona ölçü koydu. Sakin bu ölçüleri bozmayin. Siz de bu dengeleri koruyun ve dengeleri zorlamayin. (Ve sonra) yeri 'Enam' için yasanabilir kildi. Onda meyve ve salkimli hurmalar var. Yaprakli taneler ve hos kokulu meyvelar var. Simdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanliyorsunuz? Ve insani fokurdayan balçiktan yaratti" 'Rahman Suresi,714)



Burada kastedilen 'sema' tefsirlerde iki anlamda kullanilir; atmosfer ve gökyüzü. Her ikisi de belli ölçekler ve mizanlar üzerine kuruldu. Bu 'ölçü' kavramiyla hem uzayin ruhunu teskil eden müthis denge kastedilir, hem de atmosferi teskil eden hava küresinde yer alan gazlarin gramajlari kastedilir. Azot, gazlar ve oksijenin dagilim ve miktarlari insanin varligini en iyi sekilde sürdürebilmesi için gerekli miktarlarda tutulmustur. Böylece atmosfer toprak kökenli varliklarin yasamasini saglayacak duruma getirildi. Bu iki a

yetin hemen devaminda gelen iki ayet çok ilginç bir ikaz tasimaktadir. Cenab' Hak, insani, 'dengeleri bozmamak' hususunda uyariyor ve ölçüyü elden kaçirmayin" diyor. Çünkü insanin bir özelligi de bozmaktir.



Adem ve Havva nereden geldiler?

O yüzden, Allah, ancak bugün, yani yaptigimiz ölçüsüzlükler ve ürettigimiz zararli gazlar yüzünden ozon tabakasinin delinmesiyle anlayabildigimiz bir konuya dikkatimizi çekiyor. Atmosferdeki dengeyi bozabilecegimizi, bunun da sonumuzu hazirlayacagini hatirlatiyor. Ve bu dengelerin korunmasi konusunda insani uyariyor... Birinci sirada atmosferin yaratilmasi, yani asiri sicaklarla yerkürenin tabiatinda bulunan buharlarin yükselip atmosferi olusturmasi, ikinci etapta, bu atmosferdeki gazlarin insan tabiatina uygun miktarlarda düzenlenmesi, üçüncü etapta da yeryüzündeki bitki örtüsünün insan ihtiyacina göre ayarlanmasi... (Rahman Suresi'nin üçüncü ayetinde dev agaçlardan ve ormansi otlaklardan bahsedilir. Ala Suresi'nde ise bu dev otlaklarin yerin dibine geçirilerek onlardan akiskan bir sivinin yani petrolün var edildigi hatirlatilir) Nitekim. önce dev otlaklar, ardindan meyve agaçlari ve taneli bitkiler ve nihayet nazenin varlik olan insanin dünyaya tesrifi.... "Biz insani fokurdayan balçiktan yarattik" diyerek Cenabi Hak, balçiktaki kimyasal aktiviteye dikkat çeker.



Sonuç olarak insan yerküreye indirildigi zaman yerkürenin onu disardan gelecek meteor ve yabanci cisimlere karsi koruyacak atmosfer gibi bir koruyucusu vardi. Peki öyleyse, Adem ile Havva, yine insanoglunun yasadigi ama artik yasanmaz hale getirdigi bir dünyadan, bir uzay araciyla dünyamiza gelmis olmazlar mi? Bizim neslimizin atasi olan bu iki insan, bizim dünyamiz gibi bir dünyadan geldiler dersek çok mu saçma olur?



Adem ile Havva, insan türünün bozgunculuk ve fesatçilik özelliginden dolayi, tükettikleri bir dünyadan uzaya atilmis iki kahramandi belki de... Pekala söyle diyebiliriz; milyon milyon yil önce, bu evrenin bir baska aleminde, belki de bugün asiri sicaklar sonucu yasanmaz bir hale gelmis ama hala hayat izleri tasiyan Mars'ta yasayan insan nesli, kendi yanlislari ve günesin genisleyen sicaklik halesi sonucu artik o gezegende varligim sürdüremez hale geldi. Ulastiklari teknolojiyi, türlerinin devamim saglamak için kullandilar. Seçtikleri bir çifti, kapsüle koyup, buzul çagindan henüz çikmakta olandünya gezegenine firlattilar. Gemilerinin adi 'Fülki'lMeshun' (hayat . için gerekli her türlü kaynagi içinde barindiran gemi, uzay gemisi, denizalti vs. gibi) idi. Nitekim Kur'an'da bir iki yerde Cenabi Hak, "Zürriyyetiniz'i Fulki'l-Meshun ile tasidik" buyurur. Ve ona benzer daha nice gemi yarattigim hatirlatir... Bu geminin zahiri veya tarihi karsiti Nuh Tufani'nda kullanilan;

Cebrail'in (o en büyük melegin adidir, ileride melek kelimesi üzerinde de duracagiz) talim ve gözetimi altinda insa edildigi* belirtilen gemi olmakla biritkte bundan pekala yildizlar arasi seyahat eden bir gemiyi anlamak da mümkün. Çünkü. Kur'an 'atalarinizi' demiyor 'zürriyyetinizi' diyor... Bu ifade bizim neslimizin akibetinden de haber verir gibidir. Belki, bizim neslimiz de, yasadigi dünyayi yasanmaz hale getirdikten sonra, hayat belirtisi tespit ettigi buzul çagindan yeni yeni çikan bir gezegene neslinin örneklerini gönderecektir. Tabii, yasayan insan nesli son nesil degilse... Çünkü bazi kaynaklarda, su anda dünya üzerinde yasayan neslin insan irkinin 13. versiyonu oldugu ve insan irkinin bugüne kadar, en az alti dünya tükettigi belirtilir. Bediüzzaman Saidi Nursi, "isaratü'li'caz" adli tefsir denemesinde, Bakara Suresi'ndeki "O Allah ki, yeryüzündeki her seyi sizin için yaratti. Sonra göge yöneldi ve onu 7 uzay halinde düzenledi. O, her seyin gerçegini bilendir" ayetini yorumlarken, 'Yedi' kelimesi üzerinde uzun uzadiya durur ve bu ayetten, "Yerküremiz gibi atmosferi bulunan yedi dünyayi anlamanin" mümkün olabilecegini hatirlatir... Demek ki, biraz cesur bir yorumla, yedi dünyadan ve üzerinde yasayan insansi varliklardan söz etmek pek de akil disi olmayacak...







Uzayda yasam var mi?

Uzayda melek ve ruhanilerin varligi, yeryüzünde insan ve hayvanlarin varligi kadar kesindir, denilebilir. Kur'ani Kerim, bu gerçegi sayisiz ayetlerde anlatir. Çagdas bir kelamci ve çagimizin en orijinal Kur'an yorumcularindan olan Saidi Nursi, "Sözler" adli eserinin 33 bölümünden birini tamamen, 'Melekler, ruhaniler ve uzayda hayat' konusuna ayirmis. 29. Söz'ün tamaminda bu meseleyi ispat etmeye çalismisti... Burada dikkatimizi en çok çeken bir cümle var ki, bu çalismamizin da kalbini teskil ediyor. Ona göre, çok degisik cins ve türdeki uzaylilarin tamami, Kur'an taraf indan 'Melek' ve 'Ruhani' diye isimlendirilmislerdir... Iterde melek ve ruhani kelimelerini ele aldigimizda görecegiz ki, melek nispeten nesnel varliklarin, ruhani tamamen soyut varliklarin adidir... Simdi, Saidi Nursi'nin, Kadir Suresi'nin "O (gecede) melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle yeryüzüne inerler" mealindeki ayetinin yorumunu yaptigi bölümden bir pasaj aktaralim..

.

"Hakikat katiyyen gerektirir ve hikmet kesinkes ister ki, yeryüzü gibi, uzayin da hem de bilinçlisekeneleri (oturanlari) bulunsun... Ve o sekeneler yaradilis bakimindan oturduklari yildizlara uygun yaradilista olsun. Kur'an bütün bu yaratiklari melek ve ruhaniler diye isimlendiriyor...

"

Evet isin gerçegi bunu gerektiriyor. Uzayda bizim gibi bilinçli canlilar var ve olmalidir... Nitekim, dünyamizin, küçüklügü ve basitligine ragmen bilinçli yaratiklarla dopdolu olmasi ve üstelik zaman zaman bosaltilip yeniden doldurulmasi bize su gerçegi açiklar; yildizlarla ve burçlarla bezenmis uzay da suurlu ve idrak sahibi yaratiklarla dopdoludur... O yaratiklar da, tipki insanlar ve cinler gibi su muhtesem kainatin seyircileri, gözetleyicileri ve yorunculandiriar... Uzayin yapisi, niceligi ve niteligi, böyle yaratiklarin varligini gerektinyor, zorunlu kiliyor.

evrenin bu muhtesem varligi çapli ve genis bir tefekkürü, onu tam anlamiyla kavrayacak bir kullugu gerektirir. Oysa insanlar ve cinler, bu tefekkür ve kullugun milyonda belki birini bile yapamiyorlar... Bu muhtesem yaradilisi daha üst bir suurla temasa edecek ve onun Yaratici'sina karsi sükranlarini sunacak daha üstün formda yaratilmis varliklara ihtiyaç vardir... Meleki ve ruhaniler de bunlardandir...."

"Bazi hadislerin bize verdigi isaretlerden sunu anliyoruz ki, bu yaratiklar, uzayda basibos gibi görünen seyyar cisimleri meteor,bulut ve tanimlanamayan sair uçan cisimleri yildizlari karanlikta hizla akip gittikleri için yildiz seklinde algiladigimiz UFO'lari da bu çerçeveye sokabilirizbinek olarak kullanip evrenimizde olup bitenleri temasa ediyorlar... O varliklar, bu seyyarelerehizla akip giden, görünüp ve bir anda yok olabilen seylerbinerek, yasadigimiz su nesnel dünyayi gözetlerler. Bineklerinin tesbihatini yaparlar..." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, Mukaddime.)



(Burada Seyyare kelimesine küçük bir not düselim. Teyyare, uçan kanatli nesnelere verilen isimdir. Seyyare ise, uçmaktan çok son derece büyük bir hizla akip giden kanatsiz vasitalari anlatmaktadir... Her ikisi de 'binek' diye anilmaktadir. Acaba, UFO'ya yani ingilizce 'deki, Tanimlanamayan Uçan Cisim'e tek kelimelik bir isim verilmek islenseydi Seyyare'den uygun ne bulabilirdik?) Yukarida Saidi Nursi'den aldigimiz metinde bir tek sey yaptik. Bilinen klasik ifadelerin yerine mesela, sema yerine uzay, suur yerine bilinç gibi günümüzde kullanilan kelimeleri yerlestirdik. Ve gördük ki. "pekala uzaylilar var" ve üstelik bizi gözetliyorlar... Hatta bir hadiste peygamberimiz, "Cennet ehli, 'yesil kuslarin 'cevf'lerine binerek cennet yurdunu gezecekler" diyor... Arapça'da 'tare' 'uçtu' demektir. Tayr' ise uçan seye verilen ad. Eh geçmiste bir tek kuslar uçtugu için de Kur'an'da ve hadiste 'tayr' kelimesinin geçtigi her yerde bu kelime 'kus' olarak isimlendirilmis..., Kur'an'in belirttigine göre Hz. isa, imana çagirdigi insanlara söyle diyordu; "Ben size çamurdan kusa benzer bir sey yaparim. Sonra ona kendi ruhumdan üflerim yani enerji yüklerim o da Allah'in izniyle uçar" diyordu... Demek ki. her uçan kus degildi ve her 'tayr kelimesiyle ifade edilen seyin illa da kus olmasi gerekmiyordu... Cevf ise. "bosluk, çukur, oyuk, iç bosluk' anlamindadir. Eger siz 'tayr' kelimesinin yerine 'uzay araci' veya 'uçan cisim':'cevf kelimesinin yerine de 'pilot kabini' kelimelerim yerlestirirseniz, yukarida bahsi geçen hadisi, "Cennet halki, yesil renkliyesilin, temiz bir çevrenin sembolü oldugunu unutmayalimuçan araçlara binip kabininden cennet yurdunu temasa ederler" seklinde tercüme edebilirsiniz. Tuhaftir bu hadis, nedense bana hep Jetgiller'i hatirlatmistir... Öyle ise çikip, evrenimizi bizimle paylasan uzaylilar vardir ve bunlar kullandiklari 'seyyarelerle (UFO'larla) bizi temasa ediyor yani izliyor ve hatta, bozgunculugumuzu önlemek ve dünyamizi korumak için bizi gözetliyorlar dersek, abartili bir ifade kullanmis olmayiz...



Bir itiraz ve izafiyet"..

"Uzaylilar var" denildigi zaman hemen ileri sürülen bir itiraz var... Deniliyor ki, "Günes sisteminde baska dünya yok. Bize en yakin yildiz grubu yani galaksi Andromeda'dir ve bize su kadar milyar isik yili mesafededir. Bu kadar uzun bir mesafeyi nesnel varliklarin asip gelmeleri mümkün degildir... Bu izah, daima ileriye dogru akmak üzere ayarlanmis insan mantiginin bir eseridir. Oysa isinlanma ve rölativite bu itirazlari sonuçsuz birakmaktadir... Kur'ani Kerim'de Hz. Süleyman'in "gudvvuha üehrun ve revahuha üehrun' (gidisi bir ay, gelisi bir ay)" diye nitelendirilen binegi ile, Betkis'in tahtinin, bir saniyenin de altinda bir zaman içinde Yemen'den bugünkü Kudüs'e isinlanmasi bu itirazlara açik cevaplar veriyor. (Sebe' Suresi, 10. Ayet ve devami) Guduv gidisi, revah gelisi anlatir. Kisacasi Süleyman'in bineginin hizi, gidisdönüs altmis gün/saattir. Kur'an'in ifadesinde bir gün, bizim saydiklarimizla 1000 bin yildir. Demek ki, Süleyman'in bineginin hizi 1.000 x 60 = 60 bin yil/saattir. Bu da saniyede 1000 isikyili demektir. (22/47)

insanin kesfettigi en büyük hiz simdilik isik hizidir. (Oysa tasavvufta 'nur hizi' denilen ve hayalden daha süratli olan bir hiz birimi vardi.) Isigin saniyedeki sürati 300 bin kilometre olduguna göre ki isik uzayin bütün kavislerini ve bükeylerini tarayarak geçerHz. Süleyman'a verildigi belirtilen binegin hizi isik hizindan da yüksektir. Bu da akla bugünkü verilerin Isiginda anlatacak olursak isinlanma süratinin hizini gösteriyor. Çünkü, Belkis'in tahti, göz kapayip açincaya kadar Yemen'den Kudüs'e tasinmistir... Ve üstelik bunu da "Reculün indehu mine'l kitabi ilmün" (kitabi bilgilereki, bu tecrübi bilgileri de anlatiyor sahip bir adam) diye vasiflandirilan bir insan basarmisti. Bu ifade, bize bilimsel çalismalarla insanligin varabilecegi sinirlari çok net olarak gösteriyor... Çünkü, bu isi yapmaya Cin taifesinden bir 'ifrit' de talip olmustu. Ancak onun tanidigi süre biraz daha uzundu. Yani 'ayaga kalkip oturacak kadar' bir süre... Hz. Süleyman bu süreyi uzun buldu ve bugünün ifadesiyle teknolojik bilgiye de sahip olan yardimcisindan talep etti ve taht bir anda hazir oldu... Belkis, gelip de tahtim orada bulunca ona soruldu; "Bu taht senin mi?" Belkis'in verdigi cevap, bugün 'sanal gerçekçilik' diye nitelendirilen bilimin de ilk tanimi idi: "Sanki o !" Bugün sanal varliklara ingilizce'de 'sanki o' denilmesi oldukça ilginç degil mi? Demek ki, bizim kendimizi isik hizina hapsedip, onun üzerinde nesnel varligin tasinmasini yadsimamiz, sadece ve sadece bilgilerimizin henüz ilkellikten kurtulmamis olmasindan kaynaklaniyor...



