İnsanlığın Bir Gün Dünya Dışındaki Yeni Yuvası Olmaya Aday 16 Gezegen
TAYFUN EREN BAĞCI 0 yorum

İnsanlığın Bir Gün Dünya Dışındaki Yeni Yuvası Olmaya Aday 16 Gezegen



Son 20 yılda keşfedilen yaklaşık 1.800 gezegenden 20'sinin, yıldızlarının çevresindeki "yaşanabilir kuşak"ta döndüğü tespit edildi. Bu gezegenlerin önemli bir kısmı da çok büyük kütlelere sahip oldukları için yaşama uygun olarak görülmüyor.

Bu gezegenlerin hiçbiri Dünya'dan daha iyi koşullara sahip olmasa da gezegen keşfi bu hızla devam ettikçe belki de yüzde yüz benzerlik taşıyan gezegenler keşfedilecektir. Çok uzak olmayan bir dönemde Dünya'dan daha iyi bir ortama sahip olanlar da keşfedilebilir. Aklımızda pek çok soru var: İnsanoğlu o uzaklıktaki gezegenlere gidebilecek teknolojiye ulaşabilecek mi, o gezegenlerde canlılar var mı, varsa neye benziyorlar, o gezegenlerin manzaraları, doğal oluşumları, hiç görmediğimiz doğa olayları nasıl? Bunu insanlığa zaman gösterecek. Biz hayattayken görme imkanımız olsa ne iyi olurdu demeden edemiyorum.

Şimdilik daha iyisini bulana kadar elimizdekinin en iyisi bu. Dünya'ya bu hızla zarar veriyorken o gezegenlere de zarar vereceksek belki de oralara gitmemekte yarar vardır.


Earth Similarity İndex –Dünya Benzerlik İndeksi (ESI) adı verilen bir indeks ile gezegenlerin ne kadar yaşanabilir oldukları belirtiliyor. Eğer bilimkurgu filmlerindeki gibi uzay gemileri yapılabilirse bu gezegenler insanlığın yeni yuvaları olabilirler.



16. Gliese 581 d (0,50 ESI)




20 ışık yılı uzaklıktaki gezegen, Dünya'dan en az 5.6 kat daha büyük. Bu da yerçekiminin büyük olmasına neden olduğu için burada ulaşım bir hayli zorlu olacaktır. Araçlar için daha fazla bir itiş gücü gerekecektir, canlılar ise daha kolay yorulacaktır.

Ekim 2008'de Gliese 581 d'ye doğru "A Message From Earth" adı verilen yüksek güçlü bir radyo yayını yapıldı. Yayın, gezegene 2029'da ulaşacak ve olası bir cevap Dünya'ya 2049 yılında dönecek.


15. MARS (0,64 ESI)



Mars'ta bir canlıya rastlamasak da potansiyel olarak yaşanabilir olarak adlandırılıyor. Curiosity'nin yaptığı testlere göre uzun yıllar önce burada akan dereler bile mevcuttu. Yüzeyindeki yaygın demiroksitten dolayı kızılımsı bir görünüme sahip olduğu için Kızıl Gezegen de denir. Mars, Dünya hariç tutulursa, halen Güneş Sistemi’ndeki gezegenler içinde sıvı su ve yaşam içermesi en muhtemel gezegen olarak görülmektedir.


Mars’ın yörüngeden çekilmiş, ufukta görülebilen ince atmosferi.


Yarıçapı Dünya’nınkinin yaklaşık yarısı kadardır. Dünya’dan çıplak gözle görülebilmektedir.
Çıplak gözle nasıl göründüğünü merak ettiyseniz  şöyle buyrun: Planet Mars Visible from Earth (14th/15th April, 2014)


14. Kepler-186f (0.64)

Kepler-186f, Dünya'dan yaklaşık 500 ışık yılı uzaklıkta bulunan kırmızı cüce yıldız Kepler-186 yörüngesindeki bir ötegezegendir. Kepler-186f, başka bir yıldızın yaşama elverişli bölgesinde keşfedilen, Dünya ile benzer yarıçapa sahip ilk gezegendir. Burada bir yıl 129,9 gün sürüyor. Eksen eğikliği az olduğu için mevsimler tam anlamıyla yaşanamıyor.

Gezegenin olası günbatımı manzarasını görüyorsunuz, Dünya ile neredeyse aynı.


13. HD 40307 g (0.67 ESI)


Bu gezegende sıvı halde su bulunabileceği ihtimali yüksek olduğu ileri sürülüyor. Dünya'dan 7 kat büyük olduğu için burada da yerçekimine alışmak epey zor olacaktır. 2008 yılında keşfedildi ve Ressam takımyıldızında yer alıyor. 42 ışık yılı gibi nispeten yakın bir uzaklıktadır.

12. Gliese 163 c (0,68 ESI)


Bir yılı 26 gün süren bir gezegen. 60 derecede kaynayan denizlere sahip, kaplıcalarla dolu bir gezegen gibi. 49 ışık yılı uzaklıkta. Dünya'dan 7.2 kat daha büyük.

11. Kepler 62f (ESI 0.69)


Karasal veya su egemen bir yapıda olabileceği tahmin ediliyor. Yarıçapı Dünya'dan 1.4 kat daha büyük. Güneş'ten biraz daha soğuk ve küçük bir yıldıza sahip. Mümkün olsaydı bu gezegenden kendi güneşinin manzarasını şeftali rengine yakın bir renkte görebilirdik.

