Ateizm Sorularına Cevaplar
TAYFUN EREN BAĞCI 0 yorum

1- "Doğaüstü açıklamaların yerini sürekli olarak doğal nedensel açıklamalar alıyor, yani bir gün bilim her şeyin cevabını verecektir. Nereden geldik ve hangi güç tarafından var edildik? Bunun cevabını bilim yaratıcıya ihtiyaç duymadan verecektir." İddiası

Bilim pek çok şeye cevap verebilir. Ancak bilimin bir başka özelliği de her bir bilinenin çok daha fazla sayıda başka bilinmeyenlere kapı açtığı gerçeğidir. Olayın diğer bir boyutu da ateistlerin dini yanlış anlamaları ya da çarpıtmalarıdır. En çok verilen örnek şudur; "Eskiden şimşek çaktığında, Tanrı'nın kızgınlığı sanılırdı. Ancak bugün bilim bunun elektriklenmeden doğan bir etkileşim olduğunu ve dinsel bir sebebi olmadığını ispatladı". Bu açıklama İslam dinini iyi anlamamış olmalarındandır. Çünkü İslam dini kâinattaki her işin Allah tarafından yaratıldığını, ancak bunları bir sistem içinde, ölçü ve düzene göre sayılarla yapıldığını söyler.

"Allah her şeyi sayıp kuşatmıştır"
"Allah her şeyi bir ölçüye-düzene göre yaratmıştır"

Yani evrende bilinmeyen hiçbir şey kalmasa bile bilim Yaratıcının görünen yüzünü araştırdığı ve İslam'ın aslında "uzayda bir yıldızda oturan Tanrı’nın var olduğunu söylemediği" gerçeğini kabul edene kadar dini anlayamayacaktır.

"Nereye bakarsanız bakın, ancak Allah’ın yüzünü görürsünüz" ayeti, zaten bilim adamlarının yaratıcıyı araştırdığını ve sistemin kendisinin, yaratıcının yüzü olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Bazı bilim adamları da uzayda bir yıldıza oturmuş ak saçlı bir ihtiyar aradıkları ve İslam dinini de böyle söylüyor zannettikleri için "Dinler saçmadır" demişlerdir. Oysa söylendiği gibi; sistemin bizzat kendisi, Yaratıcının insanlara tecelli eden zatının yüzüdür.

2. Dünya Dinlerinin Tutarsızlığı İddiası

Evet, gerçekten de dünya üzerinde binlerce din söylentisi vardır. Hatta her dinin içinde belli konularda birbirinden ayrılmış farklı gruplar vardır. Gerçekte ise; dini algının insan sayısı kadar çeşitli olduğu söylenebilir. Ancak neredeyse tüm dinlerin ortak olduğu nokta "evrenin bir gücün üretimi olduğu ve insanın ahlaklı yaşaması gerekliliği" gerçeğidir. İnsan, kendi varlığına neden olan bu güce, saygı duymalıdır. Geri kalan kısım, bu asıl önemli noktanın yanında teferruattır ve bu yönüyle dünyadaki tüm dinler birbirine benzeşik sayılırlar.

Bununla birlikte her insan yeni bir din fikri ortaya atıp dünyadaki din sayısını artırabilir. Bu yönüyle dinlerin arasındaki ayrılıklar Yaratıcının bir hatası değildir. Akıllı bir insanın yapması gereken; delil aramaktır. Yani, "Ey kardeşim ilahi bir kitaba sahip olduğunu ve Yaratıcı ile konuştuğunu söylüyorsun, haydi kanıtla" demesini bilmektir. Yoksa her önünüze gelene ya da kolayca ana baba dinine inandığınız gerçeğinden kurtulamazsınız. Bu web sitesinde ve Kutsal Gizemler serilerinde işte bu deliller ifade edilmiştir ve Kuran’ın neden ilahi bir kitap olduğu bilimsel delilleri ile ispatlanmıştır. Delilsiz inanmak, örftür ve kabulleniştir. Delil ile inanmak, inancın en güçlüsüdür ve bilme derecesine yükseltir, tam bağlılık getirir. Aklı başında bir insanın yapması gereken, ihtimaller arasından kendisi için en güzelini seçmektir. Birçok dünya dini araştırılmış ve Kuran benzeri mucizelere sahip başka bir kitap bulunamamıştır.