Bizim isik hizina hapsedilmis olmamiz, baska yaratiklarin da bu hiza hapsolunduguna inanmamizi gerektirmez. Uzayda,elbette tabiatlari yasadiklari gezegenin tabiatina uygun dizayn edilmis varliklar vardir ve olmalidir... Nitekim, UFO'lann varligi nerde ise sabit olmustur. Amerika Birlesik Devletleri'nin, 1960 yilinda baslattigi Apollo serisi uzay uçuslarina "refakatçi" uçan cisimlerin eslik ettigi, hem astronotlarin ses kayitlariyla, hem de çekilen resimlerle ispat edilmistir. Bilindigi gibi Ay'a ilk inen Apollo 14'ten çikip Ay'da yürüyen ve burada hatira resmi çektiren astronotlarin arka planinda iki UFO poz vermisti. Bu tarihi uzay yolculugunun iki UFO'nun refaketinde gerçeklestigini NASA çok iyi bilmektedir. Hatta hatirlarsaniz, bu resmi basan Time dergisi tez elden toplatilmisti. Keza astronotlarin ses kayitlarinda bu cisimlerden açik açik söz edildigi ve Ay'da son derece ahenkli esrarengiz bir müzigin duyuldugu haberi de o siralarda basma yansimisti. Burada, özellikle cinlerin 'temessül etme' (istedigi forma girip, gözükme) kabiliyetinden haberdar olanlar diyebilirler ki, UFO'lar, cinlerin bir oyunudur. Bu pek de akla uzak olmaz. Cinler atmosfer içinde böyle görüntüler verebilirler. Ancak Apoilo 14'e refakat eden uçan cisimler atmosfer disinda bunu gerçeklestirmislerdi. Demek ki, bunlar cinler olamazlardi...



Kavramlara yolculuk....

Dabbe; bu kelimeye öncelik vermemizin iki nedeni var. Birincisi, bu kelime ile kastedilen varliklarin metabolizma olarak bize benzeyen varliklarin kastedilmis olmasidir... Elmalili Hamdi Yazir, "Hak Dini Kuran Dili" adli tefsirinde dabbe kelimesine su açiklamayi getirir; "Hafif, hissettirmeden yürüme, debelenme demektir. Hayvanlar ve böcekler için kullanilir, içkinin vücuda yayilmasL bir çürügün etrafina bulasmasf gibf hareketi gözle tesbit edilemeyen canlilar için kullanilir......."su halde, tren. otomobil, bisiklet gibi. sunu hemen hatirtatalim, bu tefsir yazildiginda bilinen mekanik yürüyücüler bunlardan ibaretti. Bunlara bugün robotlar dahil daha birçok eklemeler yapmak mümkündür.

Bununla beraber, "Allah her dabbeyi sudan yaratti. Onlarin bir kismi ayaksizdir karni üzerinde sürünür, bir kismi iki ayaklidir, bir kismi dört ayak üstünde yürür...." (Nur suresi 24/25)" ayetinde zikredildigi gibi bütün yürüyen canli türlerim' içine alir... ikincisi, dabte diye nitelen varliklarin yerde ve gökle bulundugunun belirtilmesidir... Dabbe kelimesinin Kur'ani Kerim'de flc geçtigi yer Bakara Suresi'nin 164. Ayetidir. Bu ayette 'dabbe' kelimesiyle yeryüzündeki kuslar hariç her türlü yürüyen canlilar kastedilmistir...



ikinci 'dabbe' kelimesi ise Hud Sure"i'nin 6. ayetinde geçer. Burada da yeryüzündeki dabbelerden söz edilir. Yeryüzünde rizki Allah'a ait olmayan hiçbir canli yoktur, ki, onlarin karar kildiklari yeri de varacaklari yeri de bilir. (Bu bilgilerin) hepsi Kitabi Mübin'dedir." Burada Kitabi Mubin'den maksadin ne olduguna girmek konumuzun disinda kaliyor... Ayette "dabbe"nin "nekre" (belirsiz isim) olarak kullanilmasi çok ilginçtir. Bu ifade tarziyla Cenabi Hak, ayette geçen dabbenin kesinlikle, "hayvan" tarifi içine girecek dabbeden olmadigina, onun bambaska bir varlik olduguna dikkat çeker. Asagida tefsirim yapacagimiz Nemi Suresi'nin 82. Ayeti, bu dabbeden maksadin ne oldugunu netlestirir... Dabbe tefsirlere göre, 'deprenip duran her tür canli' anlamina kullanilmis. Ayette geçen "fi'lArdi" (yeryüzünde) ifadesi, tahsis için degildir. Yani bu kelimenin sadece dört ve daha çok ayaklilari degil, ayni zamanda iki ayakli insan gibi varliklari da kapsamina aldigini hatirlatmak içindir.



Bize benzeyen yaratiklar....

Diger bir ilginç husus da bu ayetten hemen sonra, uzayi ve uzayin alti günde yaratildigim anlatan ayetin gelmesidir. Dabbe kelimesi ayni surenin 56. ayetinde de geçer. Burada da benzer ifadeler kullanilir. Ancak bu sefer dabbe'nin mekani belirtilmemistir ve bütün yaratiklarin Allah tarafindan idare edildigi hatirlatilir... Su ana kadar, 'dabbe' kelimesiyle yer arasinda sürekli bir irtibat vardi. Ama asagida verecegimiz ayette 'dabb' yere has kilinmamis, aksine yer ile birlikte gökteki dabbelerden söz edilmektedir. iste bizi yakindan ilgilendiren ayeti NahI Suresi'nin 49. ayeti net bir sekilde yer ve gök dabbelerinden bahseder. Dabbe kelimesiyle metabolizmalari bize benzeyen yaratiklarin kastedildigim bir kere daha hatirlatarak ilgili ayeti aktaralim: "Göklerde ve yerde mevcut bütün 'dabbeler' ve meleklerdabbenin gök denince hemen akla gelen meleklerden ayri tutulduguna hasseten dikkat etmek gerekirhiç büyüklenmeden Allah'a secde ederler" Yani onun emrine uyarlar...Burada özellikle dikkat edilmesi gereken hususlar söyle siralanabilir... Birincisi; Dabbe kelimesiyle metabolizmasi bize benzeyen, daha dogrusu elemental canli yaratiklar zikredilmektedir... ikincisi, ilk iki ayette dabbe kelimesi 'dünya' ile sinirli tutuldugu halde bu ayette 'gökteki dabbeler'den yani uzayli diye niteleyebilecegimiz, suurlu, bilinçli, inisiyatif sahibi yaratiklardan söz edilmektedir... Üçüncüsü, 'dabbe' ile anlatilmak istenen canlilarin, soyut varliklar olan 'melek'lerden farkli oldugunun hasseten vurgulanmis olmasidir... Ve nihayet dördüncüsü, her topluluk gibi gök ve yer dabbelerinin de ilahi emirlere uymaktan baska çareleri olmadigi vurgulanir...



Casiye Suresi'nin 4. ayeti de ilginçtir. Bu ayette ise dabbe kelimesi, insanlardan ayri tutulur ve söyle buyurulur: "Sizin yaradilisinizda ve çogaltip yaydigi dabbelerde ibret almasim bilenler için deliller vardir." (Casiye, 4.)



Tefsirler, ayetin metninde 'yer' kelimesi geçmedigi halde, bu çogaltilip yayilan yaratiklari yer ile irtibatlandirmislar. Oysa metin, "Ve fi halkikum ve ma yebussu min dabbetin" seklindedir ki, "min" ile dabbeler içinde bir türe dikkati yogunlastirir. Bu türün "insan" kelimesiyle birlikte anilmasi da ona benzerligi ihtar eder. Aslinda ayette insan kelimesi de geçmemektedir. 'Halkikum' kelimesindeki 'kum' zamiri insana bakar. Bu 'kum' zamiri, dogrudan insana baktigi ve çokluk ifade ettigi halde, Dabbe kelimesinin "min" ile tahsis edilmesi ve "nekre" (belirsiz) olarak kullanilmasi, ister istemez zihni, yeterince bilimeyen bir türe yönlendiriyor. 'Yabussu' kelimesi ile de bu varligin seri bir sekilde çogalip yayilabildigine dikkat çekilir.



Ve geldik, 'dabbe' kelimesi konusunda bize en ilginç fikirleri verecek ayete... Nemi Suresi'nin 82. ayetinde insanlarla konusacak dabbeden söz edilir. Ve bu kiyamet öncesinde görülecek bir türdür ki, insanliga akibetini söyleyecek... "Söz sabit olacagi zaman (yani kiyamet öncesinde), onlar için yerden bir canli çikaririz. insanlara, Allah'in ayetlerini ve maksadini anlayamadiklarini söyler"

Ayasofyanın Gizemi
EreN - Sosyal Ağ Uzmanı 0 yorum







Ayasofya'nın 160 yıldır karanlıkta kalmış bir sırrı gün ışığına kavuştu



En son Sultan Abdülmecid ve o dönem restorasyonu yürüten İsviçreli mimar Gaspare Fossati'nin gördüğü, üzerleri sıva ve metal maskeyle kapatılan 700 yaşında olduğu tahmin edilen altı kanatlı melek figüründen birinin yüzü açıldı.



Ayasofya'nın en son Sultan Abdülmecid ve o dönem restorasyonu yürüten İsviçreli mimar Gaspare Fossati'nin gördüğü 1.5 X 1 metre ebadındaki altı kanatlı melek figüründen birinin yüzü açıldı. Mozaiğin bugüne kadar çok iyi korunmuş olması uzmanları şaşırttı.








16 yıldır kubbenin güneydoğu çeyreğinde bulunan iskele, iki hafta süren çalışmaların ardından sökülerek kuzeydoğu çeyreğine kuruldu. Kubbeyi taşıyan pandantifteki, 6 kanatlı melek (kerubim-serafim) figürü üzerinde de çalışmalar yapıldı. Meleğin yüzündeki metal maske çıkarıldı, 6-7 kat badana ve sıva kaldırıldı. Yaklaşık 10 gün boyunca heyecanla yürütülen çalışmaların sonunda uzmanların bile beklemediği derecede iyi korunan mozaik, 160 yıl sonra yeniden günışığıyla buluştu. 9 veya 14'üncü yüzyılda yapılmış olduğu tahmin edilen mozaiğin gerçek yaşı, Ayasofya Yüksek Bilim Kurulu ve Anıtlar Kurulu üyelerinin yapacağı incelemeler ve diğer mozaiklerle karşılaştırmalar sonucunda belirlenecek.



İncil'e göre Tanrı'nın tahtını koruyan melek



İncil sadece belirli kişiliği olan üç meleğe isim vermiştir. Bunlar, Michael, diriliş, Gabriel ve Satan. Altı kanatlı Serafim ise, Tanrı'nın tahtını korumakla görevli en üst sıradaki melektir. Bu melekler, Tanrı'nın tahtının üzerinde 2 kanatları yüzlerini ve 2'si ayaklarını kapatacak şekilde bekler. Kalan 2 kanat ise uçmak içindir.








En son onlar gördü



Sultan Abdülmecid döneminde caminin onarımı için İsviçreli Mimar Gaspare Fossati görevlendirildi. Osmanlı döneminde, Ayasofya'daki en kapsamlı restorasyonu kardeşi Giuseppe'yle birlikte 1847-1849 arasında yürüten Fossati, mozaiklerle ilgili de kapsamlı bir çalışma yaptı. Dökülen sıvaların altından parıldamaya başlayan mozaikler, Sultan Abdülmecid'in talimatıyla açıldı, bakım ve onarımları yapıldı. Daha sonra tahrip edilmeden sıvayla kapatılarak gizlendi. Fossati'nin yaptığı resimleri topladığı albüm, günümüze ulaşmamış mozaiklerin bilinmesini sağlayan bir kaynak olarak görülüyor.



Ayasofya'nın tarihi 6. yüzyıla uzanıyor



Ayasofya, Bizans İmparatoru I'inci Jüstinyen tarafından 532-537 yılları arasında inşa ettirildi. 916 yıl boyunca Ortodoks dünyasının başkilisesi, 481 yıl boyunca da İslam dünyasının büyük camisi olan Ayasofya, 9'uncu yüzyıldan itibaren figürlü mozaiklerle bezenmeye başladı. 1453'te Ayasofya'nın camiye çevrilmesiyle mozaikler örtüldü. 1934'ten itibaren müze olarak kullanılan Ayesofya'ya yılda iki milyon ziyaretçi geliyor.

(Hürriyet)

17 AĞUSTOS DEPREMİNİN GİZEMLİ OLAYLARI
EreN - Sosyal Ağ Uzmanı 1 yorum



17 Ağustos Depreminin Şaşırtıcı Olayları

1999 İzmit depreminden sonra ortalıkta bir sürü esrarengiz olaylar anlatılmakta. Ne kadar doğru bu söylenenler bilinmez; ama hayret edilmeyecek türden de değil bu anlatılanlar



1. O gece bayanın birisi, doğum için eşiyle beraber bir taksiyle hastahaneye gidiyorlarmış.Taksi tam Eyüp şehitliğinden geçerken doğum sancıları tutan bayan kafasını sağa sola çevirmeye başlamış.İşte tam bu sırada bayanın gözü şehitliğe ilişmiş.Bayan gördüğü manzara karşısında dona kalmış.Bütün şehitler kabirlerinden kalkmış elleri semada dua ediyorlarmış.



2. Aynı saatlerde Eyüp Sultan Camisinin önünde taksicilik yapan bazı kişilerin anlattıkları da insanı hayretler içerisinde bırakıyor: "Taksinin içerisinde oturmuş müşteri bekliyordum. Gözüm birden Cami'nin duvarına ilişti.Duvarları nurdan varlıklar kaplamış tutuyorlardı.Mezarlıklarda yatanlar kalkmış hep beraber dua ediyorlardı."



3. Enkazdan 4 gün sonra çıkan bir çocuğa su ikram etmişler.Çocuk: "Su ve yemek ihtiyacım yok.Yaşlı bir amca bana su da yemek de verdi."



4.  Denizden çok büyük bir ateş topu yükselmiş. Bunu bizzat gören bir arkadaşım vardı. Söylediğine göre deniz ortadan ikiye ayrıldı içinden ateş fışkırdı ve çok büyük bir aydınlıkla deniz geri kapandı. Birkaç saniye bekledikten sonra deprem başladı



5. O gece yıldızlar bir başkaydı.Çoğu insanın anlattığı - sanki elimi uzatsam yıldızları tutacak gibiydim. Hiç o kadar yıldızı bir arada yeryüzüne o kadar yakın görmemiştim hiç elektrik olmamasına rağmen her yeri fazlasıyla aydınlatıyordu.

Parapsikoloji Nedir
EreN - Sosyal Ağ Uzmanı 0 yorum



 

 Parapsikoloji'nin tamelinde durugörü, telepati, öngörü gibi kavramlar yatar. Durugörü farklı zaman ve mekanlarda olacak bir olayla ilgili bilgileri diğer insnlardan farklı olarak algılamaktır.öngörü ise olabilecek bir olayı önceden kestirmek telepati ise zihinler arasında doğrudan iletişim kurma anlamı taşır. Parapsikoloji belli bilimsel kuramları desteklemediğinden ve tekrarlanamamasından dolayı bir bilim olamamıştır.ancak ingilterede birkaç üniversite ile amerikada bazı üniversiteler parapsikoloji alanında eğitim vermektedir.