10. Kepler-22b (0,75 ESI)



600 ışık yılı uzaklıktaki Kepler-22b, Dünya’nın kardeşi gibi görünüyor. Kepler 22b’nin bir yılı 290 gün sürüyor.

9. Tau Ceti e (0,77 ESI)


Dünya'dan 1.8 kat daha büyük, bir yılı ise 168 gün sürüyor. 11.905 ışık yılı uzaklıkta. Güneşi bizim güneşimizden iki kat daha yaşlı olan bu kayalık gezegende hayat varsa şimdiye kadar evrimleştiği düşünülüyor. Uzaylı dostlarımız orada bizi bekliyor olabilirler.

8. Kepler-283c (ESI 0.79)



İlk keşfedildiğinde gezegen adayı olarak sınıflandırılmıştı, daha sonra NASA tarafından gezegen olduğu doğrulandı. Dünya'dan 1.8 kat daha büyük ve her 93 günde bir yörüngesini tamamlıyor.

7. Gliese 832 c (ESI 0.81)



16 ışık yılı uzaklıktaki bu gezegen bir kırmızı cüce yıldız yörüngesinde. Dünya'dan 5.4 kat daha büyük. Sıcaklığının Dünya'daki sıcaklıklara nispeten benzer olduğu düşünülüyor ancak onun yörüngesi önemli sıcaklık dalgalanmalarına neden olabilir.

6. Gliese 581 g (ESI 0,82)



Yaşam koşullarının oluşması açısından mükemmel bir gezegen olduğu söyleniyor. California Üniversitesi, yaptığı açıklamada, gezegenin Dünya'nın galaktik komşusu olduğunu, çevresinde döndüğü yıldızın, Dünya'ya 193 trilyon kilometre uzaklıkta olduğunu bildirdi.

Gezegen, Dünya'nın kütlesinin üç katı büyüklükte bir kütleye sahip. Atmosferinde ortalama sıcaklığın -31 ile -12 derece olduğu belirtiliyor.

5. Kepler 62e (ESI 0.83)


1200 ışık yılı uzaklıktaki bu gezegenin yarıçapı Dünya'dan 1.61 kat büyük. Su olabileceği öngörülüyor ve kayalıklara da sahip olabileceği düşünülüyor. Lyra takımyıldızında yer alıyor.

4. Kepler 442b (ESI 0.84)


Henüz bir kaç gün önce keşfedilen bir gezegen. 1.120 ışık yılı uzaklıkta bulunuyor. Dünya'dan 1.34 kat daha büyük ve bir yılı 112.3 gün sürüyor.

3. Gliese 667Cc (0,84 ESI)


Dünya dışı yaşam için en uygun gezegenlerden biri olabilir. Star Trek terminolojisinden ismini alan M-tipi yıldız, gezegene ev sahipliği yapıyor. 29,4 derece yüzey sıcaklığı olduğu tahmin ediliyor, bu da orada hayat olabileceği anlamına geliyor. Bu gezegendeki alacakaranlık bölümlerde yaşam olabileceği düşünülüyor. Gezegenin tek kusuru sanki hedefe kilitlenmiş gibi dönmemesi. 3 yıldıza sahip bu gezegende oldukça ilginç bir manzara olacağı düşünülüyor.

Manzarasını Merak Edenler Aşağıdaki Videoyu Seyredebilir:


2. Kepler 296e (ESI 0.85)

2 Şubat 2014'te NASA tarafından keşfedildi. Yarıçapı Dünya'dan 1.75 kat daha fazla. Güneş benzeri bir yıldızın etrafında 36.1 günde turunu tamamlıyor. Yüzeyinin bir bölümünde sıvı halde su olabileceği tahmin ediliyor.

1. Kepler 438b (ESI 0.88)


Geçtiğimiz günlerde keşfedilen yeni bir gezegen, üstelik Dünya'ya en çok benzeyen gezegen unvanını ele geçirdi bile. Dünya'dan yüzde 12 oranında daha geniş. Ayrıca yıldızına daha yakın mesafede dönmesi nedeniyle Dünya'ya kıyasla yüzde 40 daha fazla ışık alıyor. Yüzeyi Dünya'nın yüzeyinden daha sıcak. Caldwell kızıl cüce güneşi etrafında dönen bu gezegenden bakıldığında gökyüzünün, Dünya'ya kıyasla daha kırmızı görünebileceği söyleniyor. Zira gezegen 475 ışık yılı uzakta ve gezegeni oluşturan maddeler hakkında henüz bir bilgi yok. Yıldızı çevresindeki turunu 35 günde tamamlıyor.