3. Dini Argümanların ve Açıklamaların Zayıflığı İddiası

İslam âlimleri ya da diğer din âlimleri sadece kendi konularında bir miktar bilgi sahibidirler. Onlara hayatı, evreni ve doğadaki düzeni bilim ve dini birleştirerek açıklayacak bir yaklaşımda bulunmalarını beklemek doğru olmaz. Artık din adamları bilim, felsefe ve din bilgisini birlikte almalıdırlar. Elbette ateistler bir bilen olmayınca ve kendileri de öğrenme zahmetine girmeyince verilen açıklamaları yetersiz bulacaklardır. Bu geçmişte bizimde yaşadığımız bir sorundu ve din adamlarının verdikleri cevaplar çok yetersiz geliyordu. Ancak bu durum bize acı verdi ve bu acı da yeni keşiflerin, bilgilerin doğmasına kapı açtı. Tarihte olduğu gibi...

4. Dua’nın Hiçbir İşe Yaramadığı İddiası

Duanın işe yaradığını da yaramadığını da gösteren birçok deney kayıtlara geçmiştir. Ancak deney yapmaya gerek duymadan duanın insan psikolojisi üzerindeki pozitif etkisini düşündüğümüzde, tüm dünyaya büyük bir pozitif etki yaptığını söylemek kesinlikle doğru olacaktır.

Dua; her şeyden önce insanın Yaratıcısını ve ahlaklı kalması gerektiğini sürekli hatırlatan, Yaratıcı ile bir karşılaşma anıdır. Eğer duanın bu pozitif ve ahlaklı düşünme etkisi olmasaydı, dünya çok daha kötü bir yer haline gelebilirdi.
İşin bir diğer boyutu da dua edenin kimliği ve Allah’a yakınlığı ile ilgilidir. Şahsen sıkışıp Allah’a dua ettiğimde, geri çevrildiğini neredeyse hiç hatırlamıyorum. En olmayacak şeylerin olduğuna kendim şahidim.

5. İnancın Aile Yadigârı Olması Konusu

Bu konuda haklılar. Bir kişi anne babasının seçtiği dini, daha ne olduğunu bile bilmeden kabullenmesi ve gerçekte hakkında hiçbir şey bilmemesi inançtan çok, örfi bir gelenek şeklinde yerleştiğini düşündürtmektedir. Ancak bu durum dinle ilgili olmayan, insana özgü bir durumdur. Dinlerden uzaklaşmak için bir neden olarak gösterilmesi, saçmadır.

6 - Tanrı Kendini Neden Göstermiyor?

"Nereye bakarsanız bakın, ancak Allah’ın yüzünü görürsünüz" ayeti ile anlaşılmaktadır ki; Allah kendisini tüm varlıklara bir nesne gibi değil de; tüm kâinat olarak göstermeyi, sunmayı tercih etmiştir. Yani Allah’ın yüzüne bakmak isteyen; doğaya, evrene ve işlerin akışına bakmalıdır. Allah, onların bir cisim şeklinde görmek arzusunu yerine getirmek zorunda değildir. Kendisini böyle tanımlayan bir Yaratıcıyı, kimsenin yok olarak kabul etmesi mümkün değildir. Sistemin içinde kanunlar, anında gerçekleşen hesaplamalar ve evrenin iki ucundaki iki taşın birbirinin konumunu anında beyinleri olmaksızın hesaplayabilmeleri gibi pek çok detay göstermektedir ki; sistemin kendisi Allah’tan gayri uzak değildir. "Şah damarınızdan daha yakınım" ayeti de, Allah'ın her şeyin içinde olduğunu ifade eder. Allah, aynı zamanda doğrulmamış ve doğurmamıştır. Yani kendisi dışında 2. bir varlık daha doğurmamış yaratmamıştır. Böylelikle Kuran, Allah'tan başka bir şey olmadığını söyler. Yani tüm evren ancak O’dur, Onun yüzüdür; Allah’ın varlığa görünen yüzüdür. Ancak; Allah'ın, insanların göremediği (evrenin birçoğu gibi) akıl almaz güçleri ve görünümleri olabilir. Bunu henüz bilemiyoruz.