 

1930'lı yılların başında A.B.D de Duke üniversitesinde J.B.Rhine ve eşi L. Rhine tarafından yürütülen çalışmalarda psişik çalışmaları belirtmek için almanca parapsychologie terimini kullanmışlardır. Alışılagelmişin dışı farklı psikoloji anlamına gelmektedir. Bu yılarda telepati, telekinezi ve durugörü çalışmalarının yoğun olduğu ve isimlendirmelerde özellikle durugörüdeki hadiselerin Extrasensory perception adlandırdıkları (duyu dışı algılamalar) görülmektedir.



Duyu dışı algılamaları geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği algılama diye önce üçe ayırmışlardır. Duke üniversitesi laboratuarlarında zihnin madde üzerindeki fiziksel etkileri araştırıldığında bulunan sonuçlar zihinsel devinim anlamında yeni bir terimin kullanıldığını görmekteyiz Psikokinesis kısaca PK yani zihnin maddeye hakimiyeti yine bu dönemlerde spirit çalışmalarda hassas deneklerin meydana getirdiği fenomenleri inceleyen bilim adamları medyom kelimesinin yerine PSİ yetenekleri adını vermişlerdir.



Fransa'da 1900'lü yılların başında Alan Cardec'in ve ABD de EDGAR CAYCE isimlerinin Trans altında çeşitli algı ve kehanetlerini işte bu PSİ yetenekleri ile izah etmeye çalışmışlardır. Parapsikoloji araştırmacıları bu isimlerin yanında yine aynı dönemlere rastlayan bir dönem Sovyetler Birliği ve Doğu Bloğu araştırmacılarının ESP yerine psikotronik veya biyoiletişim PSİ yerine bioenerji /bioplazma kelimelerini kullanmışlardır.



Sovyet ideolojisi bu fenomenleri biokimyasal hadiseler olarak ele almıştır. Psikotronik, Yunanca psişe ve elektron sözcüklerinden gelmektedir. İlk kez 1968'de Dr. Z. Reydak başkanlığında bir grup Çek bilim adamı tarafından Moskova Uluslararası Parapsikoloji konferansında parapsikoloji sözcüğü yerine kullanıldı. Bu bilim adamları parapsişik olaylarda sözü edilen enerjinin yapısını keşfetmek amacında olduklarını belirtmişlerdi.psikotronik enerji paranormal olayların temelini oluşturabilir. Bu enerji birimi ise psikotron olarak adlandırılmaktadır.



Dr. Rejdak, psikotronik ile ilgili olarak özde insanla ilgili olan bir biyonik bilimdir. Biz, PSİ olayını öncelikle insanda ikincil olarak ta tek başına bir enerji şeklinde tanımlamaya çalışıyoruz. Amaç ya ara bağlantı olarak insanı yada insanı saf dışı bırakarak yapay bir sentezi kullanarak (elektromanyetik,çekimsel yada diğerleri gibi bilinen enerji biçimlerinden hiçbirinin bu olguda geçerli olmadığı bir kez kanıtlandığında ,insanın telepatik nakil sırasında kullandığı enerjinin bir üretecini meydana getirmek yoluyla), bu konuyla ilgili sorunların uygulamalı sonuçlarını arayıp bulmaktır der.

 

Psikotronik denemelerin bu gün hangi boyutta olduğu bir gizemdir.Amerika da Meşhur bir Philedelphia deneyinden söz edilir burada bir geminin su üzerinden demateryalize edilerek enlem ve boylamı önceden belirlenen başka bir alana nakil yaptırıldığı söylenir.



Psikotronik enerji ile ilgili çalışmalar parapsikolojinin en dinamik alanlarından biridir. Eski dönem mısırda bu enerjilerin kullanıldığına dair savlar vardır. Yine tarih içinde parapsikoloji gezimizde 1939 yılında, Sovyet mühendis Semyon Davidoviç Kirlian'ın geliştirdiği yüksek frekans alanlı bir fotoğraf tekniğini görürüz. Bu yöntemle canlı ve cansız nesnelerin çekilen fotoğraflarında cisimlerin etrafında gözle görünmeyen renkli bir alanın varlığının ispatlandığını görüyoruz.teşhis ve tedavide araç olarak kullanılan bu teknik günümüzde kullanılmaktadır.



Sovyet bilim adamları enerji beden üzerindeki çalışmalarını ilk kez 1968 de Kazakistan devlet üniversitesince basılan Kirian etkisinin biyolojik etkinliği başlığını taşıyan ve ayrıntılı bir rapor halinde bilim dünyasına sunmuşlardır. Buna göre bu fotoğraflarda görülen biyo-ışıldama organizmanın elektriksel bir hali olmayıp biyoplazma tarafından oluşturulmaktadır.



Bizim kendi kültürümüzde ölmekte olan bir kişiyi algılayan insanların onun ışığını göremiyorum. Ferri sönmüş tabiri ve Hıristiyan kilisesinin ve Hinduist Budist inanışlarında baş bölgelerine çizilen ışıkların biyoplazma olduğunu 1968 yılında söyleyenlerden sonra 2000'leri yaşayan biz olabilir diyebilir miyiz?

Telepati
EreN - Sosyal Ağ Uzmanı 0 yorum





Telepati Nedir?

Telepati ya da uzaduyum bireyler arasında bilinen beş duyunun yardımı olmaksızın gerçekleştiği ileri sürülen enformasyon aktarımıdır. Bir başka deyişle, telepati parapsikolojide incelenen paranormal bir yetenek olup, bireyler arasında duyular-dışı algılama yoluyla düşünce, fikir, duyum veya imajların aktarılmasını sağladığı ileri sürülen tesir irtibatıdır. Terim eski Yunanca'daki “uzak” anlamına gelen tele (τηλε)sözcüğü ile “etkilenme, tesir almış olma,hissetme” anlamlarına gelen patheia (πάθεια) sözcüğünün birleştirilmesiyle elde edilmiş olup önceden kullanılan “düşünce aktarımı” teriminin yerini almak üzere SPR'nin kurucularından Fredric W. H. Myers tarafından 1882'de ortaya atılmıştır. Birçok Doğu Bloğu ülkesinde telepati yerine "bio enformasyon" terimi kullanılmıştır.



Telepatide, alıcı ve verici olmak üzere en az iki kişi vardır. Tesiri gönderen ya da düşüncesini yayan, gönderen kimseye verici (agent), gönderileni almaya çalışan kişiye alıcı denir. Telepati yeteneğine sahip bazı” alıcı” telepatların diğer insanların zihinlerini okuma yeteneği oldukları söylenir. Telepati psikokinezi ile birlikte parapsikolojik araştırmanın iki temel araştırma alanını oluşturur. Bu alanda telepatiyi tam anlamıyla keşfetmek ve anlamak üzere sürdürülen birçok araştırma vardır. Telepatinin nasıl, ne yolla gerçekleştiği hakkında çeşitli varsayımlar ortaya atılmışsa da, henüz kesin bir sonuca ulaşılamamıştır.
Telepati üzerine çeşitli gruplar oluşturulup yapılan çalışmalar hâlâ sürdürülüyor. Bu çalışmaların arasında 1930 yılında yayınlanan “Zihni Radyo” adlı kitabın ortaya çıkmasını sağlayan deneyler son derece ilgi çekici. Upton Sinclair, eşi Mary Craig ve grubun diğer üyeleriyle birlikte yaptıkları çalışmalar yüz elliyi aşan telepatik resim çizme deneylerini kapsıyor. Daha sonra Sinclair bütün bunları “Zihni Radyo” adlı kitapta toparlamış ve konu hakkında Albert Einstein, grubun yaptığı çalışmaları zaman zaman izlemiş ve kitabın önsözüne şöyle demiş;
“Bu kitapta dikkatli ve sade bir biçimde ortaya konulan telepatik deney sonuçları, bir doğa araştırmacısının düşünülebilir olarak kabul ettiği sonuçların çok ötesindedir. Öte yandan upton Sinclair gibi öylesine dürüst bir gözlemci ve yazarın okurlar dünyasını bilinçli bir şekilde kandırmakta

olduğunu düşünemeyiz bile, kendisinin doğruluğu ve güvenilirliği kuşku götürmez.” 

Telepatiyi kuramsal bir temele oturtma çabaları, "Parapsikoloji Dersleri" adlı kitapta şöyle anlatılmaktadır:
Telepati sözcüğü 1882'de F.W. Mayers tarafından İngiliz Ruhsal Araştırma Derneği'ni kurduğu zaman konmuştur. Kelime, Yunanca'dan türetilmiştir. Tele, uzaktan, pathos ise duygu, düşünce demektir. 1930'lu yıllardan itibaren bu konuda araştırmalar yapılmaya başlanmış, bilim adamları tarafından kayıtlar tutularak çeşitli deneyler yapılmıştır. Amaç, konuya bilimsel açıklık getirmeye çalışmaktır.
Beyindeki her aktivite atom seviyesinde kimyasal bir değişime neden olur. Bunun sonucunda çevreye bir tür enerji dalgaları yayılır. Her enerji formunun da bir yayını vardır.Radyasyonsuz hiçbir şey var olmaz. Her şey hayat denizi içinde titreşir durur. Bu sadece canlılar için geçerli bir husus değildir. Canlı-cansız her şey bir titreşime sahiptir. radyasyonsuz dalga formlarının milyonlarca tipi vardır. Bunların pek çoğu zamanımızda henüz ölçülebilir halde değildir.
Bilime göre fizik radyasyonların tümü, uzaklığın karesiyle azalır. Örneğin, bir verici telsizden gelen radyasyon, uzaklık içinde gücünü hemen yitirir. Gerek Dr.Rhine, gerekse öteki araştırmacıların elde ettikleri sonuçlara bakılırsa, telepati için böyle bir düşüş söz konusu değildir. Uzaklığın hiçbir etkisi olmaksızın telepatik transmisyon başarılmıştır. Hatta uzaktan yapılan denemelerin yakından yapılanlara oranla daha sağlıklı oldukları ifade edilmiştir. Dr. Rhine bu bakımdan telepatinin radyant olmayan bir başka enerji şeklinde ele alınıp.açıklanması gerektiğini belirtmiştir. Çünkü, o uzaklığın karesiyle ters orantılı etkilenmemektedir.
Bununla birlikte hemen tüm matematikçiler bunu kabule yanaşmamıştır. Bunlardan bazıları da beynin bilinmeyen özel bir enerji yayarak titreştiği düşüncesini kabule meyletmiştir.
Evet, anlatılanlar öğrendiğimiz gerçeklerden öylesine farklıdır ki, Einstein güvenilirli üzerine konuşmak ihtiyacı duymuş. Fakat, bir de literatüre geçmiş olan ünlü telapatlar var ve onların yüzlerce insanın gözü önünde gerçekleştirdiği telepati gösterileri… Bunların arasında biri var ki, telepatiyi ispatlamak için yaşamış gibidir. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük telepati olarak kabul edilen Wolf Messing (Hitler Almanya'sından telepati yeteneğini kullanarak Rusya'ya kaçmış ve kendini kabul ettirerek çeşitli gösteriler yapmıştır) düşünceleri okuma yeteneğinin herhangi bir doğaüstü ya da gizemli yanı olmadığını söylüyor ve telepatiyi nasıl gerçekleştirdiğini şu sözlerle ifade ediyor;
“Kendimi önce belirli bir gevşeklik haline sokuyorum. Bu hal içerisindeyken, duygu ve güç topladığımı hissediyorum. Bundan sonra telepatiyi gerçekleştirmek artık kolay oluyor. Hemen hemen her düşünceyi zaptedebilirim. ‘Verici'ye dokunduğum zaman gönderilmekte olan düşünceyi genel parazitten ayırt etmem kolaylaşıyor. Fakat, temas benim için bir ihtiyaç oluşturmaz.”

Telepati Türleri

Parapsikologlar araştırmalarında telepati fenomenini çeşitli türler altında ele alırlar:

  1. Gizli ya da gecikmeli [?] telepati: Tesirin gönderilmesi ile alınması arasında belirli bir sürenin geçtiği, yani alıcının gecikmeli olarak aldığı enformasyon aktarımı.

  2. Prekognitiv telepati: Bir kimsenin zihinsel durumun geleceği hakkında edinilen enformasyon aktarımı.

  3. Hareki ya da heyecansal telepati: Uzaktan etkileme olarak da bilinen, bir kimsenin hareketlerine ilişkin duyum aktarımı

  4. Yüksek şuur (üst şuur) telepatisi: Yüksek bilgiler ve ortak bilgelik için yüksek şuur haline geçiş söz konusudur.


Parapsikoloji'deki Telepati Deney Yöntemleri

Parapsikoloji alanında telepati kısa adı ESP (extra-sensory perception) olan duyular dışı algılamanın bir türü olarak kabul edilir. Duyular dışı algılamanın diğer tanınmış türlerinden bazıları prekognisyon ve durugörü olarak bilinir. Telepati yeteneğini test etmek üzere başvurulan çeşitli deney yöntemleri bulunmaktadır. Bunlardan en tanınmış ikisi Zener kartları ve Ganzfeld uyarımıdır.


1. Zener Kartları

ein Bild ein 
Bild ein Bild ein Bild ein Bild
Zener kartları parapsikoloji alanında, ESP testlerinde kullanılmak üzere 1920'de Karl Zener tarafından icat edilmiş kartlardır. Parapsikoloji alanında ilk niceliksel araştırmalarda kullanılan bu kartlara, Joseph B. Rhine çalışma arkadaşı Karl Zener'e ithâfen bu adı vermiştir.



Zener kartları daire, artı, dalga, kare ve beş uçlu yıldız sembollerini içeren 25 karttan oluşan bir destedir. 1930'larda Duke Üniversitesi'nin Parapsikoloji Laboratuarı'nda Zener kartlarıyla yapılan deneylerde, kartlar desteden tek tek çekiliyor ve deneklerden, görmedikleri bu kartlarda hangi sembollerin yer aldıklarını bilmeleri isteniyordu. Deneklerin bu testlerde başarı oranı, beş sembol olduğundan normalde %20 olması gerekirken, başarı oranının % 20'nin üzerinde olduğu gözlemlenmiştir.[1]

2. Ganzfeld Uyarımı

Ganzfeld uyarımı (İng. ganzfeld stimulation) Parapsikoloji laboratuvarlarındaki deneylerde denekte duyular-dışı algılamayı harekete geçirmek üzere “duyumsal yoksunluk” sağlanması (duyumsal uyaranların minimum düzeye indirildiği bir ortam sağlanması) olayına verilen addır.