Astroloji ve Kadın
TAYFUN EREN BAĞCI 0 yorum

Astroloji yi anlamayanlar yada anlamak istemeyenler hafif küçümseyerek bakarlar, hani şu günlük fallar mı? Dünya da milyarlarca insan var, onikiye ayırıp örneğin beş yüz bin koç burcu salı günü hepsi mi yeni biri ile tanışacak? Tarzında kendilerince mantıklı sorular sorarlar. Evet tanışıyorlar, bu gayet te doğal.
Halbu ki astroloji belki de astronomi ile birlikte dünyanın en eski bilimlerinden biridir. Bilim insanlarının çoğunluğunun da kabul ettiği gibi kainatta ki gezegenler, yıldızlar ve diğer oluşumların birbirine yaklaşması, uzaklaşması,yanlarından geçmesi, birbirlerine uyguladıkları çekimler hayatımızı,dünyamızı etkiliyor.
Ben de diyorum ki; astroloji var. Çok ta güzel, okumak tan, ilgilenmekten hoşlanıyorum.
Kadınlar her konuda olduğu gibi astroloji de de erkeklerden daha cesur ve samimiler. İlgileniyorlarsa kabul ediyorlar. Çoğu erkek gibi ilgilenip te küçümsüyormuş, hiç ilgisini çekmiyormuş gibi yapmıyorlar.
Her iş alanın da iyi kötü olduğu gibi astroloji yi de bilmeden anlamadan yapanlar var. İnsanların astrolojiye olan meraklarını kötüye kullanmak isteyenler de var. Bu konuda kendinizin uyanık davranması gerekiyor.
Ben kişisel olarak astroloji den anladığını düşündüğüm insanların yorumlarını takip ediyorum.
Kendime göre yaptığım incelemeler de ateş,hava,su,toprak grubuna ayrılanların belirtilen özelliklere sahip olduklarını gördüm.
Toprak grubuna mensupsanız, çalışkansınız. Hava grubundaysanız özgürlüğünüze düşkünsünüz.
Yada yönetici gezegeninizin size verdiği özellikleri taşıyorsunuz.
Mars sa yönetici gezegeniniz mücadeleci bir yapınız oluyor.
Hiç bir ön yargı olmadan kendiniz ile ilgili olan astroloji bilgilerini öğrenip incelediğiniz de bana hak vereceksiniz. Yok hala şüphe içindeyim diyorsanız,bir de en yakın arkadaşınızın yada kardeşinizin astroloji bilgilerini inceleyin, haklı olduğumu biliyorum. Çün kü ben yaptım.
Örneğin, terazi burcunun hemen hemen her konuda fikir sahibi olduğunu,konuşmaktan hoşlandığını, girdiği ortamlar da bir şekilde ilgiyi kendinde toplamayı başardığını,bir saat önce günlük bir kıyafetle mutfak işleri yaparken, bir saat sonrasında muhteşem çekicilikte partiye gitmeye hazır olabildiğini,flörtöz olduğunu biliyorum. En yakın arkadaşım terazi burcu ve ben onu inceledim.
Bu arada edindiğim bilgileri paylaşayım. Venüs yani burcunuzun gezegeninin dönemi başlıyor, 24 eylül den sonra daha da hissedilecek, eylül ve sonrası sizi her alan da güzellikler ve iyi şans bekliyor. Eğitim, iş, aşk konusunda bu ay a kadar zorlandınız yada durağan geçti ama artık zaman terazilerin. Özellikle de terazi kadınlarının.
Fırsatları kaçırmayın venüs ün güzelleri.

Bir Garip Mostar
TAYFUN EREN BAĞCI 0 yorum

Mostar Köprüsü 1566 yılında Osmanlı Mimarı Hayrettin tarafından yapılmıştır... Zamanla bulunduğu şehre de ismini veren Mostar Köprüsü şehri ikiye bölen Nereva Nehri üzerine kurulup bağlantıyı sağladığından barışın ve kardeşliğin de simgesi haline gelmiştir. Yıllarca köprü şehrin cesur gençleri tarafından erkeklik rüştünü ispatlama platformu olarak kullanılmıştır. Yıllar yılı nice tüccar nice seyyah geçmiştir Mostar Köprüsünden... Belki de hepsi bir yanında Hırvatların bir yanında Boşnakların yaşadığı şehrin simgesi köprüden geçerken kardeşlik dolu o havayı solumuşlardır.

Ne yazık ki neredeyse 500 yıllık tarihe tanıklık eden köprü, Bosna Savaşı zamanında önce Sırplar tarafından tahrip edilmiş ve 9 Kasım 1993 yılında Hırvatlar tarafından tamamen yıkılmıştır. Mostar Köprüsünü Nereva Nehri'nin sularına gömen Hırvat tankları,  Bosna'da "kardeşik ruhunu" da adeta yerle bir etmiştir. Köprü 1997 yılında TİKA (Türkiye İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı), Unesco ve Dünya Bankası desteği ile aslına uygun olarak tekrar inşa edilmiştir. Tekrar inşa sırasında nehrin derinliklerinden çıkarılan orjinal parçaların da kullanılmasına da özen gösterilmiştir. Yıkılan parçaların yeniden kullanılmasıyla  parçalanan Kardeşlik Ruhu da onarılmaya çalışılmıştır. Ancak şehri gezdiğinizde evlerin duvarlarında görebileceğiniz izler ve Mostar Köprüsü'ne inerken taşa yazılmış don't forget "unutma" yazısı her ne kadar yaralar sarılmış olsa da burada tüyler ürpertici bir savaşın yaşandığını adeta yüzünüze çarpmaktadır. Bu güzel şehir artık adeta hüzün kokar ve ayrılırken buruk bir his armağan eder bizlere...
Geriye dönüp baktığınızda yenilenmiş haliyle bir garip mostar  şehrin bekçiliğini yaparcasına başı dimdik durur ve arkamızdan el sallar. Mostardan ayrılırken artık hava gurbet kokar.

Rusya'daki Dev Deliğin Esrengiz Sırrı
TAYFUN EREN BAĞCI 1 yorum

Rusya'nın Yamal Yarımadası'nda meydana gelen dev deliğin nasıl oluştuğu ortaya çıktı: Küresel ısınma! Rusya'nın kuzeyinde yer alan Yamal Yarımadası'nda geçtiğimiz günlerde esrarengiz bir görüntü uydu fotoğraflarına yansıdı. Görüntülerde yarımada üzerinde derinliği 80 metreye varan büyük bir delik görülürken, bilim adamları da olayı çözmek için incelemeye gitti. Bu esnada fotoğrafların internete düşmesiyle birlikte delik üzerine birçok yorum yapıldı. Kimi görüş deliğin sıkışan metan gazının patlaması sonucu meydana geldiğini savunurken, kimi görüş de bir göktaşının düşmesi sonucu bu görüntünün meydana gelmiş olabileceğine dikkat çekti.

