3. GÖZ

Üçüncü Göz

İnsan beş duyunun ötesinde de bazı idraklere uzanabilmekte bilgiler alabilmekte ve böylece bilinç alanını genişletebilmektedir. Ve bu yetiler de ancak belli bir ruhsal olgunluğa varmış alıcı ve verici kanallarını geliştirmiş kişilerde görülmektedir.
Halife Ömer Sariye yi İslam ordusunun başında olmak üzere bir savaşa göndermişti. Ordu savaş yapılan yerde bir dağın eteğinde konaklamıştı. Askerler güven içinde rahat edip dinlenirken düşman dağın arkasından gelip İslam ordusunu Kuşattı. Ve ansızın baskın yapmaya hazırlanıyordu. Tam o sırada Medine de Halife Ömer minber üzerinde cuma hutbesini okuyordu. Birden bir olağanüstü hal hissetti kendinde. Gözlerinden bir perde kalktı sanki. Ve bir aylık uzaklıktaki savaş alanını İslam ordusunun düşman tarafından sarıldığını görerek "Ya Sariye! Dağa dağa" diye üç kere seslendi. Ve bu sesi sadece Sariye kulağının ta içinde duydu da ordusu ile birlikte dağa çıkarak kurtuldu. Sonra arkasını dağa vererek düşmanı bozguna uğrattı. O sırada Hz. Ömer in yanında bulunanlardan Hz. Ali o gün ve saati bir tarafa not etti. Neden sonra Sariye savaştan yengi ile döndüğünde savaştaki olayları anlatırken bu olaya şöylece değindi: "Günlerden cuma bir dağın eteğinde mola vermiştik. O ara düşman bizi sarmış. Tam baskın verecekmiş ki birden kulağımın içinde "ya Sariye! Dağa dağa" sesini duydum. Hemen orduya "yukarı çık!" emrini vererek Tanrı nın yardımıyla bu zor durumdan kurtuldum."
Böylece olay onu yaşayanlar ve buna tanık olanlarca doğrulanmış oldu.
Burada dikkati çeken iki olay var: Hz. Ömer in çok uzaklardaki bir olayı olduğu gibi görmesi ve Sariye nin yine o kadar uzak bir mesafeden Hz. Ömer in sesini işitmesi. O gün için o günün koşullarında karşı çıkılamayan ve mucize ya da keramet diye nitelenen iki olay. Oysa bu ve benzeri olaylar parapsikolojide "duyular dışı algılar" olarak incelenmektedir. Gözün erişemeyeceği bir uzaklıktaki olayı görmeye "durugörü" kulağa çarpmayacak kadar bir uzaklıktaki sesi işitmeye ise "duruişiti" denmektedir. Buradaki idrak beş duyu organi ile farkına vardıklarımızdan daha değişik ve tersine bir yolla gerçekleşmektedir. Bizim bir cismi görmemizin doğal bir yolu şudur: O cisimden gelen ışık dalgaları gözümüze gelmekte göz dibindeki retine tabakasında o cismin ters hayali belirmekte (fotoğraf plakalarının negatifi)sonra bu sinir lifleri içinde asabi seyyalelerin aracılığıyla beynin arka tarafındaki görme merkezine iletilmekte ve orada cismin doğru hayali belirmektedir. Görme merkezinde beliren hayal de belleğimizde daha önce alınan hayal ve bilgilerle karşılaştırılarak bir anlam kazanmakta öylece neye karşılık olduğu idrak edilmektedir.
"Durugörü" olayında ise bu yolun tam tersi bir yol izlenir. Yani burada göz yoluyla bir ışık uyaranı alınmamakta göz merkezini uyaracak bir sinir uyaranı o merkeze gitmemektedir. Ve bu tür görmelerde o cisim önce idrak edilmekte sonra hayali belirmektedir. yani burada idrak görmeden öncedir. "Duruişiti" için de aynı şey düşünülebilir.
Üçüncü gözün kullanımı:
Tibet li hekim-lama Lobsang Rampa hayatını ve yetiştirilmesini anlatan "üçüncü göz" isimli ilk kitabında alın kemiğinin bir burgu ile delinerek alnında açılan "üçüncü göz"ün insan bedenlerinden çıkan ışınları nasıl gördüğünü ve bu ışınlar yoluyla düşünceleri nasıl okuduğunu anlatır. Bu gözü açıldıktan sonra hocası kendisine: "şimdi sen bizlerden birisin lobsang. Bundan sonra insanları olmaya çalıştıkları gibi değil de oldukları gibi göreceksin" der. Ve Lobsang lamaların altın renkli bir alevle çevrelenmiş olduklarını görünce çok şaşırır. Bu yeni dünyada insanların tüm duyguları renk olarak kendini açığa vurur. Ne var ki sadece renkleri görmek yetmez. Bunların ne anlama geldiğini bilmek için de ayrı bir eğitimden geçmek gerekir. O nedenle Lama Mingyar Dondup Lobsang Rampa yı renkleri anlama konusunda eğiterek şöyle der: "şu gelene bak lobsang kalbinin üzerinde titreşen şu ince renk çizgisini görebiliyor musun? O renk ve titreşimler adamın ciğerinden rahatsız olduğunu gösteriyor. Şuna bak şu durmadan yer değiştiren şeritlere belli aralıklarla ortaya çıkan beneklere bak. Bu bizim tüccar kardeşimiz. Belki şu saf rahiplerin paralarını nasıl alabilirim diye düşünüyor Lobsang. Bunu daha önce bir kere daha yapmıştıhatırlıyorum onu. İnsanlar para için bazen ne kadar küçülüyorlar!" Diğer taraftan yanlarından geçen yaşlı rahibi gösteren Lama "Bu adama çok dikkatli bak obsang. İşte gerçekten tertemiz bir insan. Kutsal yazıların doğruluğuna inanan ve onlara uygun yaşayan bir kimse. Başının çevresindeki halenin sarılığındaki şu lekeleri görebiliyor musun? Bu onun daha olayları kendi başına değerlendirecek kadar gelişmemiş olduğunun bir belirtisidir" diye ders verir. Ve bu böyle günlerce sürer. "Üçüncü göz" ün gfücünü daha çok bedence ve kafaca hasta olanların üzerinde kullanırlar.
Filipinli yetiştiricilerden bazılarının da bu "üçüncü göz"ü kullandıklarıonun yardımıyla kolayca hastalıkları teşhis edebildikleri bildiriliyor. İnsanda daha kimbilir nice yetenekler gizli. Yeter ki biz belli bir olgunluğa varıponları hayra kullanacak hale gelebilelim. Bilim de söylüyor bunu ve diyor ki: "İnsan beyninin olanaklarının henüz onda üçü kullanılıyor. Onda yedisi ise uyuklar durumda."
Einstein insan beyninin bu görkemli yapıtın değerinin farkında olacak kikendisi en büyük matematikçilerden biri olduğu halde teorileri ile ilgili dört işlem ve matematik hesaplarını para ile başkalarına yaptırıyordu. Çünkü obeyin gücünü daha yüce ve soylu konularda kullanmak gerektiği bilincine varmıştı.