Önceleri vizüel süreç testlerinde kullanılan terim, 1973 yılından itibaren psi testlerindeki uygulamalar için kullanılmaya başlanmıştır. Bu uyarım sayesinde, beş duyusunu kullanamayan deneğe paranormal algılamalar için bir çeşit fırsat ortamı yaratılmakta, denek, zorunlu olarak duyular-dışı algılama alanına itilmektedir. Fakat beklenen paranormal algılamalardan hangisinin oluşacağı bilinmez; yani denekte bir telepati fenomeni de oluşabilir, durugörü de, prekognisyon da.[?] Parapsikloglar ganzfeld uyarımını sağlamak üzere, “yüzme kabini” veya “izolasyon kabini” denilen, ısısı beden ısısına ayarlı, tuzlu suyla dolu, gürültü ve diğer uyaranlardan yalıtılmış çeşitli kabinler hazırlamışlardır.[1]

3. Popüler Bir Yöntem

Telepati deneylerinin yapılabilmesi için laboratuar koşulları zorunlu değildir; halk arasında ya da aile içinde yapılan telepati deneyleri arasında en bilinen yöntem şöyle açıklanır: Dış uyaranların az olduğu (sessiz, pek ışık almayan, soğuk olmayan vs.) bir odada birkaç kişi gevşer ve zihinsel olarak konsantre olur (odaklanır). Bu kişilerden biri “verici”, diğerleri “alıcı”dır. Deneyde herhangi bir aldatmaca olmaması için verici kişi deneyden önce diğerlerine aktarmak istediği şey (görüntü, örneğin bir elma) neyse onu bir kağıda diğerlerinden gizli olarak yazmış olmalıdır. Beş veya on dakika süren odaklanma süresince verici kişi başka hiçbir şey düşünmeden aktaracağı görüntüye odaklanmalı, yani sürekli onu düşünmeli ve onu bilincinde net ve duru bir biçimde canlandırmalıdır. Alıcılar ise, vericiden gelen etkili yayının bilinçlerinde yer edebilmesi için hiçbir şey düşünmemeye, bilinçlerini bütünüyle boş tutmaya en üst düzeyde özen göstermelidirler. Başarı, vericinin odaklanma (konsantrasyon) derecesine bağlı olduğu kadar, alıcıların her türlü kaygı ve kişisel düşüncelerden uzak bir biçimde bilinçlerini boş tutabilmelerine de bağlıdır. Odaklanma bitiminde tüm alıcılar kendi önlerinde bulunan kağıda bilinçlerin hangi görüntünün belirdiğini yazarlar ve sonuçlar karşılaştırılır. Gözlemler her beş kişiden birinin iyi bir alıcı olduğunu ortaya koymuştur.[1]

Telepati Yeteneğinizin Olup Olmadığını Nasıl Anlarsınız?

Mırıldandığınız şarkı radyoda çalınmaya başlarsa, aklınıza gelen kişiyle yolda karşılaşırsanız veya canınızın çektiği meyveyi arkadaşınız getiriyorsa siz bir telepatsınız demektir.



Telepati, kişiler arasında bir fikir ya da duygunun hiçbir araç kullanılmadan iletilmesi, biçiminde tanımlanabilir. Pratik hayatın içinde farkında olmadan telepati yeteneğimizi sık sık kullanırız. Bazen şaşırtıcı tesadüfler şeklinde dikkatimizi çeker, Fakat, yine de bunun üzerinde fazla durmadan gülüp geçeriz.

Mesela çalmakta olan telefonun kimden geldiğini tahmin etmek, mırıldanmakta olduğumuz şarkının radyoda çalınmaya başlaması, aklınıza gelen kişiyle yolda giderken karşılaşmak, canınızın çektiği meyveyi ya da herhangi bir şeyi arkadaşınızın getirmesi gibi daha pek çok örnek sayılabilir ve bütün

bunların tesadüf olduğunu düşünüp önemsemeyiz. Aslında bütün bu tuhaf tesadüfleri telepati olarak tanımlayabilir ve dikkat ettikçe bu yeteneğimizin gelişmesini sağlayabiliriz. Hepimizde az ya da çok derece derece ortaya çıkan telepatinin düzenli bir çalışma sonucu gelişmesi mümkün.[2]

Telepati ve Ruhsal Görü'nün Farkı

Klasik paranormal olaylar olan Telepati ve ruhsal görü, aslında duyu ötesi algı adıyla bilinen yeteneklerdendir. Bu iki yeteneği birbirinden ayırmak güçtür. Genellikle Telepati (Uzaduyum), zihinler arasındaki paranormal bilgi iletişimi olarak kabul edilir; "ruhsal görü"deyse bilgi başka bir zihnin yardımı olmaksızın elde edilir. Oldukça yakın bir zamana kadar Telepatinin bir çeşit manyetik yada elektriksel etki olduğu düşünülüyordu. Oysa bunun böyle olmadığı deneylerle ispatlandı. Bir kere elektriksel enerjinin uzaklık arttıkça zayıflaması gerekir. Ama Duyuötesi algılama uzaklıktan etkilenmez.
Bir elmaya baktığımızda onu görürüz. Ama,eğer bu elma görme alanımız dışında, örneğin başka bir odada, hatta kilometrelerce uzakta bir yerdeyse ve biz zihnimizde onu görebiliyorsak işte bu Duyuötesi algıdır. Birkaç örnek verelim. Çoğu kez yaşadığınız anı sanki daha öncede yaşamış yada bir filmde görmüşsünüzde hatırlayamıyorsunuz izlenimine vardığınız olmuştur. Yine birisini düşünürken aniden o kişiden telefon geldiği yada yolda karşılaştığınız çok olmuştur.
Şimdi şunu deneyebilirsiniz.Telepatik gücünüzü bir ölçün bakalım. Bu deneyde bir arkadaşa ihtiyacınız olacak; 20 parça kağıt üzerine 5 adet Yıldız 5 adet Daire 5 adet Kare 5 adet Artı ve Dalgaya benzer şekiller çizin. Bu kartları gelişi güzel karıştırın. Daha sonra arkadaşınıza sırası ile tabii karışık olarak elindeki karta bakarak zihninde canlandırmasını isteyin. Arkadaşınız bu durumda verici olur. Sizde alıcı olarak arkadaşınızın o an hangi karta baktığını zihninizde sorgulayın ve cevabını verin. Kaç denemede kaç tane kartı doğru tahmin ettiğinizi bir yere not edin. Eğer %30'un üstünde tahminler yapabiliyorsanız. Çok çalışmalısınız. Yüzde 50 ve üzerinde tahminleriniz varsa sizde Telepatik yetenek var demektir.[3]

Telepati ve Empati'nin Farkı

Düşünceler arasında doğrudan doğruya bağlantı kurulması, iki zihin veya ruh arasında imaj, fikir, sembol tarzında ortaya çıkan tesir alış verişi olarak da tanımlanan telepati ile yine parapsikolojide kullanılan empati teriminin sık sık birbiriyle karıştırıldığı görülür. Empati (İng: empathy), birbirlerine manevi bakımdan sıkıca bağlı iki canlı arasında, duygu ve ruhsal hallerin aktarılması fenomenine ve bu psişik irtibata Parapsikoloji'de verilen addır. Kimilerince telepatik bir irtibat biçimi sayılmaktaysa da,telepatiden farkı, tanımından da anlaşılacağı gibi, empatide düşünce ve imaj aktarımının olmamasıdır.



Örneğin aralarında empati bulunan iki kişiden biri bir bedensel rahatsızlıktan acı çektiğinde diğer empatın da bedeninin aynı bölgesinde acı duyduğu görülmüştür. Gözlem ve deneyler empati halinin anne ile çocuklar arasında ve ikizler arasında daha sık gerçekleştiğini göstermiştir. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler, empati halinin özellikle ebeveyn ile yavrular arasında gerçekleştiğini göstermektedir. Örneğin, bir deneyde, yavrularından kilometrelerce uzağa götürülen bir anne tavşanın, yavruları öldürüldüğünde acı acı bağırdığı görülmüştür. Terim, Latince'deki "iç,içine, içinde" anlamına gelen "em" öneki ile Grekçe'deki "duygu, acı, ıstırap, algılama" anlamına gelen "patheia" sözcüğünden türetilmiştir. Terimin psikolojide kullanılan anlamı ile parapsikolojide kullanılan anlamı aynı değildi



Telepati türleri

Susan Carter tarafından;

Bu atölye sahibi olmayı isteyen neden everal kişi sordu. Gerçekten yoktu. Bu korkutucu tür kamu göz ki Telepati ile ilgili olduğumu veya ilgi içinde dışarı koymaktır. o geldi ne dersiniz ki bazı kitaplarda AA Bailey (Djwhaul Khul) tarafından okuyordu ve o söz olduğunu Mesih'in kadınların bir grup telepaths Ustaları Planı hakkında üç festivaller boyunca at mesajları getirecek yeniden önce Nisan ayında Dolunayın zamanında, Mayıs ve Haziran.



Mesih Nisan ayında bir aşkla yapmak zorunda bitti, Buddha Mayıs ayında bir ilim ve hikmet ile yapmak zorunda kaldığımızı, ve Mesih tekrar Haziran ayında iki enerjilerin bir harmanlama ile ilgisi var biri sorumludur love-bilgelik ve içine Planı'nın bir parçası haline önümüzdeki yıl için başarmanın o çevirir. Ben de bu kadınlar aynı yeri geçmek için ilham kaynağı olacağını okuyun. Orada gibi kadın telepaths ya da telepatik iletişimcilerin bu grupların birkaç tüm dünyada olacak gibiydi.



Sadece bana bu alan veya Sanpete İlçesi biri bu alanlarda olacağını geldi. Ben ve telepatik eğilimleri var ve kendimi çok eğlenceli hep birlikte almak ve telepati, enerjileri hakkında daha fazla bilgi olacağını düşündüm pek çok kadın biliyorum bizim güçlü birleştirerek başlatın. Birlikte katlanarak güçlendirmek birbirlerine.



Biraz zor zamanlar insanlar ve benzeri derdi ne düşünerek geçti. Son olarak ben bu sesi duydum bana söylediğin, "Susan, o sizin hakkınızda değildir." Ben utandım, ama rahatladım. Ya benim anlamda bu zaman oldu ve bu yer telepatik yetenekleri daha gelişmekte başlatmak için olduğunu gerçekti ya da değildi. o olsaydı, ben sadece haberci veya toplayıcı, ama grup hakkında, benimle ilgili değildi.



Ben neredeyse dakika biz Telepati veya şeyleri genelde kimse kabul kötülük veya bulundurma veya kötü bir şey oluyor potansiyeli getirecektir görüşmeye başlamaları garanti edemez. Biz ne kadar doğal olarak bizim telepatik becerilerini geliştirmek için biz negatif enerjilere kendimizi açmayın öğrenmek için gidiyoruz.



Sen kimsin? Sen nesin? sadece vücudunuzu mısınız? Aklını? Senin kişiliğin? Bu bizim vücudumuzun daha fazla, gibi görünüyor beynimizde ve kişilikleri daha fazla.



Ama bir dakika vücudumuzun bahsedelim. Nasıl pek çok auralar görebilirim? Nasıl pek çok auralar görebilirsiniz kimse biliyor musun? Nasıl onları tanımlarsın?



Sizden mi bir eterik beden duydun mu? Ben kağıt boş bir levha dışarı geçirecektir. Şimdi başparmak almak ve sadece dokunarak onları tutun ve sonra yavaşça ayrı bir inç yarım hakkında onları çekin. Gözlerini tür go olun çapraz veya gözlü çok rahat. Deneyin birkaç kez ve muhtemelen mavi veya beyaz anahat başparmaklarınızla çevreleyen bir tür göreceksiniz. Bu senin eterik organıdır.



bunu görebilirsiniz birisi sizin mi? Bu eterik beden bizim konumuz bugün olacak. Gerçekten çok etkileyici ve fiziksel bedenin bir parçası olarak kabul edilir ve çok bizim auralar bir başlangıcıdır.



Ne zaman biz oldukça bizim eterik beden gelişmiş yumurta bize etrafında şekillenen, ama olur o kadar çok şekil bizim fiziksel beden yakındır. Ben Veil insanların olanların Spirit Dünyada bizi ayıran konuşmak olduğuna inanıyoruz.




Hintliler bunun için bir web olarak bakın. Hintliler hepimiz bağlayan bir web siy. Bir örümcek gibi hepimizi civarında bir şey dokunmuş ve orada hepimiz arasındaki bu zincir böylece bir sonraki kişiye gidiyor, hepimizi bağlayan. Daha unevolved olduğumuzu kalın web '. Biz daha yüksek varlıklar web incelir gelişmeye gibi. Bu web altın rengi parlayan düşünün.



Bizi etrafında bir koruma, enerjileri o biz idare etmeye hazır olmadığını bize koruyor. "Bir adamın organları yeterince saf değilse onların atomik titreşim yeterince yüksek değilse, o aşırı stimülasyon tehlikesi zaman doğa güçleri ile temas getirdi ve bu kaçınılmaz yıkım ve dağılma öngören bir veya diğer onun organları. Bazen iki veya daha fazla ve bu durumda imha gerektirecektir olabilir, bu kesin bir gerileme ruh] [için içerir. "Kozmik Ateş Alice Bailey tarafından





Doğu felsefesinde çakralar enerjinin vücut veya eterik beden bulunmaktadır. Çakralar kapalı veya açık olduğu söyleniyor. Bunlar enerji yerleri veya bazen denilen yangın tekerlekleri vardır. Onlar saat yönünde döndürmek veya tersine ve farklı kadınlar erkeklere göre için spin.



Yedi çakralar eterik beden içinde bulunan ancak fiziksel vücudun belirli bölümlerine yakındır. Temel çakra omurganın temel yakınlarındadır. İkinci çakra göbek yakınında bulunmaktadır. Solar Plexus çakra diyafram tarafından bulunur. Kalp çakra bellidir boğaz çakra olmasıdır. Sonra kaşlar ve kafatası yumuşak nokta bir bebek olarak eskiden taç çakra arasında üçüncü göz çakra olduğunu.



Şimdi çakralar doğu felsefeleri bir parçası, ama orada glandüler sisteminde yazışmaları vardır. Batı tıp çok bizim bezleri ve işlevleri öneminin farkındadır. Doktorlar bize bizim bezleri ve hormonlar dengesiz daha fazla hasta olasılığı varsa. Bizim çakraların dengesiz prana ya da yaşam gücü ise doğu doktorların yanlış dolaşan olduğunu söylemek ve fiziksel olarak bizi etkileyecektir. Bizim çakralar ve eterik beden ve aynı zamanda glandüler sistem mükemmel bir denge içinde biz hasta asla olsaydı.



Taç çakra ile bir bezi bu çakra-epifiz bezi ile ilişkili başlayarak. Üçüncü göz çakrası hipofiz bezi ile eşleştirilmiş. Boğaz çakra tiroid ve kalp çakra uyumludur timus bezi vardır. göbek veya cinsel çakra ile pankreas ile Solar Plexus çakra hatları kadar gonadlar ile ilişkilidir. Son olarak, fakat en az değil, baz çakra çiftleri kadar bizim böbreküstü bezleri ile.



Djwhul Khul bize ki erken biz bir bedenlerimizin yanmasına çakra açmaya çalıştığınızda. Bu önemli, çünkü biz telepatik biz bizim organları aracılığıyla bunu iletişim farklı cisimler için bir fikir elde etmektir. Vücudun pek çok insan bizim fiziksel beden olduğunu düşünüyorum. eterik beden önce tartışıldı olarak gerçekten bizim fiziksel bedenin bir parçası, onlar biriz. Sonra bizim duygusal beden ve ardından zihinsel beden. Can ne çakralar bu organları ile ilişkili düşünebilir misiniz?



Astral veya duygusal beden güneş pleksus ile gücümüzün koltuk, benliğimizin ilişkilidir. o kafa olmadığından ruhsal beden charka, sen hile olabilir. Önemli şey, her vücut arındırılmalıdır ve titreşim için daha kolay ve daha güvenli telepatik akımları temas sağlamak için yetişmiş olması gerekiyor.



Orada telepati üç farklı tipi vardır. Bugün ikisi görüşmek üzere gidiyoruz. Üç tür İçgüdüsel vardır, Ruhsal ve sezgisel Telepati. Biz ilk iki çalışma olacak.



İlk olarak, içgüdüsel telepati var. Alındığı ve güneş pleksus aracılığıyla gönderdi. Yakından astral / duygusal beden bağlıdır. İşte, "Ben bir his var ... Ben, benim içgüdüleri ve benzeri söyle bir bağırsak his var gibi sözler yol verilmiş olmasıdır." Bir anne bir şeyler bilmek kullanabilir mekanizmadır çocuğunu ve hareket yanlış üzerinde.