BU ÇUKURLAR KIYAMET ALAMETİ Mİ?

Deliğin bulunduğu yarımadadan toprak, hava ve su numunesi alan bilim adamları, meydana gelen deliğin aşırı ısınmadan kaynaklandığını belirledi. Küresel ısınma neticesinde neredeyse yüzde 80'i buzla kaplı bölgede buzların erimesinin yol açtığı deliğin esrarı böylece çözülmüş oldu. Kısa süre öncesine kadar balık tutulan ve etrafı ağaçlarla çevrili göl, şimdilerde ise tamamen kurudu ve ortaya de bir delik çıktı. Kısa süre öncesine kadar balık tutulan ve etrafı ağaçlarla çevrili göl, şimdilerde ise tamamen kurudu ve ortaya de bir delik çıktı. Uzmanlar 50 metre genişliğinde ve 30 metre derinliğindeki boşluğun sırrını çözmeye çalışıyor. Bosna Hersek'in Sanica köyündeki küçük göl bir anda ortadan kaybolunca uzmanlar şaşkına döndü.

İlk belirlemelere göre göl suyunun bir anda çekilmesi, tarımsal sulama nedeniyle toprakta yaşanan değişim veya yer altı su kaynağının tükenmesiyle ilgili.

Iğdır'ın Tuzluca ilçesinde karayolu kenarında oluşan 20 metrelik çukur, vatandaşlar tarafından kıyamet alameti olarak yorumlandı. Iğdır-Tuzluca karayolunun 3 kilometresinde bilinmeyen sebepten oluşan 20 metre derinliğinde ve 15 metre genişliğindeki çukur, trafiğin aksamasına neden oldu. İlçe halkı tarafından son günlerde dünya gündeminde yer alan ‘kıyametin kopacağı' söylentisi, Iğdırlıların da gündemine girdi. Karayollarında görevli Mehmet Karadeniz, çukurun ilk olarak çobanlar tarafından fark edildiğini ve kendilerine bildirilmesi üzerine hemen güvenlik önemleri aldıklarını belirtti.

Karadeniz, "Ne sebepten olduğu anlaşılmayan çukur, 15 metre genişliğinde ve 20 metre derinliğindedir. Şu anda oluşturduğumuz ekiplerle çukuru doldurma çalışmaları başlattık” dedi. İlçe sakinlerinden Mehmet Mağol ise, bu çukurun kafalarda soru işareti bıraktığını belirterek, "Arkadaşlarla aramızda, ‘Maya kıyameti Tuzluca'yı vurdu' diyoruz” şeklinde konuştu.

Dünyanın çeşitli yerlerinde oluşan deliklerle ilgili komplo teorileri de giderek artmaya başladı. Florida Windermere'de gerçekleşen olayda oluşan 100 fit genişliğinde 50 fit derinliğinde çukur, neredeyse bir ailenin müstakil evini yutacaktı. Şans eseri olayda kimse yara almazken, 6 kişilik aile itfaiye ekiplerinin yardımı ile evi boşalttı. Çöküntünün sebebi bilinmiyor fakat yetkililer güneyde hüküm süren kuru hava koşullarının duruma sebep olduğunu düşünüyor. WESH'in haberine göre, çöküntü, ailenin iki katlı evlerinden sadece 3 fit yakınından başlıyor. bu da binanın çökme tehlikesini çok arttırıyor. Ev sakinlerinden birisi sabah 7 civarında köpeği gezintiye çıkardığında bazı küçük delikler farketmiş. İtfaiyeye haber verildikten sonra yetkililer, ailenin kişisel eşyaların alınarak en kısa sürede evin boşaltılmasını istemiş. Anne, baba, 4 çocuk, bir kedi ve bir köpekten oluşan aile evi boşaltarak, geçici bir eve nakledilmişler. Bu girişimler çöküntüden zarar görmelerini engellemiş. Ev sakini her şeyin çok ani geliştiğini belirterek; "Bir anda yer yarıldı. Ağaçlar yok oldu. Biz de orada olabilirdik" dedi. Uzmanlar göçük üzerinde geniş çaplı araştırma başlattı.

Guatemala'da 65 yaşındaki yaşlı kadın gece gürültüyle yataktan fırladı. Önce dışarda doğal gaz patlaması olduğunu düşündü. Ancak, korku ve hayretle yatağının hemen altında 12 metre derinliğinde obruk oluştuğunu gördü. Obruk yatağını yutacak genişlikte olmadığı için şanslıydı. Mahalle sakinleri obruk oluşmadan önce bir kaç haftadır yer altından garip sesler duyduklarını söyledi. Yaşlı kadının evi ulusal afet kurumu yetkililerince incelemeye alındı.

2007 yılında yine başkent Guatemala'da oluşan devasa obruk evleri ve araçları yutmuş 3 kişi ölmüştü. 2010 yılında ise benzer bir olayda 3 katlı bir bina obrukta yok olmuştu. Deliklerin tam olarak nasıl meydana geldiği hala bilinmiyor; ama bazıları 2007'de ve Mayıs ayında Guatemala'da açılan deliği, ülkenin arızalı kanalizasyon sistemine bağlıyor.