Yaratıcı; kendini en güzel suretle, zevk verecek şekilde insanlara sunmak için, insanların iyisini seçmek gibi bir yaklaşımda bulunması son derece mantıklıdır. Çünkü bu olağanüstü deneyimi; kendisini yok sayan ve küstah varlıklarla paylaşması, hiç akla ve adalete uygun değildir.

7 - Neden Masum Çocuklar Ölüyor ve Kötüler İyi Yaşıyor?

Bu konu hakkında çok detaylı bir yazı hazırlıyorum ama özetle cevap vereceğim; Kuran’a göre insanoğlunun Cennet'te bir yaşamı olmuştu ve oradan topluca indirildik. Orada işlediğimiz günahların cezasına göre dünyadaki kaderimiz şekillendi. Bu konu İslam âleminde daha önce bu şekliyle hiç işlenmedi ancak ayetlerden ve hadislerden delilleri ile bu konuyu ispatlamak için özen göstereceğim. Yani; Hz. İsa'nın daha bebekken konuşması, peygamber olması, Cennet'e gideceğinin kesin olması gibi, kiminin de Danimarka gibi ateizmin yaygın olduğu bir ülkede doğması ve sınavının daha zor olması gibi değişkenler Cennet'ten gelirken yanımıza getirdiğimiz hak edişlerdir. Eğer yazı yayınlandığında haberdar olmak istiyorsanız Facebook'tan abone olun ya da sık sık gelerek yazıları takip ediniz.

8 - Masanın Üzerinde Bir Melek Var, Ben Görüyorum, Sen Göremiyorsun Hikâyesi...

Bu hikâyeye göre inananlar, sözde hiç görünmeyen bir şapkanın varlığına inanmaktadırlar. Bir ateist kendisinden şapkayı göstermesini istediğinde ise, inanan kişi gösterememekte ama inanması konusunda ısrar etmektedir. Bu tamamen çarpıtılmış ve Allah inancını anlayamamış bir yaklaşımdır. Hakikatte inanan bir kişinin örneği şuna benzer;

Kişinin başı üzerinde bir şapka vardır ve herkes bunu açıkça görmektedir. İnanan kişinin, şapkaya değil de, şapkayı imal eden bir terzi olduğuna inanmasıdır. Çünkü şapka dikişlerden oluşmuş, başına uygun kesilmiş, kıvrımları güneşi ve yağmuru engelleyecek şekilde dizayn edilmiştir. Bu durumda akıllı kişi görmediği halde, terzinin varlığını anlar. Onun insan mı? Melek mi? Enerji mi? Işık mı? Olduğu ile ilgilenmez. Önemli olan onun bir şekilde var olduğudur ve sistemine müdahale ettiğini bilmesidir. Her şey aslında çok basit ve sadedir. Tüm doğa, canlılar ve insan bedensel tasarımı mükemmel şapkalar olarak düşünülebilir. Her biri ayrı ayrı terzinin varlığına işaret ederler. Müslümanlar, görmedikleri ya da gösteremedikleri bir şeye değil; birçok sanat eserine şekil verene ve doğayı kendisine yüz olarak seçen yüce gücün varlığına inanırlar.

9 - Kur'an da Miras Ayetinde Hesap Hatası Olduğu İddiasına Cevap...

Nisa Suresinin 11. ve 12. ayetinde ölenin yakınlarının ve miras dağıtımında orada hazır bulunan fakirlerin mirası nasıl bölüşeceği anlatılmıştır. Maalesef bu ayet yeterince iyi anlaşılamamış ve günümüze dek bazı istisnai durumlarda yanlış şekilde uygulanmıştır. Ateistler de genellikle bu yanlış uygulamayı göstererek "Bakın, Kuran'da matematik hatası var" demektedirler. Ancak burada söz konusu olan sadece ayeti iyi anlamayarak yapılan hesaplamalardır. Ateistlerin iddialarına göre “Bazı durumlarda miras paylaştırılırken söz konusu oranlar toplandığında %100’ü geçmekte ve miras paylaşımı gerçekleştirilememektedir.”