Ne olursa olsun duygusal düzeyde biz altındadır şeyler biz gelip alacak seviyesidir. Bu karanlık kişiler için büyük tehlike yerini sen etkileyen başlamaktır. Eğer temelde görünüyor ve manevi sesler şeyler almaya başlayacaklarını bencil iseniz, ama aslında oldukça hizmet kendini.



Bir kişi korku dolu birçok korkulu olanakları hakkında içgüdüsel telepati yoluyla almak ve yanlış doğru daha fazla olabilir. bu durumda içgüdüsel telepati bağlı olarak çok doğru olmaz. Buradaki püf nokta, bazen o yüzden sağ insanlar korkuyor her zaman duygusal çalkantı ve rahatsız bir sürü oluşturur kadar dinlemek için değil üstünde.



En iyi yolu şeyler bu tür kendinizi korumak için, nedenlerinin farkında olmak duyguların iyileşmesi, ve "vahiy" ya da düşük seviyede olduğunu kavrama reddetmek mümkün.



Ne zaman bir enstrüman her nota bir nota çalmak düşük sesi ve yüksek bir sesi vardır. Mükemmel zift bu iki ton orta olanıdır. telepati biz mükemmel bir adım için de arıyoruz. bu bant genişliği düşük düzeyde şeyler dinlemek, o gerçekten yararlı ve gidiş değil zararlı olabilir. Diğer taraftan, öğrenmenin en iyi yolu ile gitmektir. Eğer düşük bir varlık veya daha yüksek bir alıyorsanız eğer meyve olarak öğrenecekleri. Onun üzerinde yürümek, öğrenme gibi, bazen düşersin, ancak toz kendinizi kapatın ve ileri gidin.



Bu büyük nedeni dinlerin bazı çok garip yolları üzerinde yol açabilir için astral sesler ve negatif varlıklar üzerinde toplayıp müzik bu aşamasında bir manevi yol insanların cesaretini olduğuna inanıyoruz.



Ben Utah özellikle haberi gazete bundan içinde olduğunu düşünüyor. Lafferty Brothers "onları hukuk kendi kız kardeşi öldürmek ve bebek hakim bir ses duydum sadece bir tuhaf örnek. Eğer bu tür olayları yeteneğine sahip bir seviyede değilseniz, size kelime yapmak almayacaksınız gibi. Sadece bir ses geliyor ekonomik kazası hakkında komşunuzun uyarmak için söylüyorum alabilirsiniz. Hatta yakın bir komşu olmayabilir ve onlardan izole etmek için kullanılır, fakat siz dinlemek değil çünkü sen üstün hissettiriyor. "Onları meyvelerinden tanıyacaksınız."



gerçek motifleri dikkat ediniz. gerçekten kendinize dürüst al. Bir şey tarafından "izledi ama" her şey dinlemek derseniz sonra ama. Bu senin gerçek, daha önce söylemedim bir şey olduğunu ama. "Sana yardım etmek isterdim, ama yol çok benim çocuklar ile ilgili değilim." Muhtemelen yardımcı aşk olmaz, size yardımcı olmak için değil Konuştuğunuz kişiye kabul edilebilir bir neden arıyor. Biz bilincinde gereken türden bir şey olduğunu. Biz gerçeği konuşmayı öğrenmek zorundadır. Çünkü bazen çok zor kimse zarar vermeden doğruyu konuşmak olacaktır. Ayrıca ne zaman sessiz olmayı öğrenmek gerekir.



Nasıl birçok hiç kitap okudum, "Yaşam Dünya gayba"? O harika bir kitap yeniden Mike Rigby tarafından Spirit Dünya hakkında yayınladı. Bazı güzel kitaplar Spirit Dünya deneyimlerini tarif etmektedirler. Bir azı ne bu kitabın Spirit Dünya yüksek cennet değil does BT. Hoparlör burada onun Spirit Dünya şeylerin kenarına doğru yürür gibi kaybolmayan ve artık orada görebilirsiniz başlar diyor. Bir keresinde Mesih ve gözlerini görmek için meshetti oldular tarafından alınır ve o ne onun düzeyi ötesinde görür.



Dünya o gösteriyor olduğu neredeyse anında arzular. Bu güzel ve huzurlu ve daha çok boya veya onların toprak hayattan kaçırmış olabilir piyano veya faaliyetlerin herhangi bir sayı oyunu öğrenme gibi şeyler her türlü iş meşgul. Joseph Smith biz sanki o Telestial Dünya biraz orada o kadar güzel ki almak için kendilerini öldürmek isteyeyim bakışını dedi.



Ben Spirit Dünya Astral Dünya nedir ve Joseph Smith konuşma idi inanıyorum. Çok güzel bir yer sevgisiyle dolu, ancak daha düşük bir düzen cennetidir. Bu kitapta, bazı gelişmiş ruhlar sadece bu seviyede on kalmak ya da öylesine gün arkadaşlarınız ve ailenizle ziyaret edip daha sonra daha yüksek Worlds geçmek söyler.



Spirit Dünya kısmı düşük yerdir genellikle Spirit Prison olarak anılacaktır. Bu gri ve koyu ve çok hoş olduğunu. Yol gitmek İsa ve hareket halinde olan sevgisi kabul etmektir. Ayrıca Astral / istek dünyanın bir parçasıdır.



Bu yüzden güneş pleksus aracılığıyla bağlıyorsanız, biz Astral Dünya duygular ve istek bağlanıyorsanız. Bazı harika insanlar bize çok şey öğretebilir orada negatifliği dolu bazı alt düzey titreşim ruhları ve bizi patika yoldan vardır. Ama şeylerin büyük düzeni çok yüksek bir yer değildir.



Bu kötü bir şey Astral / Duygusal dünyaya bağlanmak için, sadece ne bağlanma bilmek değildir. Onlar değerli olacağını bazı anlayışlar var, ama tıpkı oldukları gibi akıllıca olabilir. Diğerleri daha gelişmiş ve biraz bize öğretebilir. Bu büyüme buradan seviye üzerinde ki içine musluk isteyeyim bir yer varsa o belirler bağlıdır.



İlginçtir ki, ben astral dünya haline geliyor inanmak daha dünyamızın bir parçası her gün. Bu peçe hızla ikisi arasında incelme gibi görünüyor. çok düşük seviyede Telestial dünya Belki de gelişmekte olan nerede daha güvenli bize yüksek düzeyde Telestial dünyanın bir parçası olmak için hazırlanmıştır.



Psychics Sylvia Brown, John Edwards ve benzeri gibi daha sık ve iyi bilinen hale gelmektedir. Biliyorsunuz bu ardına bir ötedünya kabul olmaya başlıyor. o bize yakın gelecekte en çok olacak nasıl Çocuklar Denise Mendenhall geri dönüş yok peçe ile komaya gelen sevenler için öncüsüdür.



Ayrıca biz anlamda bizim çocuğa bir uyarı göndermek için bu içgüdüsel telepati kullanabilirsiniz tehlikede. Bir anne sevgisi güçlü bir şeydir. Biz çocuk veya diğer uzak bize onların refah genel bir fikir edinmek için sevdiklerinize içine tune için bunu kullanabilirsiniz. Biz eski Hint anne dans etmek, Endişe kaygı endişe, kaygı başvurmak kaygı endişe gerek yok ...



biz gerçeği değil, "en kötü senaryo" biz gibi duygu mümkün olduğunca yoksun olması ve hissetmek gerek almak istiyorsanız sevgi birincil duygu olarak. Sonra en olası senaryonun alacak ve işe muktedir olduğunu oldukça kötü olası daha.



Bir arkadaşım, Harry, bir kamyon sürücüsü ve olağandışı ona on gün sürece anda toz olman için değildir. O ve eşi Jodi nadiren telefon birbirlerine yaptığı devamsızlık sırasında. Jodi kocası içine ayarlamak için içgüdüsel telepati kullandı. O görebilir ve ne, nerede ve benzeri olup bittiğini hissediyorum.



Içgüdüsel telepati, ancak kullanır ve kendi yeri vardır orada telepati diğer modu bulunmaktadır.



Ruh Telepati, daha fazla güç kazanıyor ama içgüdüsel telepati gibi yaygın değildir. bir sonraki beden, zihinsel bir uğraşan o isimleri devletler gibi. Içgüdüsel telepati ile biz güneş pleksus çakra kullanın. Herhangi bir tahmin ne çakra Ruh Telepati ile kullanılır?



İlginçtir ki o boğaz çakra, yaratıcılığın merkezi ya yani yaratmasıdır. İşte apaçık yapacak bir din olduğunu. "Başlangıçta Word ... ve Tanrı Sözü ve [Word] tarafından yapılmıştır her şey yapılır." (Yuhanna 1:1-3) Doğu dinleri güç kelimeler veya mantralar içinde çok, ama LDS din bile tanınan belirli güç kelimeler veya adamic kelimeler sahip güç olarak tanınmaktadır.



Thomas Edison kez yorum "Bu fikirler havada" ve tek sadece onları toplamak zorunda yaptı. birkaç film neredeyse aynı anda aynı düşünce ile gelen olayın bile medya tarafından konuşulur oldu. Fikirleri var ve yaratıcı sıralar sadece onlara almak gibi görünüyor.



buluşların dünyasında sık sık sadece kim ilk radyo veya televizyon örneğin fikri vardı çözmek zordur. Bir Bishop bana geldikten sonra inancını Lord bir fikrin için o umut en az birinin üzerinde yoluyla takip edecek yılında yürürlüğe istedim en az üç kişi esinlenilmiştir söylemek vardı.



Ben Yetmişli yılların başında ben güçlü bir izlenim kurgusal bir roman LDS kadınlara yönelik yazmak zorundaydım söyleyebilirim. Orada anda piyasada böyle bir şey vardı ve bu ihtiyaç olduğunu gibi hissettim. Ben yapmadım ve izledim yazar yazar LDS pazarı için yazmaya başladım sonra. Sizden yapılan benzer-ya göz ardı mı ya da bir fikir aracılığıyla aşağıdaki?



Ben BYU (zihnin çalışma olarak Bilişsel Psikoloji okuyan ve nasıl çalışır?) Biz bilim adamları ve AHA an okudu. Biliyorsunuz, küvet iyi bir yerde bir AHA an deneyim olduğu bilinmektedir. Bazı bilim en büyük keşifler ve küvet, bir göl veya diğer görünüşte bilimsel olmayan ortamlarda dışarı bakan düşünüldü.



Bu yazarlar ya da mucit veya diğer yaratıcı insanların duymak nadir değildir Tanrı onların yaratılması için kredi vermek. Onlar yardımcı olduğunu biliyorum. Gerçekten yaratıcı ayarlamak için güçlü insanların çoğu yok içine bir şey vardır. Sık sık onları aramak dahilerin. Ama bile Einstein sadece ortalama zeka bile bu, o biraz yavaş görünüyor büyüyor gibi görünüyordu.



Fakat bu bizim dahilerin en kullanmayan bir yeteneği var düşünün. Onlar oturup düşünmek ve onların aklında bir soru tutun onlar "almak o kadar." Benim kocam çok büyük bir yetenek bu yoktur. O derinden üzerine onu anladığı kadar fizik soru demek contemplates. O ona bir flaş verilir diyor. O "indiriliyor çağırır." Ona verilmiştir ne ve başkasına iletişim kurabilecektir bunun bir hafta et dışarı sürebilir diyor.



David Allen, Sterling babasının zaman alanında tanınmış bir fizikçi. Halen Birleşik Alan Teorisi üzerinde çalışıyor, teori Einstein hayatının son 35 yıl çözmeye çalıştı. Ne zaman Ren ve David konuşmak fizik David açıkça Ren biraz daha karmaşık fizik teorilerini bugün bilinen anlayan sürpriz dile getirdi. Orada Ren bu şeyleri anlamak hiçbir şekilde olduğunu söyleyerek devam ediyor, ama yok. Ren okulda olağanüstü değildi ve Tıbbi Laboratuar çalışmaları bir iştirakçi mezunudur. O resmen fizik okumuş hiç. Ama düşünmek ve o siteleri almak yok.



Bu telepati bir şeklidir, Ruhsal Telepati ve bu vahiy denilen olacağını dini çevrelerde. Bu benim için apaçık orada bilgi kendimiz için hazır olarak aşağı gönderirken diğer tarafta bu yüksek varlıklar vardır. Onlar aşağı oldukça iyi, ben hayal olur bilgi gönderiyoruz. Ama nasıl olup alınan?



Ideal alıcı alan kendi boğazını çakra, ama olacak solar plexus çakra en az çizgi direnç Gelişmemizde bu noktada ve tek bizim için kullanımı en kolay. Bu yüzden sık sık biz iyi bir fikir almak hemen biz olmak için gidiyoruz ne kadar güçlü, vb zengin çevirmek. Bizim için insanlığın iyiliği için verildi ve biz kendimizi iyiliği için bunu kullanır ve böylece asıl amaç bozabilir.



Bazı bilim adamları oldukça yeterli fikirli onların boğaz çakra sayesinde fikir almak ve güzel şeyler elde edebiliyoruz. Onlar laboratuvarları oluşturmak eğlenmek ve icat ve bu süreç içinde onlar icat yapmak bir şey ile asla kaybolur. İşte bu bilgi Eminim-sadece bilim veya mucit zevk için am gönderme niyeti yoktur.



Ideal yolu Ruh Telepatik mesaj almak için bizim boğaz ve kalp enerjileri birleştirmek olacaktır. Kalp çakra bazen Mesih Chakra veya Çakra Aşk denir. Bu ne bizim adam hizmet için bizi uyarır ve isteğimizi uyarır Krallığı Tanrı'nın ya da bir tür bir topluluk için söylüyorlar. Bunun için enerjiyi grupları kullanabilirsiniz (iyi ya da arada kötü). O yağmur düşer hatırla adil ve adaletsiz.



kalp ve boğaz çakralar, Amaçları birleştirerek Tanrı'nın yerine olacak. Bilgi insanoğlu için kullanılacaktır. Jonas Salk, çocuk felci aşısının mucidi, ilginç bir önerme olan oğlu ile birlikte bir kitap yazdı. O bizim rekabet yaşından itibaren işbirliği yaş ilerlediğini söyledi. O bilimsel çizelgeleri bir grup ve benzeri aracılığıyla ispat etti.



Kalp çakra insanlık ve uyanmış olmanın artık biz sadece kendimizi ve küçük aileler düşünüyorsunuz, ama nasıl hepimiz birbirine görülmeye vardır. İnternet bu fiziksel bir örneğidir.



Ne zaman enerjileri fiziksel bir şekilde bizim için apaçık hızlandırdı vardır. Telgraf, ama içgüdüsel telepati temsil internet nasıl birlikte, biz bu kadar herhangi birimiz daha fazla bireysel olabilirim bize gösterir.



İşte bu önemli nedenlerinden biri böyle bir atölye sahip olmaktır. Enerji birlikte herhangi birimiz tek başına yapabileceği bir şey daha güç olacaktır oluşturabilir.

Simya
EreN - Sosyal Ağ Uzmanı 0 yorum


SİMYACILIK NEDİR VE ÜNLÜ SİMYACILAR KİNLERDİR


Simyacılar hakkindaki genel görüş onların sözde bilimadamı (pseudo-scientist), hatta kaçık ya da şarlatan oldukları yönündedir. Bunun nedeni simyacıların kurşunu altına çevirmeye çalışmaları, evrenin dört elementten (toprak, hava, su ve ateş) oluştuğuna inanmaları ve zamanlarının büyük çoğunluğunu mucize ilaçlar, zehirler ve sihirli iksirler hazırlamaya harcamalarıdır.