Çin'de ise arkası arkasına ortaya çıkan bu deliklerden sonra, 2012'de dünyanın sonunun geleceğine inanlar bunların hepsinin kıyamet alameti olduğunu söylemeye başladı. Deliklerin tam olarak nasıl meydana geldiği hala bilinmiyor; ama bazıları 2007'de ve Mayıs ayında Guatemala'da açılan deliği, ülkenin arızalı kanalizasyon sistemine bağlıyor. Çin'de ise arkası arkasına ortaya çıkan bu deliklerden sonra, 2012'de dünyanın sonunun geleceğine inanlar bunların hepsinin kıyamet alameti olduğunu söylemeye başladı. Tüm bu deliklerin 2012'de evrenin boyut değiştirmesiyle bağlantılı olduğunu düşünenler çok. Hatta bazıları 2012'de dünyanın sonu geldiğinde bu deliklerden uzaylıların çıkacağına inanıyor. Çoğu insan fırtına ya da deprem sonrası oluşan bu deliklerin neden bu kadar düzgün ve yuvarlak olduğuna anlam veremiyor. İnsan eliyle yapılması mümkün olmayan deliklerin oluşum nedeni hakkında mantıklı hiçbir açıklama olmadığını düşünenlerin sayısı da oldukça fazla.

İnsanları ışınlamak mümkünmüş
TAYFUN EREN BAĞCI 1 yorum

Bilim adamları uzak bir gelecekte insanların "Uzay Yolu" dizisindeki gibi ışınlanabileceğini açıkladı.

Bir atomu yapılan deneyde üç metre öteye gönderebilen bilim adamları, insanların ışınlanması düşüncesinin de hayal olmadığını belirtti. Bilim adamları uzak bir gelecekte insanların Uzay Yolu dizisindeki gibi ışınlanarak bir yerden başka yere nakledilmelerinin mümkün olduğunu dile getirdiler. Araştırmacılar, insan da dahil büyük nesnelerin ışınlanmasının fizik kanunlarına göre mümkün olduğunu söylediler.

Hollanda’da Delft Teknoloji Üniversitesi’nden Profesör Robert Hanson, “Atomları ışınlamayı başardık. Atomları ışınlayabiliyorsak prensip olarak kendimizi de ışınlayabilmemiz mümkündür. Ama yine de bu ancak uzak bir gelecekte mümkün olabilir.” dedi. Büyük nesnelerin ışınlanması ile ilgili çalışmalar başlatıldı. İnsanlar üzerinde deney yapılamasa da başlangıç olarak cansız cisimlerin ışınlanabilmesi için çalışmalar sürüyor. Eskiden bilim kurgu olarak nitelendirilen ve imkansız gözüyle görülen ışınlanma gelecekte mümkün olacak. Günümüzde bunun mümkün görülmesi bile büyük bir ilerleme olarak kaydediliyor...

Yalnız olmadığımız 20 yıl içinde kanıtlanacak
TAYFUN EREN BAĞCI 1 yorum

Dünyanın da içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi’nde 100 milyon civarı gezegen olduğunu belirten NASA, “İnsanlık evrende yalnız olmadığını 20 yıl içerisinde anlayacak” diyerek yeni bir tartışma başlattı... Bu açıklamayla birlikte evrende yalnız olmadığımız konusuna inananların sayısı arttı... Uzaydaki yaşam bilim kurgu filmlerindeki gibi mi, diğer canlılar insansı mı konusunda henüz bir bilgi olmasa da evrende yalnız olmadığımızı net şekilde NASA açıklamış oldu...

NASA’da görev yapan gökbilimciler Washington’da bir basın toplantısı düzenledi.

Uzayda yaşam olup olmadığını araştırmak için son teknoloji teleskoplardan faydalanılacağını söyleyen gökbilimciler, evrende yaşam belirtilerini araştıracak bir uydunun da 2017′de fırlatılacağını belirtti.

NASA yönetimi ve gökbilimciler, Hubble, Kepler ve Spitzer Uzay Teleskobu’nun da dahil olduğu kara ve uzayda konuşlandırılmış teknoloji sayesinde evrende, yaşamın en büyük kanıtı sayılan suyun varlığının kesin olarak tespit edileceğini iddia etti. NASA’ya göre, önümüzdeki 20 yıl içerisinde uzayda yaşam olduğunu insanlık öğrenecek.

Baltimore merkezli Uzay Teleskobu Bilim yöneticisi ve Webb Uzay Teleskobu bilim insanı Matt Mountain, “5 yıl önce etrafımızdaki yıldızların yüzde 10 ile 20’lik kısmının Dünya büyüklüğünde ve yaşanılabilir olduğunu bilmiyorduk. Şimdi ise, dünyamızı sonsuza kadar değiştirebilecek bir fırsat avuçlarımızın içinde” dedi.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Gezegen Bilim Profesörü Sara Seager da, “Çok yakın bir gelecekte insanlar, yıldızların Dünya gibi gezegenlerinin olduğunu söyleyecek. Astronotlar da, Samanyolu Galaksisi’ndeki her bir yıldızın en az bir gezegeninin olduğu görüşünde” şeklinde konuştu.

NASA'nın yeni robotu: "Valkyrie"
TAYFUN EREN BAĞCI 0 yorum

NASA yeni robotu Valkyrie’yi tanıttı...