Ancak, ayetin sonunda şöyle bir ifade vardır ve bu nedense kimsenin dikkatini yeterince çekmez;

"Tilke hudûdu" yani "bunlar hudutlardır". Söz konusu oranlar hâkimin inisiyatifine bırakılmış üst sınırlardır. Bunları aşmanız yani bir kimseye söz konusu huduttan fazla vermeniz mümkün değildir. Eğer mirası paylaşanlar kendi aralarında anlaşamazlarsa hakem olarak belirlenen kişi adil bir şekilde bu hudutları aşmadan paylaşımı yeniden düzenler. Eğer oranlar toplandığında % 100'e ulaşmadı ise orada hazır bulunan fakirlere ayette emredildiği gibi verilir. Böylelikle ailelerin illa erkeğe iki kat, kıza yarım pay olacak ayette böyle emredilmiş diye tutturmadan, ihtiyaca göre aile reisinin mirası dağıtmasının önü açılmıştır. Hakem olarak belirlenen kişi, tüm miras sahiplerinin ortak kabulü olan bir kişi olmalıdır. Taraflar hududu aşmadan kendi aralarında bölüşebilirse, ne ala... Yani Kuran’da asla hata ve çelişki yoktur. Bu sınırlı ve az olan insan aklının aceleciliğinden kaynaklanmaktadır ve samimiyetle anlamak isteyen herkes, Kuran’ı anlayabilir.

10 - Hz. Muhammed (s.a.v)'in Hz. Ayşe (a.s) ile Çocuk Yaşta İken Evlendiği İddiası.

Bizler hiçbir konuda hadisleri kesin delil olarak kabul etmiyoruz. Çünkü hadislerin çoğu sonradan uydurmadır. Ancak bu konuda hadisler dahi bu iddiayı haklı kılmıyor. Mantıksal ve açık tarihi gerçekler bu durumu açıkça yalanlıyor.

Hz. Aişe’nin Peygamberimizle evlendiğinde 7, 9, 11, 12, 13 veya 15 yaşında olduğu iddiaları tamamen gerçek dışıdır. Bu sayıları ortaya atan bütün rivayetler ya uydurma ya da yanlış tercüme kurbanıdır. Bu Hz. Muhammed’e yapılmış büyük bir iftiradır. Zira Hz. Aişe’nin Peygamberimizle evlendiğinde 17-18 yaşında olduğunu bildiren sağlam rivayetler söz konusudur.

Hz. Peygamber’i her dönemde yanlış tanıtmak için çabalayan insanlar olmuştur. O dönemde de böyle bir iftirayı atanların gayretlerinin hala düşünülmeden günümüzde de tekrarlanması ve aynı yanlışların sürekli ifade edilmesi gerçekten düşündürücü, hayret, dehşet ve ibret vericidir.

Oysa gerçeğe ulaşmak çok basittir. Şöyle ki; Hz. Peygamber’in Hz. Aişe ile tam10 yıl evli kaldıkları tarihi bir gerçektir. Ve Peygamberimizin vefatında Hz. Aişe’nin 27 yaşında olduğu güvenilir kaynaklar tarafından zikredilmektedir. Öyleyse, bu evliliğin 10 yıl devam ettiğini biz bildiğimize göre; 27’den 10’u çıkardığımızda Hz. Aişe’nin Peygamberimizle evlendiğinde 17 yaşında olduğunu anlamak hiç de zor olmayacaktır.

Hal böyleyken onun yaşını küçük gösterme ve peygamberi sübyancı olarak tanıtma ve suçlama niyetlerinin arkasında yatan gerçekler çok iyi düşünülmeli, böyle bir iftirayı atabilecek ehl-i kitabın veya İslam düşmanlarının varlığı hiç bir zaman gözden uzak tutulmamalı ve onların ellerine böyle fırsatlar verilmemelidir. (bkz. http://www.ahmettekin.net/hz.-aise-r.a.’nin-dogum-tarihi-evlendigi-zamanki-yasi,84.html)