Bazı simyagerler gerçekten kaçık veya şarlatan olsa da, çoğu entelektüel akademisyenler ve önemli bilim adamlarıdır. Mesela, Isaac Newton ve Robert Boyle'un simyacı olduğu bilinmektedir. Bu gibi yenilikçi kişiler kimyasal maddelerin doğasını ve işleyişini araştırmayı denemişlerdir. Bu gibi simyagerler fiziki evrenin sırlarını açıklama girişimleri sırasında deney yapmaya, geleneksel bilgi ve bilgi kalıplarına, Thumb Yasaları'na ve şüpheci yaklaşıma dayanmak zorundaydılar.



Aynı zamanda, simyagerler kimyasal süreçlerde, fiziki durum ve görünüşün büyük ölçüde değiştiği durumlarda dahi, "bir şeyin" mufaza edildiğini kabul ederler. Bu "bir şey" ya da "öz" maddelerin bazı temel prensiplere sahip olduğu, prensiplerin birçok dış görünüş altında gizli halde bulunabileceği ve bu prensiplerin uygun işlemler sonucu ortaya çıkartılabileceği görüşü ile ilintilidir.



Simyacılar tarihlerinde bir düzen ve mantık arayışı içinde olmuşlardır.











Simyagerlerin en çok bilinen iki hedefi madenlerin altına dönüştürülmesi ve bütün hastalıkları iyileştirecek ve hayatı sonsuz biçimde uzatacak "pancea" (ölümsüzlük iksiri) yaratılmasıdır. Orta Çağ'dan itibaren Avrupalı simyagerler hem madenleri altına çevirecek hem de ölümsüzlük iksiri yaratılmasında kullanılacak efsanevi bir madde olan "felsefe taşı"nın (philosopher's stone) bulunması için büyük çaba sarfettiler. Simyagerler, yüzyıllar boyunca büyük saygınlık gördüler ve destek aldılar. Bu saygınlık ve desteğin nedeni ne hedefleri (altın ve pancea) ne de yazınlarına hakim olan mistik ve felsefi görüşlerdi. Saygınlık ve desteğin nedeni zamanlarının kimya endüstrisine yaptıkları katkılardı. Bu katkılar arasında barutun keşfi, madenlerin test ve rafine edilmesi, metaller üzerindeki çalışmalar, mürekkep, kozmetik, boya üretimi, deri boyanması, seramik ve cam üretimi, likör ve esans üretimi vb. sayılabilir. (Avrupalı simyagerler arasında "aqua vitae" (hayat suyu,ab-ı hayat) üretiminin de popüler bir deney olduğu düşünülmektedir.)







Joseph Wright of Derby'nin 1771 tarihli Felsefe Taşını Arayan Simyacı tablosuDiğer taraftan, simyacılar hiçbir zaman sanatlarının fiziksel (kimyasal) boyutlarını metafizik yorumlamalardan ayırma eğilimi göstermediler. Hatta, antikiteden Modern Çağa uzanan dönemde "metafizikten yoksun fizik", "fiziksel tezahürden yoksun metafizik" gibi tatmin edici kabul edilmeyecektir. Kimyevi konseptler ve süreçler için ortak terminoloji eksikliği ve de gizliliğe duyulan ihtiyaç simyacıları hıristiyan ve pagan mitolojisi, astroloji, kabala ile diğer mistik ve izoterik alanlarda kullanılan terim ve sembolleri kullanmaya itmiştir. Bu nedenle en basit kimyasal tarif bile çapraşık büyülü sözler gibi gözükmüştür. Ayrıca, simyacılar düzensiz deneysel verileri bu mistik ve ezoterik alanları kullanarak teorik bir çerçeveye oturtmaya çalışmışlardır.





Orta Çağ'dan itibaren bazı simyacılar, giderek, bu metafizik boyutları simyanın gerçek temelleri olarak ve kimyasal maddeler, fiziki haller ve materyal süreçleri ise sipiritüel varlık, durum ve tranformasyonların tek metaforu olarak kabul etmeye başladılar. Ayrıca, hem adi metallerin altına çevrilmesi hem de pancea mükemmel olmayan, hastalıklı, ahlaksız ve kısa ömürlülükten mükemmel, sağlıklı, ahlaklı ve ölümüzlüğe doğru bir evrimi sembolize eder ve bu noktada felsefe taşı ise bu evrimi mümkün kılan mistik bir anahtardır. Simyacının kendisine uygulandığında bu çifte amaç, onun cehaletten aydınlanmaya doğru evriminini sembolize eder; simyager açısından bu noktada felsefe taşı, bu evrimin gerçekleşmesini sağlayacak bazı gizli sipiritüel gerçekleri ve güçleri ortaya çıkarmak için bir araçtır. Bu görüşe uygun olarak yazılan metinlerde, kriptolu simya sembolleri, şemaları ve metne ait imgeler çok anlamlı, alegorilerle dolu ve kriptolu başka çalışmalara göndermeler yapacak biçimde kullanılmıştır ve bunların gerçek anlamlarının anlaşılması amacıyla "deşifre" edilmeleri gerekmektedir.





Bazı insancıl (hümanist) bilginler, ruhani ve tabiat üstü alegorileri (metafizik yorumların şekillerle ifadesi) simyanın en doğru ve değerli açısı (ifadesi, görünüşü) olarak görürler ve kimyanın simya'nın bir uzantısı olarak gelişmesi, orijinal Hermetic geleneğinin bir bozulmuşu (yozlaşmışı) olduğunu iddia etmektedir. Bu spiritüel simyanın çağdaş uygulayıcıları tarafından kabul edilmiş bir görüştür. Diğer bir yandan, çoğu bilimadamı bu görüşün karşısında yer almaya eğilimli olmuştur; onlara göre; simyanın metafiziksel yolda giden tarzı hiçbiryere varmayan "yanlış bir dönüş"ken, simyanın maddelerle uğraşan tarafı modern kimya biliminin gelişmesi için gerekli olan "doğru yol"du. Diğer bir bakış açısına göre, bazı pratisyenlerin tecrübesiz yorumlarının ya da diğerlerince teşvik edilen hileli beklentilerinin, daha gerçekçi simyacıların katkılarını azaltmayacağıydı.





üNLÜ SİMYACILAR

Arnaldus de Villa Nova ya da Arnaldus de Villanueva, Arnaldus Villanovanus, Arnaud de Ville-Neuve, Arnau de Vilanova, (~ 1235 Valencia–1313), Katalonyalı bir aileden geldiği düşünülen simyacı, gök bilimci ve fizikçidir. Bu bilim dallarının yanında kimya, tıp ve Arap felsefesi de okumuştur. Bir süre Aragon'da yaşadıktan sonra Paris'e gitti ve orada yaşamaya başladı. Savunduğu tezler nedeniyle kilisenin şiddetli baskısına maruz kaldı.Bunun diğer ve bulunduğu yerden kaçmak zorunda kaldı, Sicilya'ya sığındı. 1313 yılında Papa V. Clement'in durumunu duyması üzerine, Papa tarafından Avignon'a davet edildi. Ancak gidiş yolunda hastalanarak yaşamını yitirdi.

Thesaurus Thesaurorum ya da Rosarius Philosophorum, Novum Lumen ve Flos Florum gibi simya ile ilgili kitapların onun yazdığı düşünülmektedir. Ancak bu konuda kesin bir kanıt yoktur. Bilim dünyasına en bilinen katkısı ise korbonmonoksit ve saf alkolü bulmasıdır. şarap üretimi, korunması ve bozulmaya başlayan şarapları kurtarmaya yönelik yardımcı bilgiler verdiği kitabı üzerine Liber de Vinis o dönemde büyük ilgi görmüştür.









********************************





Ebu Musa Cabir bin Hayyan (Arapça: جابر بن حيان Cabir bin Hayyan; ابو موسی جابربن حیان Ebu Musa Cabir bin Hayyan, Latince: Geber ya da Geberus d. 721 ya da 722 Horasan - Ö. 808 ya da 815 Kufa), Abbasi döneminde yaşamış ve ıslam bilimi'nin temelini atan efsanevi Arap[1] ya da Fars[2][3] Geber veya Cabir ilk pratik simyacı olarak düzenlenmektedir.[4] âlimdir. Orta Çağ Avrupası'nın Simya alanına büyük ölçüde etki etmiş ve Kimya'nın da esasını oluşturmuştur.



Günümüz dünyasında atomla ilgili ilk çalışmaların ingiliz fizikçi John Dalton (1766-1844) tarafından yapıldığı, uranyumun çekirdeğinin parçalanabileceği fikrinin de Alman kimyacı Otto Hahn (1779-1868) tarafından ortaya atıldıgı fikri yaygındır.Halbuki onlardan 1000 yıl önce yaşamış ve dönemin en büyük ilim merkezlerinden Harran Üniversitesi'nde Rektörlük yapmış olan Cabir bin Hayyan, maddelerin Atomik yapisini gösteren tespitler yaparak, reaksiyonlarda belirli kütlelerin belirli kütlelerle reaksiyona girdiğini söylemiştir. Atom hakkında, ancak asırlar sonra anlaşılabilecek şu sözleri söylemiştir: "Maddenin en küçük parçası olan" el-cüz'ü la yetecezza "(atom) da yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin söylediği gibi bunun parçalanamayacağı söylenemez. Atom parçalanabilir. Parçalanınca da öyle büyük bir güç oluşur ki bir anda Bağdat'ın altını üstüne getirebilir. Bu, Allahü Teala'ın kudret nişanıdır. " Böylelikle görülmektedir ki, Hayyan, Dalton ve Hahn'dan yüzyillar önce bu buluşları gerçekleştirmiştir.[kaynak belirtilmeli]Kimyager ve Eczacı olan babasının oğlu olarak Horasan'da doğmuş ve Yemen'de okuduktan sonra Kufa'ya giderek Abbasi halifesi Harun Reşid'e saray alımı olarak hizmet etmiştir.





Kimya dışında Eczacılık, Metalurji, Astroloji, Felsefe, Fizik ve Müzik gibi geniş alanda 400 ü aşan eser bıraktığı söylenirse de ancak 20 civarında eseri bugüne kalmıştır. Bazı eserlerinin aslında öğrencileri tarafından yazıldığı anlaşılmıştır.[kaynak belirtilmeli]Nitrik asit, Hidrojen klorür ve Sülfürik asit'rafine ve de yöntemlerini bulduğu kristalize Kral suyu'nu icat ettiği ve Sitrik asit, Asetik asit, Tartarik Asit'i keşfetiği düşünülmektedir. ınbik ( الأنبيق El-inbiq) geliştirmiş ve kendisinin ortaya attığı Baz kavramıyla Kimya'nın gelişmesine Katkıda bulunmuştur.


Kendisi o Yüzyıldan ATOMUN parçalayacağını görmüş büyük bir bilim adamıdır. Ayrıca daha sonra zehirlilerin zehirlisi olan arsenik tozunu elde eden ilk kişidir.



Agathodaemon, Hermes-Thot, Pisagor ve Sokrates'i saydığı ve Eski Yunan, Eski Mısır ve Sia Sufizminden etkilendiği düşünülmektedir





Eserlerinden 12. yüzyılında Latince'ye çevirilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve Kimya kelimelerinin Kökeni olmuştur.







****************************







Johann Rudolf Glauber, (1604(?) - 10 Mart 1670) Alman-Hollandalı simyacı ve kimyacı. Almanya'nın Karlstadt am Main kentinde dünyaya gelen. Glauber, resmi bir eğitim görmemiş ve 1655'de Hollanda'nın başkenti Amsterdam'a taşınmıştır.



Hayatı ve çalışmaları

Glauber, Almanya'da doğmuş ve 1655'de Hollanda'ya taşınmıştır. Modern kimyanın ilk bilim adamlarından kabul edilen Glauber'in deneyleri, yeni devrimler için esin kaynağı olmuştur. Hidroklorik asidin üretimini pratikte keşfeden Glauber, 1625'de sodyum sülfatı keşfetmiştir. Madde daha sonraları "Glauber tuzu" olarak literatüre işlenmiştir. Nitrik asitin ilk üretimini de Glauber gerçekleştirmiştir. Bu yöntem, derişik sülfürik asit ile potasyum nitratın beraber ısıtılmasıyla elde edilmiştir







*************















Isaac Newton, (Gregoryen takvimi için: d. 4 Ocak 1643 – ö. 31 Mart 1727)(Jülyen takvimi için: 25 Aralık 1642-20 Mart 1726), ıngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, filozof, ilahiyatçı. En büyük matematikçi ve bilim adamlarından biri olduğu düşünülür. Bilim devrimine ve heliyosentirizm'in gelişmesinde katkıları olmuştur.



Isaac Newton ıngiltere'nin Lincolnshire kentinde doğdu. Çiftçi olan babasını, doğumundan üç ay önce kaybetmişti. Annesi ikinci kez evlendi. ıkinci evlilikten üç üvey kardeşi olan Isaac Newton anneannesinde kalıyordu. On iki yaşında Grantham'da King's School'a yazılan Newton, bu okulu 1661'de bitirdi. Aynı yıl Cambridge Üniversitesi'ndeki Trinity Koleji'ne girdi. Nisan 1665'te bu okuldan lisans derecesini aldı. Lisansüstü çalışmalarına başlayacağı sırada ortalığı saran veba salgını yüzünden eve haciz geldi.



Salgından korunma amacıyla annesinin çiftliğine sığınan Newton, burada geçirdiği iki yıl boyunca en önemli buluşlarını gerçekleştirdi. 1667'de taş aparmanı na öğretim üyesi olarak döndüğünde diferansiyel ve integral hesabın temellerini atmış, beyaz ışığı oluşturan renklere ulaşmıştı. Çekingenliği yüzünden Newton her biri bilimde devrim yaratacak nitelikteki bu buluşların çoğunu uzun yıllar sonra (örneğin diferansiyel ve integral hesabı 38 yıl sonra) yayınlamıştır.


Newton'un başına elma düşmesiyle yerçekimini keşfettiği yer, Cambridge'deki Botanik bahçesi'nde bulunuyor.







Lisansüstü çalışmasını ertesi yıl tamamlayan Newton 1669'da henüz 27 yaşındayken Cambridge Üniversitesi'nde matematik profesörlüğüne getirildi. 1671'de ilk aynalı teleskopu gerçekleştirdi ve ertesi yıl Royal Society üyeliğine seçildi. Royal Society'e sunduğu renk olgusuna ilişkin bildirisinin eleştirilere hedef olması, özellikle Robert Hooke tarafından şiddetle eleştirilmesi üzerine Newton tümüyle içine kapanarak, bilim dünyasıyla ilişkisini kesti.



1675'de optik konusundaki iki bildirisi yeni tartışmalara yol açtı. Hooke makalelerdeki bazı sonuçların kendi buluşu olduğunu, Newton'un bunlara sahip çıktığını öne sürdü. Bütün bu tartışma ve eleştiriler sonucunda 1678'de ruhsal bunalıma giren Newton ancak yakın dostu ünlü astronom ve matematikçi Edmond Halley'in çabalarıyla altı yıl sonra bilimsel çalışmalarına geri döndü.





Newton'un başına elma düşmesiyle yerçekimini keşfettiği yer, Cambridge'deki Botanik bahçesi'nde bulunuyor.

Isaac Newton'un kendisine ait ilk basım Principia, Üstünde kendi el yazısı ile ikinci basımda yapılacak değişiklikler yer alıyor.Cambridge Üniversitesi'nde Katolikliği yaygınlaştırma ve egemen kılma çabalarına karşı başlatılan direniş hareketine öncülük eden Newton, kral düşürüldükten sonra 1689'da üniversitenin parlamentodaki temsilciliğine seçildi. 1693'de yeniden bir ruhsal bunalıma girdi ve yakın dostlarıyla, bu arada Samuel Pepys ve John Locke ile arası bozuldu. ıki yıl süren bir dinlenme döneminden sonra sağlığına yeniden kavuştuysa da bundan sonraki yaşamında bilimsel çalışmaya eskisi gibi ilgi duymadı. Daha sonra 1699'da Fransız Bilimler Akademisi'nin yabancı üyeliğine 1703'de Royal Society'nin başkanlığına seçildi.