NASA, “süper kahraman robot" olarak nitelendirdiği yeni robotu Valkyrie’yi tanıttı. NASA’nın R5 ismiyle geliştirdiği ancak Valkyrie adıyla bahsedilen yeni insansı robotu, 250 kg ağırlığında ve 1.82 boyunda. Bu yılki DARPA Robotics Challenge (DRC)’de yarışması için tasarlanan Valkyrie’nin, Boston Dynamics tarafından geliştirilen Terminator benzeri Atlas robotla kıyasıya bir çekişmeye girmesi bekleniyor.
Hareket etme konusunda oldukça esnek olan Valkyrie, sırtından yer alan bataryadan güç alıyor ve bu batarya sayesinde yaklaşık 1 saat boyunca çalışabiliyor. Valkyrie’nin başında, karnında, kollarında ve bacaklarında yer alan kameralar sayesinde öperatörler çoklu görüntü elde edebiliyorlar. NASA’nın Texas Üniversitesi’yle birlikte geliştirdiği Valkyrie, serbest bir şekilde dolaşabiliyor ve objelerle etkileşime geçebiliyor.
Valkyrie, her ne kadar bu ay başlayacak olan DARPA Robotics Challenge yarışması için tasarlanmış olsa da, NASA’nın Valkyrie için çok daha büyük planları var. Yakın gelecekte Mars’a gitmeyi amaçlayan NASA, insanlı seferler düzenlemeden önce Mars’a robotları göndermeyi planlıyor. Elbette göndereceği robotlar da Valkyrie gibi esnek ve uzay şartlarına uyumlu olmalı. Yeni geliştirilen bu robotların Mars'a gönderilmesinin ardından Mars'a insan da gönderileceği konuşuluyor.

Uzayın Derinliklerinde Garip Sinyaller
TAYFUN EREN BAĞCI 0 yorum

NASA ’ya bağlı Chandra X-ray Gözlemevi ve Avrupa Uzay Ajansı’nın XMM_Newton uydusu alışılmışın dışında x-ray sinyalleri algıladı. Bu sinyaller 240 milyon ışık yılı uzaktaki Perseus galaksi kümesinden geliyor. Tespit edilen x-ray dalga boyunun daha önce görülmemiş bir yoğunlukta olduğu söyleniyor. Sinyalin kaynağı bilinmemekle beraber, bilim adamlarının durumlar ilgili çeşitli açıklamaları var. Bazıları bunun parçalanmış nötrinolardan kaynaklanıyor olabileceğini söylerken, yapılan diğer bir açıklama ise sinyallerin karanlık maddeyle ilişkili olduğuydu.
Evrenin %85’inin karanlık maddeden oluştuğuna inanılıyor. Fakat ışığı emip yansıtamadığından görülemiyor ve varlığı kanıtlanamıyor. NASA’nın yaptığı açıklamaya göre sinyallerin kaynağının ve varlığının açıklanması için daha çok araştırma yapılması gerekiyor. 

Hristiyan dünyasını yıkan 1500 yıllık İncil
TAYFUN EREN BAĞCI 0 yorum

Hristiyan dünyasını yıkan 1500 yıllık İncil!

Hz.İsa’nın çarmıha gerilmediğini ve Tanrı’nın oğlu olmadığını gösteren İncil Vatikan’da endişe yaratıyor.


Bu endişe bulunan İncil’in Hz.İsa’nın havarinden biri olan ve havari Paul ile seyahat eden Barnabas İncili’ni içermesinden kaynaklanıyor. Kitap 2 000 yılında bulunurken, şu an Ankara Etnografya Müzesi’nde gizli tutuluyor. Hz.İsa’nın dili olan Aramice lehçesi ile deri üzerine yazılan kitap sayfaları zamandan dolayı kararmış halde bulunuyor. Elde edilen bilgilere göre, uzmanlar kitabı inceleyerek onun orjinal olduğunu iddia ettiler. Tahran dini yönetimi metnin Hz.İsa’nın çarmığa gerilmediğini ve Tanrı’nın oğlu olmadığını gösterdiğinde ısrar ediyor. Kitapta ayrıca Hz.İsa’nın çarmığa gerilme öncesinde hayatta olarak göğe yükseldiğini, onun yerine ise Judas Iscariot’un çarmığa gerildiğini yazıyor. Vatikan kitabın açığa çıkarılmasından dolayı duyduğu endişeyi ifade ederek, Türk yetkililerden Katolik Kilisesi uzmanları ile beraber Katolik Kilisesi’nde içeriğinin incelenmesini istedi. İznik Katedrali’ndeki Katolik Kilisesi’nin İncil’in bir örneğini çıkardığı, Barnabas İncili dahil bazı yerleri ise kaldırmış olabileceğine inanılıyor.

ADLİ EMANETTE UNUTULMUŞTU
Ankara Adliyesi Adli Emaneti’nde 1500 yıllık bir İncil bulundu. Hz. İsa’nın ilk öğütlerini verdiği Aramice dili ve Süryani alfabesiyle yazılı tarihi İncil, polis nezaretinde Ankara Etnografya Müzesi’ne devredilmişti. 8 yıldır adli emanette bekletildiği ortaya çıkan İncil’in değerinin 40 milyon lira olduğu tahmin edilirken Papalık, İncil üzerinde inceleme ve araştırma talebinde bulunmuştu

ETNOGRAFYA MÜZESİ’NE GİTTİ
Ankara Adalet Sarayı’nda değeri 40 milyon lira olduğu iddia edilen 1500 yıldan fazla tarihe sahip İncil ortaya çıktı. Sekiz yıldır adli emanette tutulduğu belirlenen İncilmahkeme kararıyla polis eşliğinde vemakam otosuyla Etnografya Müzesi’ne eslim edildi. İlk incelemelerde Süryanilere ait olduğu belirlenen İncil’in Aramice diliyle Süryanice alfabeyle yazıldığı öğrenildi. Deri üzerine yazılmış, deri kaplamalı İncil’in kültür varlığı olduğu ve müzelik değeri olduğu için koruma altına alındığı kaydedildi.

