Albert Vandal..

Albert Vandal...
Adı üzerinde tam bir VANDAL...
O bir Fransız. "KANLI PADİŞAH" dedi Sultan Abdülhamid'e. "KIZIL SULTAN" ilan etti.

Onun bu söylemleri üzerine başta İngiltere olmak üzere tüm Avrupa'da kara propaganda başladı.
Sultan Abdülhamid "Kan dökücü" ilan edildi.
Bunun tek bir nedeni vardı.
Sultan Abdülhamid Ermeni isyanını bastırmıştı.

Bir tek Ermeni'yi idam ettirmedi ama dedik ya KARA propaganda almış başını gitmişti..
Sen misin Ermeni isyanını bastıran.

Çok ilginçtir Avrupa'da başlatılan bu ALGI OPERASYONU'na o zamanlar Avrupa'da okuyup yurda dönen JÖN TÜRKLER de katıldı.
Onlar da "KIZIL SULTAN" diye ayağa kalktılar.

Sultan Abdülhamid'i Ermeni isyanını durdurdu diye "KATİL" ilan ettiler.
Halbuki aynı JÖN TÜRKLER daha sonra 1915'te binlerce Emeni'yi tehcir ettirmek için kolları sıvayanlardı.

Merkez ne diyorsa, ona göre şekil değiştiriyorlardı.
Bugün değişen bir şey yok.
Bu ülkede iç savaşı engelleyen bir yönetim...

Kalktı ülkede barış rüzgarları estirdi.
Silahların susması için siyasi hayatını riske attı.

Ve Avrupa ile ABD'den başlayan bir KARA PROPAGANDA ile saldırıya geçtiler. "DİKTAÖR" diye yazdılar MEDYA BARONLARININ gazetelerinde.

Dışarıdan gelen saldırı silahına içerideki JÖN TÜRKLER de kutsal ittifaklara girerek sarıldı.
Papağan gibi şakıdılar aynı argümanı.

Sultan Abdülhamid'e "İstihbarat devleti kurdu" diye saldırdılar aynı kafalar.

Halbuki Abdülhamid Han tahta çıktığı gün İstanbul sokakları İngiliz, Fransız, Rus ajanı kaynıyordu.

Meydan yabancı istihbaratçılara bırakılmış, içimizdeki İngilizlerin yıkıma götürdüğü sallanan bir imparatorluk kalmıştı ortada.

Abdülhamid'in tahta çıktığı günlerde Fransa'nın İstanbul büyükelçisi olan MÖSYÖ, sokaklarda Fransız Kralı'nın posterlerinin satıldığını yazıyordu hatıratında.

Devlet Londra, Paris ve Petersburg'dan yönetiliyordu.
Ve toto oynuyorlardı bu ülke topraklarında... "Bakalım Hasta Adam hangi ülkenin kucağında ölecek?" diye...

Tarih tekerrürden ibaret diye boşuna söylememişler. "Hasta Adam" ilan ettikleri Sultan Abdülhamid'den 100 yıl sonra bir başka adam çıktı...

Ona da "UZUN ADAM" diyerek saldırdılar.

Onun da istihbarat birimini, MİT'ini yerden yere vurdular. "İran Ajanı" diye kara propaganda ile suçladılar.

Kullanılan argümanlar, saldırı yöntemleri hiç fark etmiyordu.
100 yıl önce neyse 100 yıl sonra da aynıydı.

12 Eylül öncesinde Türkiye'de CIA'nın komünizme karşı kurduğu bir gladio vardı.

O kurum bu ülkede nice ÖRGÜT liderleri yetiştirip en başa taşıdı.
Biz SOL protesto eylemlerinde slogan attırıp zıplarken üzerinden "JİTEM" kimliği yere düşen ve linçten kurtulan insanlar gördük.
Bu ülkede din adamları bile yetiştirdiler.

Bu işleri bilen bir dostumla kahve içtik dün. "Unutma" dedi.
Ve başladı anlatmaya...

Başbakan Ecevit'in önüne bir bütçe koyuyorlar.

İçinde "ÖZEL HARP" diye bir bölüm olduğunu görünce Ecevit şaşırıyor. "Bu ne? Böyle bir yapı mı var" diye soruyor.
Gelen cevap ilginç; "Efendim bu güne kadar bu yapının harcamaları CIA'dan geliyordu.

Ancak şimdi para kesildiği için size bildirmek zorunda kaldık.
Evet böyle bir yapı var !!!"

Bizim solcular unutsa da Ecevit o günden sonra "Kontrgerilla" diye bağırmaya başlıyor.

Türkiye bugün CIA'dan, MOSSAD'dan, Kraliçe'nin MI6'sından maaş alanlarla, "Artık maaşlar benden" diye ayaklanan bir Devlet'in kavgasına tanıklık ediyor.

Dostum diyor ki; "Gerisi boş!"

Bekir Hazar