Newton 'Eğer diğer insanlardan ileriyi görebiliyorsam, bu devlerin omuzlarında olduğum içindir.' diyerek kendine yardım edenleri unutmadığını göstermiştir.

John Maynard Keynes’in (1883-1946; nobel ödüllü ıngiliz iktisatçı) Newton için yapmış olduğu yorumu okuyalım.



“ Newton 18. yy'dan beri çağdaş bilim adamlarının ilki ve en büyüğü, bir akılcı; bize serinkanlı düşünmeyi, katıksız mantığı öğreten biri olarak düşünülebilmiştir. Ben O'na bu göz ile bakmıyorum. 1696'da nihayet Cambridge'i terk ederken derlediği ve kısmen dağılmasına rağmen bize ulaşan sandığının içeriğini inceleyen her hangi birinin de onu böyle görebileceğini sanmıyorum. Newton akıl çağının başlangıcı değildi. O büyücülerin sonuncusu, Babillilerin ve Sümerlilerin sonuncusu; görünür ve zihinsel evreni, yaklaşık 10.000 yıl önce entelektüel mirasımızı kurmaya başlayanlarla aynı gözle gören son büyük beyin idi. 1642’de bir Noel günü babasının ölümünden sonra doğan Sir Isaac Newton müneccimlerin gereken bağlılığı içtenlikle gösterebilcekleri son harika çocuktu.[1] ”



“ Sanırız ki Keynes’e ait bu yorum Isaac Newton'un insanlık tarihinin neden en eşsiz bilim adamı olduğunun açık kanıtıdır; O görünenin arkasındaki görünmeyeni aramak ile yanıp tutuşan, buna varlığını adamış, bunun için insanlık tarihine yön vermiş ve vermekte olan değerler ortaya koymuş bir bilim insanı idi."[2] ”



“ Doğa ve Doğanın yasası, karanlıkta saklıydı. Tanrı: Newton olsun! dedi ve her şey aydınlandı. Alexander Pope[3] ”





Isaac Newton da Scaliger ve Petavius’ün Tarih kronolojisine karşıydı. Newton “Eski Kraliyetlerin Değiştirilmiş Kronolojileri” adlı çok geniş bir eser yazdı diye. Bu kitapta eskiden olmuş bir çok büyük olayın tarihlerin oluş zamanların birkaç yüzyıl ileri çekmiştir. Bunu üzerine bir çok bilimci, tarihçi ve felsefeci bilimsel yoldan itiraz edemedikleri için kronoloji incelemesini kamuoyunun gözünden düşürmek amacıyla ısaac Newton'u okkültizme merak sarıp çıldırmış diye kanıtsız olarak suçladılar.











****************



Nicolas Flamel
Nicolas Flamel (okunuşu:"nikola flamel") , 15. yüzyılda yaşamış Fransız simyacı. Simyacıların iki büyük düşü olan ölümsüzlüğü ve felsefe taşı'nı bulduğu iddia edilir. Abraham adlı bir Yahudiden aldığı gizemli bir kitaptan bilgilerini elde ettiği söylenir. Harry Potter'dan ünlü manga/anime serisi Fullmetal Alchemist'e kadar pek çok eserde göndermeler yapılan Flamel'den Brown'un eserlerinde de "Sion Tarikatı'nın 8. Büyük Üstadı" olarak geçer.1410 yılında pariste ölmüştür.felsefe taşını yapan ilk kişidir.











********************





Thomas Norton (d.1433 -ö.1513) ıngiliz şair ve simyacıdır. 300 mısradan oluşan Simya'nın Ordinali (Ordinall of Alchemy) (1477) isimli simya esinli şiir kitabı ile tanınır. Jonathan Hughes'un Arthuryen Mitler ve Simya isimli kitabına göre Norton, Colne-Wiltshire'da dünyaya gelmiş, 1450'lerde bir simyacı olmuştu ve IV.Edward ıngiltere'sinde yaşayan bir saray mensubu idi.
"Ordinall", Michael Maier'in kitabı latinceye (Tripus Aureus olarak) çevirmesi ile büyük bir şöhret sahibi olmuştur.

kaynak: wikipedia, dunyagizemleri

Telekinesis Video
EreN - Sosyal Ağ Uzmanı 0 yorum







 

TELEKİNEZİ, TELEKİNEZİ VİDEOLARI, TELEKİNEZİ GÖRÜNTÜLERİ, BEYİN GÜCÜ İLE CİSİMLERİ HAREKET ETTİRME, CİSİMLERİ HAREKETLENDİRME, KAŞIK BÜKME, BEYİN GÜCÜ İLE KAŞIK BÜKME

İlk video'daki benim. Ben 3 günde bu kadar yapmayı öğrendim. İnsan bunu yapınca eline ne mi geçer? "Bilim" adı altında insanların ne kadar oyalandıklarını anlar, insan hayatı için "bilim"in ne küçük uğraşlar içinde olduğunu anlar, "YARATILANLARIN EN MUHTEŞEMİ" olduğunu ama bunu kullanmak için çaba göstermesi gerektiğini anlar. UFO dedikleri UZAYLILAR'ın niçin yıllardır dünyayı ziyaret edip insanı araştırma merakı içinde olduğunu anlar... (Bu muhteşemliği onlar bile görüyor ki gelip araştırıyor. Onlara inanmıyorsanız, NASANIN UFO SIRLARI ve UFO-UZAYLI BELGELERİ kategorilerimizi mutlaka ziyaret edin...)


telekinezi izlesene.com


amatör - telekinezi haveha | izlesene.com





amatör - telekinezi | izlesene.com





amatör - telekinezi | izlesene.com





amatör - telekinesis | izlesene.com




TELEKİNEZİ
EreN - Sosyal Ağ Uzmanı 0 yorum











TELEKİNEZİ VİDEOLARI KATEGORİMİZİ MUTLAKA ZİYARET  EDİN
"Kendinizi yapamayacağınıza inandırmaktan vazgeçin. Tüm olay inanmakla başlıyor."


Telekinezi



Telekinezi (Yunanca: τῆλε + κίνησις, "uzaktan hareket"), maddeler üzerinde düşünce gücüyle etki yapma olarak tanımlanır.



Telekinezinin gerçekliğine dair hiç bir bilimsel kanıt yoktur. 2006'da bu konudaki 380 deneyin meta analizini yapan bir çalışma, sadece yayın önyargısına (bilimsel yayın yapan kişilerin sonuçları olumlu yorumlama payı) bağlanabilecek denli küçük bir etki bulmuştur. Telekinezi deneyleri, bilim adamları tarafından yeterince kontrollü ve tekrarlanabilir olmamaları yüzünden eleştirilmiştir. Ancak bazı deneyler telekinezinin gerçekliği konusunda bir yanılsama yaratmıştır, bu yanılsama deneyi yürütenlerin telekineziye duyduğu inançla orantılıdır.



Telekineziyi gerçekleştirebildiğini iddia edenler arasında en ünlüleri Rus psişik Nina Kulagina ve İsrailli psişik Uri Geller'dir.[1]



Kaşık veya diğer metallerde deformasyon oluşturma telekinezi veya Psikokinezi de denilen herhangi bir cismi uzaktan hareket ettirme veya çok az uygulanan bir temas gücüyle etkide bulunmaya verilen addır. Bu fenomenle ilgilenen parapsikologlar ve amatör ilgililer tarihte geçtiğine inanılan olağanüstü öyküler veya mucizelerin bir telekinezi biçimi olduğuna inanmaktadırlar. Ancak fenomene "Telekinesis" adının verilmesi çok yeni bir tarihe rastlar. Tabir Alman-Rus psişik araştırmacı Alexander N. Aksakof tarafından 1890'da kullanılmıştır. Psikokinesis tabiri ise 1914 yılında Amerikalı yazar ve yayımcı Henry Holt tarafından "On the Cosmic Relations" adlı eserinde geçmiş ve Amerikalı ünlü parapsikolog J.B.Rhine tarafından da benzeri fenomenleri tanımlamakta kullanılmıştır.[2]



Telekinezi, düşünce gücü ile cisimleri oynatmaktır. Bu herkeste olan bir yetenektir. Ne bir mucize ne de bir efsane. Tek gereken inanmak!



Telekinezi yeteneği doğal bir yetenektir, fakat tek sorun bu beceriyi öğrenebilmektedir. Öncelikle olayın Düşünce-Beyin-Bilinç-İnanç dörtlüsünde bittiğini söyleyelim. Ayrıca bazı araştırmalar da beynin korteks bölümünde bu özellikle bağlantılı bölgeler keşfedildiğini de gözler önüne sermektedir.



Bazen bazı cisimler düşer. Biz kaydığını zannederiz veya korkarız. Ama bunun tek nedenin telekinezidir. Yani insanın o anda bilinçsizce çevreye saçtığı yeteneğidir.



Her şey, ne düşünebiliyorsak, gerçekleşebilir felsefesine dayanmaktadır.[3]

Kökenbilim



Telekinezi terimi Yunanca "uzak" anlamındaki "tele" sözcüğü ile "hareket" anlamındaki "kinesis" sözcüklerinden türetilmiş olup, metapsişikçilerce var olduğunu öne sürdükleri "fiziksel medyumluk yeteneğine sahip bir insan tarafından eşyaların el veya bilinen diğer araçların yardımı olmaksızın uzaktan hareket ettirilebilmesi paranormal olayı"nı adlandırmak üzere kullanılmaktadır. Parapsikologlar bu var sayılan olayı Psikokinezi kapsamında ele alırlar. Bir başka deyişle, telekinezi terimi daha çok metapsişikçiler tarafından kullanılmaktadır; parapsikologlar ise Psikokinezi terimini tercih ederler.[1]

Telekinezi Teorisi



Genelde telekinezi insanlar tarafından mucize ve az rastlanan bir yetenek olarak bilinir. Fakat bu düşünce tamamen yanlıştır. Bakın! Her yaşayan insan bir beyne sahiptir. Tüm beynimizi kullanmıyoruz ama herkes kendine uygun olanı bölümü kullanmaktadır. Mesela bazı insanlar sanattan, bazıları matematiksel bilimlerden, bazıları spordan, bazıları da danstan hoşlanır. Bu liste uzayıp gider. Tüm bu aktiviteler beyinde farklı yerleri kullanırlar. Düşünce gücü de bunlardan biridir. Hepimiz bunu kullanıyoruz ama dikkat çekmeyecek kadar az. Mesela bazılarımız bazı şeylerin önceden olacağını bilebiliyoruz veya ilk tanıştığımız bir insanın karakterini kendimizce yorumluyoruz. Yani iyi ya da kötü olduğunu hissedebiliyoruz. İşte bu özelliklerimizin tümü düşünce gücüyle ilgilidir. Tüm her şeyin arkasında yatan şey kendinize inanmamanızdır. Aynen bir çocuğun, Matematiği asla yapamam, çünkü çok zor! ya da bir insanın, Ben telekinezi yeteneğimle cisimleri oynatamam, çünkü böyle bir yeteneğim yok! demesi gibi. Şimdi bunu durdurun! Kendinize inanın! Gerisinin geldiğini göreceksiniz!

Telekineziye Giriş



Telekinezi çalışmalarına başlamadan önce yapmanız gereken şeyler var. Bunlar olayın temel taşları yani olmazsa olmazları.

1. Şüphe ve Endişe



TELEKİNEZİ GERÇEKTİR! İnsanlar bunu yaptı ve yapmaya devam da edecekler! Bu tüm insanların hayatları boyunca sahip oldukları bir hediye. Yani alıştırmalara başlamadan önce bunları kafanızın güzel bir köşesine yerleştirmeniz gerekiyor. Şunu da bilmenizi isterim şüphe sizle telekinezi başarınız arasında bir duvardır. Yani o duvarı tırmanın ve onu koşar adımlarla arkanızda bırakarak, uzaklaşın.

2. Mantık



Hepimizin de bildiği gibi teknolojinin ileri olduğu ve her şeyin bir mantığa bağlı olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bazı şeylerin mantık dışı olduğu bize yanlış da olsa öğretiliyor. Böyle büyüyoruz. Fakat şimdi arkanıza yaslanın ve telekinezi yeteneğiniz ile yaptıklarınızı düşünün yani mantığa nasıl karşı koyduğunuzu! Onu alt ettiğinizi!

3. Amaç



Neden Telekineziyi öğrenmek istiyorsunuz? Şunu söylemeliyim ki amaçlarınız ve nedenleriniz pozitif olmalı. Eğer insanlara zarar vermek, bu yeteneğinizden para kazanmak veya arkadaşlarınızın dikkatini çekmek içinse; bunlardan hemen uzaklaşın! Bunu ucuz bir amaç için denemeyin! Zihin egzersizi ve gerçek sanılanlarla meydan okumak için öğrenin!

4. Rahatlama ve Ortam



Başlamadan önce arkanıza yaslanın ve günün stresinden zor da olsa uzaklaşmaya çalışın. Pozitif moda geçin ve ortamda sizin dikkatinizi dağıtabilecek her şeyi kaldırın.

Telekineziye Ayrılan Zaman



Bildiğimiz gibi insanlar biraz sabırsız. Fakat sabır bu olayda her şey! Bu yeteneği kazanma zamanı tüm insanlarda değişir. Bir hafta bu olay için çok ama çok kısa bir süredir. Fakat yeteneğinizi kazandığınızda, bu beklemeye değdiğini göreceksiniz! LÜTFEN DENEMEYİ BIRAKMAYIN!



Günde en az bir kere 30 dakikanızı Telekinezi egzersizlerine ayırın! Eğer çok meşgulseniz 15 dakikayı sağlıklı bir şekilde lütfen ayırın!



Size bahsedeceğim metotlardan birine en az bir hafta yoğunlaşın. Eğer yaramadığını düşünüyorsanız metot değiştirin. Kendinizi yapamayacağınıza inandırmaktan vazgeçin. Tüm olay inanmakla başlıyor.[3]

İnanç ve Hayâl - Dinî - Mistik Hayat ve Telekinezi



İnanç ile gündelik, sıradan hayatta alışkın olmadığımız pek çok şeyin gerçekleşebileceği inancı aslında oldukça kadim zamanlara kadar gitmektedir. Kadim dünyada kişinin inanç ve hayal dünyası ile fiziksel gerçeklik dünyasının, varlığın -birbirleriyle organik ilişki içinde olan- çeşitli katmanları olduğu kabul edilmekteydi, oysa bu anlayış Avrupa'daki felsefi ve bilimsel değişimler neticesinde önce ruh dünyasının yadsınması daha sonra da zihin ile madde arasına derin bir uçurum koyulmasıyla neredeyse kaybolmaya yüz tuttu. Ancak farklı dinlerin peygamberleri, veli ve azizleri inancın muhteşem gücü hakkında sözler, deyişler sunmuşlar ve inananlar veya en azından dindar kimseler de bunun gerçekliğinden asla şüphe etmemişlerdi. Örneğin İsa peygamber denizdeki kasırgayı istekleriyle durduramamalarını havarilerin yetersiz inancına bağlamış ve onları azarlamıştı. İslam tasavvufunda Muhyiddin Arabi hayalin yaratıcı gücü olduğunu apaçık bir şekilde belirtmiştir. Arabi insan-ı kâmil ile ilgili izahlarında onun bütün ruhani enerjisini yoğunlaştırarak (ki buna himmet adını vermektedir) herhangi bir nesneye tesir edebileceğini hatta mevcut olmayan bir nesneyi dahi varlığa büründürebileceğini ifade eder. Arabi'nin varlık görüşünde Varlık alemi beş katmandan oluşmaktadır. Hisler Alemi, Misâl Alemi (hayalin denk düştüğü alem budur), Ruhlar Alemi, Müteal Akıllar Alemi, Zat Alemi. Her insan kendi hayal aleminde bir şeyi var kılabilir ancak İnsan-ı Kâmil veya Arif hayalinde var olan şeyi himmeti yani ruhani gücüyle zihninin dışına yansıtabilir. Ancak arifin gerçekte mevcut olmayan bir şeyi varlığa büründürmesi ile Tanrı'nın bir şeye mevcudiyet vermesi arasındaki derin fark arifin varlık verdiği şeyin onun himmeti sürecinde mevcudiyetini koruması ve sonra kaybolmasıdır. Ayrıca arif himmet kuvvetinin kendisinin kuvveti değil sadece Tanrı'nın kuvveti ve onun Kaviyy isminin tecellisi olduğunu bilir ve bu marifeti onu kendi isteğiyle himmet gücünü kullanmaktan sakındırır.