2000’DE ELE GEÇİRİLDİ
Kaçakçılık operasyonu kapsamında Akdeniz bölgesinde bir çeteden 2000 yılında ele geçirilen İncil’in tarihi dokusunu koruduğu ve döneme ait birçok iz taşıdığı anlaşıldı. Polis, İncil’in kopyasının alınıp alınmadığına ilişkin inceleme başlatırken İncil’in fotokopisinin dahi 3 ila 4milyon lira değerinde alıcı bulabileceği bildirildi. Çete üyelerinin yerel mahkeme tarafından yargılandığı, mahkemenin verdiği cezaların ise Yargıtay tarafından onaylandığı belirtildi. Çeteden ele geçirilen parçalar ise adli emanete teslim edildi. Bu çerçevede İncil de sahipsiz olduğu gerekçesiyle adli emanete intikal etti.

VATiKAN iZiN iSTEDi
Tarihi İnciller konusunda hassas olan Vatikan’ın, ele geçirilen İncil’le ilgili inceleme talebi olduğu belirtildi. İncil’in Arami dilinde ve Süryanice alfabeyle yazılmış olması ilgi çekiyor. Çünkü Aramice Hz. İsa’nın konuştuğu dil olarak kabul ediliyor. Günümüz dünyasında Aramice sadece Suriye’de Şam yakınlarında bir köyde konuşuluyor.

Hz.MUHAMMED'İ HABER VERİYOR
İçinde Hz.Muhammed’i haber veren ayetler olduğu için Müslümanların büyük ilgi gösterdiği Barnaba İncili’nin bugün basılı 2 nüshasının olduğu biliniyor. Hıristiyan kiliselerinin “apokrif” yani varlığını kabul ettiği ama içindeki bilgileri reddettiği Barnaba İncili, 1979’da önce Pakistan’da İngilizce olarak yayımlandı. Daha sonra İngilizce’den tercüme edilerek Türkçe basıldı. Barnaba İncili’ni 1980’lerin ilk çeyreğinde Zafer dergisi gündeme getirmiş, Türkiye günlerce bu İncil’i konuşmuştu. Pakistan’da basılan Barnaba İncili, Avusturya’daki nüshadan yapılan bir baskının Amerikan Kongre Kütüphanesi’ndeki nüshasından tercüme edilmişti. Dünya bu İncil’in varlığından, ABD’deki nüshadan alınan mikrofilmlerle Pakistan’da yapılan baskıdan sonra haberdar olmuştu Ankara’da bulunan 1500 yıllık esrarengiz İncil acilen Hükümet tarafından ciddi bir şekilde korumaya alınmalıdır. Öyküsü Indiana Jones filmlerini aratmayan Barnabas İncili’nin başına her an her şey gelebilir. Ankara’da bulunduğu Etnoğrafya Müzesi’nden çalınabilir, temizlik sırasında çöpe gidebilir, hatta yangında yok olabilir. Çünkü Vatikan bu İncil’in peşine düştü. Ve Papa onu mutlaka istiyor. Eğer Türkiye İncil’i korumazsa ve acilen çevirip tüm dünyaya duyurmazsa, bu özel İncil diğer örnekleri gibi ‘katledilir!’. Çünkü Bu İncil’de Barnabas, İsa’nın Allah’ın oğlu olmadığını ilan etmekte ve İsa’nın ağzından kendisinden sonra gelecek peygamberi ‘Ahmed’i müjdelemektedir. Yani Hz. Muhammed’i!

Dünya'nın Derinliklerinde Dev Okyanus Keşfedildi
TAYFUN EREN BAĞCI 0 yorum

Dünya'nın derinliklerinde dev okyanus keşfedildi!



Bilim insanları, Dünya'nın derinliklerinde tüm okyanusların sahip olduğu suyun üç katı miktarında su içeren devasa bir okyanus bulunduğunu açıkladı.

Yeni keşif, Dünya'daki denizlerin nasıl oluştuğu hakkında önemli yeni bilgiler sunabilir.

Depremlerin oluşturduğu sismik dalgalar incelenirken, Dünya'nın derinliklerinde gizlenen devasa bir okyanus bulundu. Dünya'nın yüzeyi ile çekirdeği arasındaki sıcak kaya tabakasını temsil eden mantonun 700 km derinliğinde bulunan su, 'ringwoodite' olarak adlandırılan mavi taşların içinde yer alıyor.

Aljazeera Türk'te yer alan habere göre yapılan yeni keşif, Dünya'nın deniz ve okyanuslarının nasıl oluştuğu tartışmaları

hakkında çok önemli bilgiler sundu. Bazı jeologlar, Dünya'ya çarpan kuyrukluyıldızların suyu getiren kaynak olduğunu düşünürken, en son keşif denizlerin yeryüzünün derinliklerinden çıktığını savunuyor.

ABD'nin Northwestern Üniversitesi'nden Steven Jacobsen, 'Dünya'nın suyunun kendi derinliklerinden geldiğine dair önemli bir delil bulduklarını, ayrıca okyanusların nasıl milyonlarca yıl aynı büyüklükte kaldığını da bu şekilde açıklayabileceklerini' belirtti.