11 - Hz. Muhammed (s.a.v)'in Çok Evlilik Yapması

Araplarda ve o zaman pek çok millet ve kabilelerinde iç savaşlar ve barbarlık hâkimdi. Bu durum erkek nüfusunun kadın nüfusundan hayli az olmasına neden oluyordu ve kadın bolluğunun sonucu olarak savaşta işe yaramadıkları ve para kazanamadıkları için diri diri gömülüyorlardı. Birçoğu da açlık ya da hastalıktan küçük yaşta ölüme terk ediliyordu. Böyle bir dönemde çok evlilik bir zorunluluktu. Böyle durumlar sonraki devirlerde hatta günümüzde dahi büyük savaşların akabinde tekrar etmiştir. Kurtuluş savaşının ardından birçok bölgede erkek nüfusunun 3'te 1'i ya da yarısı yok olmuştur. Allah bu nedenle erkekler için çok evliliğe izin verdi ve bu durumun kadınların aleyhine işlememesi için şartlar koydu; adil olmak şartı getirildi, hiçbirine diğerini rahatsız edecek kadar ilgi gösterilmemesi farz kılındı. Tarihin hiçbir döneminde kadın, erkek nüfusundan çok olmadı ve doğan çocuğun babasının da çağlar boyu bilinemez oluşu gibi nedenlerle doğamıza da kadının çok eşliliği her zaman ters oldu. Günümüzde dahi çocuğun babası yapılan testlerle sadece babası izin verirse anlaşılabilmektedir. Eğer kadının birçok kocası varsa ve test yaptırmak istemezlerse çocuk babasının kim olduğunu asla öğrenemeyecektir.

Peygamber Efendimiz ilk evliliğini hadislere göre 40 yaşlarında ve dul olan Hz. Hatice ile yaptı. Eşinin vefatından sonra 3 yıl kadar yas tuttu. Evlenmek istemediğini beyan ediyordu. Güçlü ve herkesin kendisine saygı duyduğu bir peygamber ve yöneticiydi. Tüm halk kızlarını onunla evlendirmek için sürekli teklifte bulunuyor ve herkes ümit ediyordu. Bu durumda 3 yıl bekledi ve en yakın arkadaşı Hz. Ebu Bekir’in kızı olan Hz. Aişe ile evlendi. Muhtemelen Mekke’nin ya da Medine’nin en güzel kızı değildi. Sonradan yaptığı tüm evliliklerde ya dul ya da yaşlı kadınlarla evlendi. İstese diğer ülke yönetici ve kralları gibi genç ve bakire kızlardan oluşan yüzlerce kişilik haremler kurabilirdi. İki yönetim biçimi kıyaslanınca Hz. Peygamber'e atılan iftiraların mide bulandırıcı olduğu ve haksızlıkta haddi fazlası ile aştıkları görülüyor. Ayrıca Hz. Peygamber'in hemen her gece eşlerinden ibadet için izin istediği ve namaza çekildiğinde pek çok sahih hadisle ortadadır. Ayrıca bir insan için çok normal olan ve kimseyi rahatsız etmeyen herkesin mutlu ve gönüllü olarak gerçekleştirdiği bu evlilikleri anormal göstermeye çalışmak zaten bir art niyet ürünüdür.


Araştırmacı Yazar ve Yönetmen Erdem Çetinkaya Mehdi, kutsal gizemler, kutsal, gizemler, erdem, Erdem Çetinkaya, ateizm, inanmak, altın oran, oran, gizemli, inanmak, iman, inanç, tebliğ, 1.618, 618, 109,10 9, astronomi, matematik, Kur’an-ı Kerim, dünya, güneş, ay, internet, İslam, Müslümanlık, Muhammed (a.s), sır, nasa, mucize, hadis, ayet, diriliş, diriliş projesi, projeler, ateizm, insan, insanlık, miras, sure, Kuran, soru, cevap, kader, doğaüstü,
YAZAR HAKKINDA Evrenin Gizemleri Yaratılanların en mükemmeli insandır. Bilinmeyen gerçekler, gizemli yerler, gizli örgütler, illuminati, ufo, 52. bölge, piramitler, CIA deneyleri ve çok daha fazlası için EvreninGizemleri sitesini inceleyin....

0 yorum

Yorum Gönder