Tibet Budizm'inde lamaların eğitimlerinde de benzeri şekilde hayaldeki bir varlığa his dünyasında gerçeklik kazandırılmaya çalışılır. Tibet'in o dönemde yabancıların girmesinin yasak olduğu Lhasa'ya giren ilk Batılı olan ve lamalar arasında bir süre kalarak çalışmalarını gözlemleyen Alexandra David-Neel de eserinde öğrencilerin inzivaya kapanıp Yidam'ını (koruyucu yarı-tanrı) günde bir öğün yedikleri yemek ve uyku haricinde hayal etmeye devam etmesi ve belirli mistik deyişlerin tekrarlamasıyla fiziksel dünyada varlık kazandırması ve hatta onun ayaklarına temas etmesi istenir. Yaratılan ve tulpa denilen bu varlıkların eğer onları meydana getiren kişinin belirli bir zihinsel ve ruhsal aydınlanma derecesine ulaşmamış olması durumunda tehlikeli olacağı uyarısını yapan Neel'in kendisi de belirli ayin ve konsantrasyonları uygulayarak bir Tulpa gerçekleştirdiğini söyler.[2]

Batı'da Ünlü Telekinetikler



Metalleri hareket ettirdiği bilinen en ünlü ilk batılı telekinetik Polonya doğumlu Stanislawa Tomczyk'dır. Stanislawa hipnotik haldeyken bazı küçük objeleri havaya kaldırabiliyordu (levitasyon). Stanislawa, 1910'da Varşova'da Fizik laboratuarında bir grup bilim adamının gözetimi altında telekinetik yeteneklerini sergilemiştir.



Bir diğer ünlü telekinetik Rus Nina Kulagina'dır. Kulagina filme de alınan gösterilerinde metal çubuklar, kibrit çöplerini dokunmaksızın hareket ettirebilmekteydi.



1970'li yıllarda bu tip olayları yapabildiğini iddia eden bazı insanlar ortaya çıkmıştı. En ünlüleri arasında Uri Geller de bulunan bu kişiler televizyon şovlarında ve bilim adamlarının laboratuarlarında bu tip yeteneklerini sergilediler.



Bazı bilim adamları ve James Randi gibi ünlü ve profesyonel bazı illüzyonistler bu tip yeteneklerin gerçekte bir hile ve el çabukluğundan başka bir şey olmadığını öne sürmüşlerdir. Randi ayrıca pek çok hileli yolun olduğunu iddia ettiği kaşık bükme gösterilerinden bazılarını da gerçekleştirmiştir.



2001 yılının Nisan ayında Arizona Üniversitesi psikoloji profesörü Gary Schwartz'ın yönetimi altında 60 kadar öğrenci zihin güçlerini kullanarak çatal ve karışları bükmeleri istenmiş ve denemelerde çeşitli derecelerde başarı sağlanmıştır.[2]

Kaşık Bükme



Kaşık bükme paranormal yollarla ve fiziksel güç kullanmaksızın veya normal koşullarda gereken fiziksel gücü kullanmaksızın nesnelerde deformasyon oluşturmaya verilen genel addır.[2]

Sahne Gösterisinde Kaşık Bükme



İllüzyonistlerin kaşık bükme gösterileri diğer illüzyon gösterilerinde olduğu gibi seyircinin dikkatinin başka yöne çevrilmesi sırasında el çabukluğu ile kaşığa ya da metale yapılan fiziksel müdahale ile veya önceden hazırlanan çeşitli tekniklerle gerçekleştirilir. James Randi illüzyonistlerin kaşık bükme numaralarından örneğin kaşığın en zayıf yerinden daha önce kırılma noktasına yakın bir dereceye kadar bükülmesi gibi çeşitli hilelerini televizyonda kamuya açıklamıştır.



"İnsanüstülük taslıyanların İçyüzü" adlı eserinde psişik ve doğaüstü kabul edilen bazı fenomenlerin arkasında yattığını iddia ettiği hileleri ortaya koymaya çalışan Metin And'a göre Geller'in 50 çeşit kaşık bükme numarası veya tekniği bulunmaktadır.[2]

Kullanılan Teknik ve Metodlar



Sahne gösterileri ve illüzyonistlerin kullandığı göz boyama yöntemlerinin dışında da kaşık veya herhangi bir metal veya cismin parapsikologların Psi denilen zihinsel veya ruhsal güçle etkilenebileceği öne sürülmektedir. Özellikle ABD'de telekinetik gücün kullanılması üzerine bazı kişiler eğitim ve grup çalışmaları düzenlemekte ve katılımcıların bu güçleri kullanarak kaşık veya çatal bükebilmeleri öğretilmektedir.

Houck Metodu



Bir başka kaşık bükme 1981 yılından bu yana mühendis Jack Houck tarafından yine onun tarafından düzenlenen "PK Partileri"nde tanıtılmaktadır. Bu partilerde misafirlere bedenlerinden geçen bir enerji akışının kaşığın belirli bir noktasına yöneltildiği hayal edilerek kaşığa bükülme emri verilmesiyle gerçekleştirilir. Daha sonra misafirler dikkatlerini başka bir yöne yönlendirerek kaşık ya da metali unuturlar. Metal bir süre sonra şaşırtıcı bir şekilde ellerinin küçük bir hareketiyle kolayca bükülmeye başlar. Houck ve takipçileri bunun psikokinetik bir fenomen olduğuna inanmakta ancak bazı kişiler bunun sadece gündelik tecrübenin dışında ve fakat sıradan bir fenomen olarak görmektedirler.

Uri Geller topluluk içinde metal bükerken



Houck'un metodunun anlatıldığı bir web sayfasında grup halindeki uygulamaların tek başına yapılanlardan daha hızlı sonuç verici olduğu belirtilmektedir. Katılımcılar bir araya geldikten sonra bir süre yeme içme vs. şeylerle vakit geçirirler daha sonra ortaya konulan metal eşyalardan herkes kendisine iyi hissettiren birini seçip alır ve daire şeklinde oturur, ışıkların gücü azaltılır ve müzik varsa kapatılır. Katılımcılar gözlerini kapatır. Katılımcılara kaşık veya çatalı baş ve işaret parmakları arasında tutmaları gevşeyip zihinlerini temizlemeleri, yavaş ve derinden nefes alıp vermeleri ve kendilerini en rahat, huzurlu hissedecekleri bir yerde -plaj, orman, göl kenarı vs.- bulunduklarını hayal etmeleri söylenir. Tüm sıkıntı ve dertlerden uzaklaşırlar, uykulu değil ancak tamamen gevşemişlerdir, huzurludurlar. Daha sonra katılımcılardan başlarının birkaç adım ötesinde altın bir enerji topunu hayal etmeleri istenir. Ondan yayılan sıcaklık ve enerjiyi hissetmeleri istenir. Bu enerji topundan sıcak bir ışın çıkıp katılımcıların alnına ulaştığını ve onların da bu sınırsız enerjiyi emdikleri hayal edilir. Enerjinin sıcaklığı alından omuz ve kollara yayılır. Güçlü ve canlı fakat yine huzurlu ve gevşemiş olan katılımcının kolunda hissettiği enerji oradan bilek ve eline akar ve dirseği ile eli arasında bu akış devam eder. Enerjinin sıcaklığının baş ve işaret parmağına geldiği ve oradan istenilen yere gidebileceği hayal edilir. Katılımcının üçe kadar sayıp gözlerini açması ve enerjinin elinde tuttuğu çatal ya da kaşığa akması için ona üç kez "Bükül" diye bağırması istenir.



Ancak bu noktadan sonra dikkatin dağıtılması ve katılımcıdan dikkatini tümüyle vermeden yoğunlaşması istenir. Hatta dikkatin belirli bir düzeyde dağıtılması için herhangi bir konuda (kaşık bükmek değil) ateşli bir tartışmaya bile girilebilir veya tanıdığınız biriyle metal bükmek dışında bir konuda da konuşabilirsiniz. Konu üzerinde daha yoğun düşündükçe işlerin daha da zorlaştığını göreceksinizdir. Bu yüzden dikkatinizin başka bir yöne kayması gereklidir, daha sonra metali alıp istediğiniz bir noktadan kolayca bükebildiğinizi göreceksiniz. Ancak metalin kolaylıkla bükülebilecek noktaya gelişi birkaç dakika alabildiği gibi saatler de sürebilmektedir. Aynı sayfada deneylerini paylaşan katılımcı 18 katılımcıdan sadece ikisinin bükmeyi başaramadığını belirtmekte ancak başarısızlık karşısında yılmayıp denemelere devam edilmesini önermektedir.



Dikkat: Yukarıdaki metotta kaşık elle bükülür; ancak zihinle öylesine eriyik bir kıvama gelir ki bu çok rahatça yapılır.

Rick Tobin ve Ellie Crystal'in Metodu



Ellerinizi yıkayın ve çatal veya benzeri bir metal nesneyi elinize alın. Rahatça oturun, gevşeyin, gözlerinizi kapayın zihninizi her türlü düşünce ve duygudan arındırın. Daha sonra parmak uçlarınızla nesnenin yüzeyini yavaşça ovalayın ve yüzeyin size ne hissettirdiği üzerine yoğunlaşın. Metaldeki moleküler enerji akışını hissetmeye çalışın ve nesnenin büküldüğünü hayal edin ve asla güç uygulamayın.

Hipnotik Telkin



Bu yöntemde kişi hipnotik trans haline sokulur ve gerekli telkinlerle psişik gücünü tam olarak kullanabileceği, kaşığın kendi isteğiyle büküleceği telkini verilir ve bu duruma tam bir inanç duyması sağlanır. Bu yöntemle de eğer kişiye yapılan telkin güçlüyse ve bilinçaltı kısıtlamaları tam olarak kaldırılabilmişse kaşık bükülecektir


 

Telekinezinin Püf Noktaları
Selam tüm telekineziyle ilgilenen arkadaşlar.Telekinezi yazılarımıza devam ediyoruz. Bu yeni yazımı yazmamın en büyük nedenlerinden biri telekinezinin yanlış anlaşılması ve MSN'den gelen soruların hep aynı olması. Şimdi sizi aydınlatmaya çalışalım.
Telekinezi ANLATILMAZ! Telekinezi ÖĞRETİLMEZ
Evet yukarıdaki cümleleri iyice belleğinize yerleştirin Çünkü; Telekineziyi Öğrenmek için 2 yol vardır. Telekineziyi size biri anlatamaz size sadece örnek yada teknik verebilir. Yani siz sadece alıştırmaları deneyerek kendi kendinize öğrenebilirsiniz. Alıştırmalara sitemizden göz atabilirsiniz.Yada telekinezi yapabilen biri size telepatiyle 1 saatte öğretir (ki bu yolla öğrenmeniz Türkiye'de %1 şansla olur..) Telekinezi yaparken;

Telekinezi yaparken bir şey düşünmezsiniz!

Telekinezi yaparken sadece hayal ve imajinasyon kullanırsınız.

Telekinezi yaparken Nefesiniz çok hızlıysa telekineziyi bırakmalısınız.

Telekinezi yaparken Oda ılık, Elleriniz sıcak olmalıdır.

Telekinezi yaparken çok başarısızsanız yerinizi değiştirmelisiniz.

Telekinezi yaparken telekineziyi önemsememelisiniz, basit bir şey gibi düşünüp onu rahatça yapabileceğinize inanmalısınız.

Telekinezi yaparken beyninizi sıkmayın, ıkınmayın, çok rahat olun ve sadece cisme yoğunlaşın.

Telekinezi yaparken üstüne birde acemiyseniz, arkadaşlarınızın yanında uğraşmayınız, yalnız yapınız.

Telekinezi yaparken ellerinizin karıncalandığını düşünün veya isteyiniz.

Telekinezi yaparken avucunuzdan bir enerji hortumu çıktığını hayal edin (abartmadan )






TELEKİNEZİYE GİRİŞ



Telekinezi çalışmalarına başlamadan önce yapmanız gereken şeyler var. Bunlar olayın temel taşları yani olmazsa olmazları.



1) ŞÜPHE ve ENDİŞE



TELEKİNEZİ GERÇEKTİR! İnsanlar bunu yaptı ve yapmaya devam da edecekler! Bu tüm insanların hayatları boyunca sahip oldukları bir hediye. Yani alıştırmalara başlamadan önce bunları kafanızın güzel bir köşesine yerleştirmeniz gerekiyor. Şunu da bilmenizi isterim şüphe sizle telekinezi başarınız arasında bir duvardır. Yani o duvarı tırmanın ve onu koşar adımlarla arkanızda bırakarak, uzaklaşın.



2) MANTIK



Hepimizin de bildiği gibi teknolojinin ileri olduğu ve her şeyin bir mantığa bağlı olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bazı şeylerin mantık dışı olduğu bize yanlış da olsa öğretiliyor. Böyle büyüyoruz. Fakat şimdi arkanıza yaslanın ve telekinezi yeteneğiniz ile yaptıklarınızı düşünün yani mantığa nasıl karşı koyduğunuzu! Onu alt ettiğinizi!



3) AMAÇ



Neden Telekineziyi öğrenmek istiyorsunuz? Şunu söylemeliyim ki amaçlarınız ve nedenleriniz pozitif olmalı. Eğer insanlara zarar vermek, bu yeteneğinizden para kazanmak veya arkadaşlarınızın dikkatini çekmek içinse; bunlardan hemen uzaklaşın! Bunu ucuz bir amaç için denemeyin! Zihin egzersizi ve gerçek sanılanlarla meydan okumak için öğrenin!



4) RAHATLAMAK VE ORTAM



Başlamadan önce arkanıza yaslanın ve günün stresinden zor da olsa uzaklaşmaya çalışın. Pozitif moda geçin ve ortamda sizin dikkatinizi dağıtabilecek her şeyi kaldırın.







TELEKİNEZİ'YE AYRILAN ZAMAN



Bildiğimiz gibi insanlar biraz sabırsız. Fakat sabır bu olayda her şey! Bu yeteneği kazanma zamanı tüm insanlarda değişir. Bir hafta bu olay için çok ama çok kısa bir süredir. Fakat yeteneğinizi kazandığınızda, bu beklemeye değdiğini göreceksiniz! LÜTFEN DENEMEYİ BIRAKMAYIN!



Günde en az bir kere 30 dakikanızı Telekinezi egzersizlerine ayırın! Eğer çok meşgulseniz 15 dakikayı sağlıklı bir şekilde lütfen ayırın!



Size bahsedeceğim methodlardan birine en az bir hafta yoğunlaşın. Eğer yaramadığını düşünüyorsanız method değiştirin.



Kendinizi yapamayacağınıza inandırmaktan vazgeçin. Tüm olay inanmakla başlıyor.
REKLAM ALANI
forivia -->