500'den fazla depremin oluşturduğu sismik dalgaları ölçmek için 2000'den fazla sismometre kullanan araştırmacılar, çekirdek dahil olmak üzere Dünya'nın yeraltı tabakalarında ilerleyen dalgaları inceledi.

Science dergisinde yayımlanan araştırmada, Jacobsen sismik dalgaların 'yüzeye ulaştıktan sonra Dünya'nın günlerce zil gibi çınlamasına sebep olduğunu' ifade etti.
Farklı derinliklerde sismik dalgaların hızını ölçen Jacobsen ve ekibi, dalgaların daha yavaş ilerlediği, sulu kaya bulunan bölgeleri tespit etti. Yaptıkları tespitin sadece su içeren 'ringwoodite' sayesinde olabileceğini düşünen Jacobsen, savını güçlendirmek için laboratuvar ortamında deneyler yaptı. Ringwoodite taşı, 700 km derinlikteki basınç ve ısıya tabi tutuldu ve mavi taşın manto tabakasının alt ve üst bölümünü ayıran kısmında olduğu doğrulandı.
Geçmişteki araştırma doğrulanmış oldu

Kanada'nın Alberta Üniversitesi'nden Graham Pearson, Mart ayında Nauture dergisinde yayımlanan araştırmada, manto tabakasındaki ringwoodite taşının su bulundurma özelliğine değinmişti.

Pearson, yanardağlar tarafından yüzeye çıkarılan ringwoodite taşları üzerinde yaptığı analizlerde, taşın su saklama özelliğine değinmiş ve mantonun üst ve alt bölümlerini bağlayan kısımda çok yüksek miktarda su olabileceğini söylemişti. Pearson, yapılan yeni keşfin ardından 'su içeren kayaların varlığının son derece güçlendiğini' belirtti.

Jacobsen, sulu kayaların şu an sadece ABD'nin altında tespit edildiğini, ancak

Dünya'nın tümünü sarıp sarmadığı sorusuna açıklık getirmek için araştırmaların devam edeceğini söyledi. Jacobsen, Suyun sadece yüzeyde ve dağ zirvelerinde bulunmadığı için şanslı olduğumuzu belirtti.

SELİMİYEDEKİ TERS LALE
TAYFUN EREN BAĞCI 0 yorum

İstanbul’un fethinden önce Osmanlı Devletine başkentlik yapmış Edirne’de 16. yüzyılda Mimar Sinan’ın yapmış olduğu ustalık eseri olarak nitelendirdiği Selimiye Camisi ve Külliyesi şehrin siluetini güzelleştirmektedir. Selimiye Camii II. Selim adına yapılmıştır. Osmanlı döneminin en önemli eseri olmakla birlikte günümüze kadar o görkemli halini korumaya devam etmiştir. Camii şehrin her yerinden rahatlıkla görülebilmektedir. İnce ve zarif dört minaresi bulunmakta, iç ve dış avlusu, kütüphanesi, eğitim kurumları ve arastası bulunmaktadır. İçyapısı ise, mermer, ahşap, sedef ve taşla döşenmiş ve çiniler kullanılmıştır. Son derece ihtişamlı duran bu yapının içerisinde herkesin dikkatini çeken bir ayrıntı vardır ters lale. Ters lale hakkında birçok söylenti vardır. Benim bizzat durduğum ve araştırmış olduğum rivayetleri anlatmak istiyorum.

Edirne’de Selimiye Camisinin yapım yeri bir kadına ait olduğu ve bu kadının da ters birisi olduğu söylenmektedir. Camii yapımından önce yer sahibi olan bayanla konuşmaya giderler fakat bayan çok ters, huysuz birisidir ve gayrimüslimdir. Devlet isterse yeri alabilir ama camii yapılacağı için özellikle sahibin rızası alınmak istenmektedir. Kadın sonunda ikna eldir ama bir isteği vardır. Bahçede kadının özel bir yeri vardır ve oraya dokunulmamasını istemektedir. Fakat bu imkânsızdır çünkü kadının dediği yer caminin tam ortasında kalmaktadır. Caminin tam ortasına demirlerle özel bir bölüm yaparlar ve kadını hatırlatması için ters bir lale çizerler (kadının ters olmasından dolayı). Başka bir rivayet derki aslında bu hikâye daha vardır ve bu hikâye daha dramatiktir. Caminin mimarı olan Mimar Sinan bu caminin yapımı sırasında işine kendisini çok vermiştir. Bu sırada Mimar Sinan’a bir haber gelir. Kızı çok hastadır. Mimar Sinan çok üzülür. Çocuğu ölümcül bir hastalığa yakalanmıştır. Zaman kaybetmeden kızının yanına gider.  Kızının yaşı da küçüktür. Aradan fazla zaman geçmez ve Mimar Sinan’ın kızı hayata gözlerini yumar. Bu durum usta mimarı çok derinden etkilemiştir. Gözlerinin önünde kızının ölmesi kendisini mahvetmiştir. Bu acısını içine gömer ve işine geri döner ama aklı hep ölen kızındadır. Cami’nin ortasındaki yere kızı için lale çizer öldüğü içinde laleyi ters yapar. Bu lale hala orada bulunmaktadır. Özellikle camiye namaza gelenler bilmeyenlere duymuş oldukları bu hikâyeleri anlatmaktadırlar. Ama tarihçiler özellikle ikinci hikâyenin doğru olabileceğini söylemektedirler. Caminin içinde bulunması ve günümüze kadar gelmesi cami ziyaretçilerinin hala ilgisini çekmektedir.